Şi Cinping’in ABD Ziyareti

Barış her iki tarafın da itidal göstermesini gerektirir ancak itidal, Amerika Birleşik Devletleri’nin Çin’i askerî üsler ve savaş gemileriyle kuşatması ve ardından yalnızca Çin’in sakin kalmasını talep etmesi anlamına gelemez. Güvenlik, başka bir ülkenin sürekli güvensizliği üzerinden sağlanamaz. Elbette anlaşmazlıklar olacaktır. İş birliği, her siyasi konuda anlaşmayı gerektirmez. Bir arada yaşamak da farklılıklar konusunda sessiz kalmayı gerektirmez. Ancak anlaşmazlıklar yaptırımlar, tehditler ve askerî tatbikatlar yoluyla değil diplomasi, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler kurumları aracılığıyla yürütülmelidir.
Eylül 27, 2026
image_print

Çin ve Amerika, Çatışma İle İş Birliği Arasında Bir Seçimle Karşı Karşıya

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 23-25 Eylül tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri’ni ziyaret edecektir. Onun ziyareti, iki devlet başkanı arasındaki bir buluşmadan öte iki olası gelecek arasındaki bir karşılaşma olarak görülmelidir.

Olası geleceklerden birinde, Amerika Birleşik Devletleri Çin’e yönelik bir çatışma sarmalı dayatıyor. Ticari anlaşmazlıkları ekonomik savaşa dönüştürüp sertleşiyor, ardından ekonomik savaş teknolojik ablukalara dönüşerek yoğunlaşıyor, teknolojik ablukalar askeri kuşatma yaratıyor ve nihayetinde askeri kuşatma kazalara neden oluyor; kazalar ise hayal edilemez bir savaşa dönüşme tehlikesi taşıyor.

Diğer muhtemel gelecekte ise, iki ülke de insanlığın büyük bir bölümünü yok etmeden bir diğerini yok edemeyeceğini kabul ediyor. Bir arada yaşamanın bir lütuf, iş birliğinin ise bir taviz olmadığını kabul ediyorlar. Bu ihtimalde her ikisi de birer zorunluluktur.

Başkan Şi’nin Amerika Birleşik Devletleri’ne gitme kararının önemi de burada yatmaktadır. Çin Dışişleri Bakanlığı, devlet başkanları diplomasisinin iki ülke arasındaki ilişkilerin yönlendirilmesinde “yeri doldurulamaz” bir role sahip olduğunu belirtti. Bu ziyaret, Başkan Donald Trump’ın Mayıs ayında Çin’e yaptığı ziyaretin ve gümrük tarifeleri, ticaret ve yatırımlar konusunda devam eden müzakerelerin ardından gerçekleşecektir. Başkan Şi, yanında geniş bir Çinli iş insanları heyetiyle seyahat edecek. Bu gelişmeler, Pekin’in ilişkiyi sürekli kriz hâlinden çıkarıp pratik bir angajmana doğru taşımak istediğini gösteriyor.

Ancak Çin ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki diplomasi, yalnızca bir fotoğraf verme fırsatından ibaret olamaz. Ayrıca bu süreç, bir tarafın diğerine boyun eğmek zorunda olduğu bir müzakere olarak da görülmemelidir. Diplomasi, gerçekliğin daha doğrusu dört gerçekliğin soğukkanlı bir biçimde kabul edilmesine dayanmalıdır.

İlk gerçeklik, Çin’in çevrelenemeyeceğidir. Çin, kalkınması yaptırımlarla boğulabilecek küçük bir ülke değildir. 1,4 milyardan fazla nüfusa, geniş bir sanayi sistemine, giderek daha gelişmiş bir bilim adamı topluluğuna, Asya, Afrika, Latin Amerika ve Avrupa genelinde derin ticari ilişkilere sahiptir. Çin hakkında ne düşünülürse düşünülsün, onun dünya ekonomisinden basitçe dışlanabileceğini düşünmek saçmadır. Çin’i çevreleme girişimi hâlihazırda gümrük vergileri, yarı iletken kontrolleri, yatırım yasakları, Çinli şirketlere yönelik yaptırımlar, Çin kıyıları boyunca deniz devriyeleri ve Pasifik’ten Hint Okyanusu’na kadar yeni askerî düzenlemelerin oluşturulması gibi olağanüstü bir kısıtlamalar katalogu ortaya çıkarmış durumdadır. Bu önlemlerin her biri savunma amaçlı olarak sunuluyor. Ancak bir arada ele alındıklarında bir meydan okuma mimarisi oluşturuyorlar. Washington’da baskının Çin’i kalkınmasından vazgeçmeye zorlayacağı yönünde tehlikeli bir yanılsama var. Hiçbir Çin hükümeti böyle bir talebi kabul edemez. Aşağılanma yüzyılının ardından (Afyon Savaşları’ndan Japon işgaline kadar), ulusal egemenliğin yeniden tesis edilmesi ve yaşam standartlarının iyileştirilmesi Çin halkı için müzakere edilebilir meseleler değildir. Amerika Birleşik Devletleri Çin’in kalkınmasının belirli yönlerini yavaşlatabilir, ancak Çin’i yeniden yoksulluğa dönmeye ikna edemez.

İkinci gerçeklik ise ekonomik ayrışmanın basit ve sancısız bir süreç olmayacağıdır. Amerika Birleşik Devletleri ve Çin; ticaret, yatırım, tedarik zincirleri, bilimsel bilgi ve tüketici pazarları aracılığıyla birbirine sıkı sıkıya bağlı kalmaya devam etmektedir. ABD’li çiftçiler Çinli alıcılara bağımlıdır. ABD şirketleri Çin’deki imalata ve Çinli tüketicilere bağımlıdır. Çin ise ABD teknolojisine, tarım ürünlerine ve sermayesine erişimden yararlanmaktadır. Müzakereciler şu anda karşılıklı gümrük vergisi indirimlerini ve ticaret ile yatırım için yeni mekanizmaları görüşüyorlar. Bunlar mütevazı tedbirler olsalar da, önemli bir gerçeğin altını çiziyorlar: ekonomik savaş her iki ülkeye de zarar verir. Gümrük vergileri milliyetçi konuşmalar eşliğinde açıklanıyor ancak bunların maliyetleri market faturalarında, fabrika kapanmalarında, bozulan tedarik zincirlerinde ve kaybedilen istihdamda sessizce ortaya çıkmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde çalışan insanlar Çin’in zayıflatılmasından fayda sağlamaz. Onların zorlukları esas olarak; onlarca yıllık sanayisizleşme, finansın gücü, sendikalara yönelik saldırılar, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi ve ciddi sosyal yatırımlar yapmayı reddetme gibi kendi egemen sınıflarının aldığı kararlardan kaynaklanmaktadır. Çin, ABD’nin Orta Batı bölgesindeki fabrikaları kapatmadı; ABD şirketleri daha yüksek kâr arayışıyla bu fabrikaları kapattı. Her iki ülkedeki eşitsizliğin çözümü, ABD’nin ekonomik milliyetçiliğe başvurması değildir.

Üçüncü gerçeklik, insanlığın iki ülkeden herhangi birinin tek başına hareket ederek çözemeyeceği sorunlarla karşı karşıya olduğudur. İklim felaketinin bir pasaportu yoktur. Bir ülkede salınan karbon, atmosferi her yerde ısıtıyor. Amerika Birleşik Devletleri muazzam bilimsel ve mali kaynaklara sahipken Çin güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar, toplu taşıma ve yenilenebilir enerji altyapısı alanlarında muazzam bir üretim kapasitesi geliştirmiştir. Aralarındaki iş birliği dünya çapında bir enerji dönüşümünü hızlandırabilir. Karşı karşıya gelme ise, gecikmenin artık tahammül edilemez hâle geldiği bir dönemde, tam da bu dönüşümü geciktirecektir. Aynı durum halk sağlığı için de geçerlidir. COVID-19 pandemisi bize gizliliğin, rekabetin ve aşı milliyetçiliğinin insani maliyetini gösterdi. Yapay zekâ da iş birliği için bir başka acil alan yaratıyor. Bu teknolojiler, rakip askerî doktrinler veya azami kâr peşindeki özel şirketler tarafından gereğince yönetilemez. Her iki ülke de otonom silahlara, istikrarsızlaştırıcı siber saldırılara, kitlesel gözetime ve yapay zekânın toplumsal eşitsizliği yoğunlaştırmak için kullanılmasına karşı ortak güvenlik önlemleri geliştirmek zorundadır.

