Şehirler Yoksulluğu Nasıl Azaltabilir ya da Tam Tersine Nasıl Derinleştirebilir?

Kayıt dışı yerleşimler dünya kent nüfusunun önemli ve giderek artan bir kısmına ev sahipliği yaparken, Rossbach bu yerleşimlerin “daha kapsayıcı ve sürdürülebilir kentsel kalkınmaya katkıda bulunma konusunda önemli bir potansiyel taşıdığını” vurguladı. Kayıt dışı yerleşimler çoğu zaman yetersiz konut, temel hizmetlere sınırlı erişim, altyapı eksiklikleri ve güvencesiz mülkiyet veya kullanım hakkı ile karakterize edilirler ancak “milyonlarca kent sakini için konut, geçim kaynakları, sosyal ağlar ve fırsatlar sağlarlar.”
Eylül 27, 2026
image_print

Kentleşme ve Yoksulluk Arasındaki Bağlantı: 

Kentleşme; işlerin, hizmetlerin ve yatırımların yoğunlaşmasına yardımcı olabilir ancak aynı zamanda, pahalı konutların, güvencesiz istihdamın, kirliliğe ve çevresel tehditlere eşitsiz maruz kalmanın da yoğunlaşmasına yol açabilir. BM Aşırı Yoksulluk ve İnsan Hakları Özel Raportörü tarafından hazırlanan yakın tarihli bir rapor, aradaki farkın kentleşmenin kendisinden değil şehirlerin planlama, yönetme ve finanse etme modellerinden kaynaklandığını öne sürüyor.

Elena Díaz Galán tarafından Temmuz ayının başlarında yayımlanan Cities and Poverty(Şehirler ve Yoksulluk) başlıklı rapor, şehirlerdeki sosyal dışlanma ve yoksulluğun yapısal nedenlerini inceliyor. Galán bu raporda şehirlerdeki arazi kullanımı, konut altyapısı, kamu hizmetleri ve katılımın, yoksulluğu nasıl daha da ağırlaştırabileceğini veya azaltabileceğini ele alıyor.

BM Genel Sekreter Yardımcısı ve BM-Habitat (Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı) İcra Direktörü Anacláudia Rossbach, Inter Press Service’e verdiği özel bir röportajda Galan tarafından hazırlanan raporun bulgularının özellikle de “temel meselenin kentleşmenin kendisi değil, cinsiyet, yaş veya sosyo-ekonomik durum gibi faktörlere bağlı olarak insanları farklı şekillerde etkileyen ve kentleşmeye eşlik eden eşitsizliklerin, yoksunlukların ve iklim risklerinin ele alınması” noktasında UN-Habitat’ın öncelikleriyle yakından örtüştüğünü vurguladı.

BM-Habitat’ın 2026 Dünya Şehirler Raporu: Küresel Konut Krizi-Çözüm Yolları başlıklı raporu, küresel konut krizine dair vahim bir tