‘Odysseia’ Ve Medeniyetler Çatışması

Nolan hâlâ filmlerini yapabilir, Zhuge de Batı geleneğinden zevk almaya devam edebilir. Ancak bu özgürlükler, Amerikan gücünün partinin tasarılarına karşı koymasına bağlıdır. Amerikalılar küresel meseleler üzerindeki etkilerini kaybederse, ruhlarımız mühendislik yoluyla biçimlendirilecektir.
Ağustos 11, 2026
image_print

Helen’in yüzünün bin gemiyi denize indirdiği söylenir ya; Christopher Nolan’ın Odysseus’un Truva Savaşı’ndan dönüşünü konu alan yeni filmi de binlerce yorumu harekete geçirdi. Klavye kahramanları, yönetmenin tercih ettiği çeviriden tarihsel gerçekliğe karşı işlediği iddia edilen “günahlara” kadar her konuda öfke kustu. Üstelik söz konusu film, insanları domuza çeviren bir cadıyı tasvir ediyor; buna ilişkin arkeolojik kayıtlar ise son derece sınırlı kanıt sunuyor.

İnternetteki huzursuzluğun en yeni nedeni, Nolan’ın Çinli podcast yapımcısı ve doktora adayı Yiyang Zhuge tarafından gerçekleştirilen röportajı. Pek çok kişi bu röportajın Amerikan entelektüel birikimindeki gerilemeyi gözler önüne serdiğinden ve Batı medeniyetinin yaklaşan çöküşünün habercisi olduğundan endişe ediyor. Oysa röportajın gerçekte ortaya koyduğu şey, daha az hayalî ve daha sinsidir—Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) sanat ve edebiyatı denetim altına alma çabası.

Bazı çevrelerde röportaj umutsuzluk ya da paniğe neden oldu. Pek çok kişi, Çin’in Batı geleneğinin büyük eserlerini derinlemesine tartışabilecek insanlar yetiştirebilmesine karşılık Amerika Birleşik Devletleri’nin aynısını yapamadığını düşünerek yakındı. Amerikan eğlence dünyası gazetecilerinin, Zhuge’nin Nolan’a yönelttiği sorular kadar ilgi çekici olmaya yaklaşan sorular sormasının gerçekten de nadir olduğu doğrudur.

Ancak Zhuge, pek çok bakımdan kendi memleketinin olduğu kadar Amerika Birleşik Devletleri’nin de bir ürünüdür. Franklin D. Roosevelt ile Walter Russell Mead’i yetiştiren seçkin yatılı okul Groton’da eğitim gördü. Lisans ve doktora çalışmalarını da Amerika Birleşik Devletleri’nde yaptı. Bu geçmişi, sohbetin büyük bölümünde kendini belli eder; konuşmanın çoğu, antik bir Yunan klasiğini sinemaya uyarlama işini tartışan iki parlak insandan beklenebilecek türdendir.

Ancak röportajı etkileyen en ilginç isim ekranda hiç görünmez ve bu konuşmanın gerçekleştiğinden bile haberdar olmayabilir. O isim Xi Jinping’dir.

Röportaj tuhaf bir şekilde başlar: Zhuge’nin ilk sorusu, Nolan’a “alacakaranlıktaki bir medeniyetin ozanı” olup olmadığını sormaktır. Nolan, Homeros’un yaşadığı dönemde Yunanistan’ın yükselişte olduğunu ancak daha eski bir çağın ihtişamına henüz yeniden kavuşmadığını belirttikten sonra Zhuge araya girerek Atina’nın Peloponnesos Savaşı’nı demokrasinin kibri yüzünden kaybettiğini söyler.

Esasen başka konulara odaklanan bir konuşmaya böyle başlamak tuhaf görünebilir; ancak Zhuge’nin bu doğrultuda başlamaktan başka pek seçeneği yoktu. Xi’nin en sevdiği iki argümanı papağan gibi tekrarlamaktadır. Bunlardan ilki, “Doğu yükselirken Batı gerilemektedir” savıdır. Diğeri ise Amerika Birleşik Devletleri’nin, Çin’in önlenemez yükselişine yol vermek yerine Xi ile bir savaşı kışkırtarak “Thukydides tuzağı”na düşmenin eşiğinde olduğu iddiasıdır. Xi, Donald Trump ile en son görüşmesinde de Thukydides tuzağını gündeme getirdi.

Zhuge’nin açıkça olduğu gibi, Batı klasiklerini seven bir Çinli, düşüncelerini Xi’nin fikirleri etrafında şekillendirmek zorundadır; çünkü ÇKP, ilgi çekici fikirlerin ya da sanat eserlerinin kendi değerleri temelinde tartışılmasından nefret eder. Xi, Mao ve Stalin’i papağan gibi tekrarlayarak “sanat ve edebiyat emekçileri insan ruhunun mühendisleridir” der. Nasıl başka bir mühendis bir toprak yığınını yeniden şekillendirmek için kepçe kullanabilirse, bir sanatçı ya da yazar da resimleri ve düzyazısıyla ruhları yeniden şekillendirir. Zhuge şimdilik Batı geleneğinin çok güzel bulduğu bu yönlerine açıkça hayranlık duyabiliyor; ancak önce partinin çaldığı havaya göre dans etmek zorundadır.

Filminin Çin’deki tanıtım kampanyası sırasında bu röportaja katılan Nolan, bütün bunların yaşandığının hiç farkında olmayabilir. İdeolojik mücadeleyle ilgilenmiyor da olabilir. Yine de verdiği yanıtlar, Batılı fikirlerin ÇKP’de neden korku uyandırdığını gösterdi.

Nolan, Zeus’un yasası olan xenia’yı (konukseverlik yükümlülüğü) anlatır ve bu konukseverlik yükümlülüğünün bugün de Odysseia’da olduğu kadar ahlaki evrenin temel bir ilkesi olduğunu savunur. Ona göre xenia, insanların başkalarına kendilerine davranılmasını istedikleri şekilde davranmaları gerektiğini ifade eden Altın Kural’a benzer. Antik Yunanları harekete geçiren şey, insanların aşkın bir ahlaki değere sahip olduğu inancından ziyade kılık değiştirmiş Zeus’a farkında olmadan saygısızlık etme korkusuydu; ancak Nolan’a göre ortaya çıkan sonuç aynı görünmektedir.

Hiç kimsenin aşmaması gereken bazı sınırlar bulunduğunu ifade eden bu aşkın ahlak yasası fikri, insanların partinin çıkarlarına hizmet etmek için var olduğu yönündeki Leninist anlayışa doğrudan bir tehdittir. Xi’nin partiye yönelik bir direktifi olan 9 Numaralı Belge, “Batılı özgürlük, demokrasi ve insan haklarının evrensel ve ebedî olduğuna inanan” kişileri Çin için ciddi bir tehdit olarak tanımlar.

Nolan hâlâ filmlerini yapabilir, Zhuge de Batı geleneğinden zevk almaya devam edebilir. Ancak bu özgürlükler, Amerikan gücünün partinin tasarılarına karşı koymasına bağlıdır. Amerikalılar küresel meseleler üzerindeki etkilerini kaybederse, ruhlarımız mühendislik yoluyla biçimlendirilecektir.

Kaynak: https://freebeacon.com/columns/the-odyssey-and-the-clash-of-civilizations/