Son olarak, dördüncü gerçeklik savaş meselesi ile ilgilidir. Çin ve Amerika Birleşik Devletleri nükleer silahlara sahip güçlerdir. Aralarındaki herhangi bir doğrudan askeri çatışma, hesaplanamaz sonuçlar doğuracaktır. Bu nedenle provokasyonlar, silah satışları veya iç siyasete yönelik gösteriş amaçlı hamlelerle tek-Çin çerçevesi ve mevcut diplomatik mutabakatların hükümsüz kalmalarına izin verilmemelidir.

Barış her iki tarafın da itidal göstermesini gerektirir ancak itidal, Amerika Birleşik Devletleri’nin Çin’i askerî üsler ve savaş gemileriyle kuşatması ve ardından yalnızca Çin’in sakin kalmasını talep etmesi anlamına gelemez. Güvenlik, başka bir ülkenin sürekli güvensizliği üzerinden sağlanamaz. Elbette anlaşmazlıklar olacaktır. İş birliği, her siyasi konuda anlaşmayı gerektirmez. Bir arada yaşamak da farklılıklar konusunda sessiz kalmayı gerektirmez. Ancak anlaşmazlıklar yaptırımlar, tehditler ve askerî tatbikatlar yoluyla değil diplomasi, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler kurumları aracılığıyla yürütülmelidir.

Küresel Güney ülkeleri, bu ziyaretin başarılı olmasına özel bir ilgi duyuyor. Kendilerine Çin ile Amerika Birleşik Devletleri arasında bir seçim yapmaları konusunda talimat verilmesini istemiyorlar. Limanlarının, madenlerinin, telekomünikasyon sistemlerinin ve siyasi kurumlarının yeni bir soğuk savaşın muharebe alanlarına dönüştürülmesini arzulamıyorlar. Siyasi bir bağımlılık altına girmeden finans, teknoloji, tıp ve pazarlara erişim istiyorlar. Rakip askeri kamplara dâhil edilmeyi değil kalkınma istiyorlar. Dolayısıyla Şi Cinping’in ziyareti Washington ve Pekin’in çok ötesine uzanan bir sorumluluk taşımaktadır. Dünyanın ihtiyacı yalnızca pazarları Çinli ve ABD’li şirketler arasında bölüştürecek bir anlaşma değildir. Dünyanın savaşa ilişkin tehlikeyi azaltma, tek taraflı zorlayıcı önlemleri ortadan kaldırma, normal ekonomik ilişkileri yeniden tesis etme, iklim ve halk sağlığı konusunda iş birliği yapma ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın ilkelerini güçlendirme taahhüdüne ihtiyacı vardır.

Bu ziyaretin önemi, sergilenen merasimde değil, barındırdığı olasılıklarda yatmaktadır. Ziyaret, her iki ülkeye de uçurumun kenarından geri adım atma fırsatı sunuyor. Amerika Birleşik Devletleri, Çin’in kalkınmasını engelleyerek kendi üstünlüğünü koruyabileceği yönündeki hayalden vazgeçmelidir. Çin ise kendi adına, Amerika Birleşik Devletleri’nin hegemonik bir güç olarak yerini almak istemediğini defalarca ifade etmiştir. Bu ilke kalıcı bir ilişkinin temeli hâline gelmelidir: kuşatma yok, tahakküm yok, savaş yok.

Güçlü devletler arasında uzlaşmayı zayıflık olarak görme yönünde eski bir alışkanlık vardır. Nükleer çağda ise bunun tam tersi geçerlidir. Tartışmalı sulara bir savaş gemisi daha göndermek cesaret gerektirmez. Asıl rakibin de meşru çıkarları olduğunu, bir arada yaşamanın karşılıklılık gerektirdiğini ve insanlığın bekasının üstünlük kurma kibrinden daha önemli olduğunu kabul etmek siyasi cesaret ister.

Dolayısıyla bu ziyaret, Washington’dan dünyaya basit bir mesaj iletmelidir: iş birliği teslimiyet, diplomasi zayıflık ve barış da bir soyut kavram değildir.

Karşı karşıya gelme kimseye bir gelecek sunmuyor.

İş birliği ise dünyaya bir fırsat sunuyor.

 

*Vijay Prashad, Hintli bir tarihçi, editör ve gazetecidir. Globetrotter’da yazı işleri üyesi ve baş muhabirdir; LeftWord Books’un baş editörüdür ve Tricontinental: Institute for Social Research’ün direktörüdür.

 

Kaynak: https://www.savageminds.co/p/xi-jinpings-us-visit

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.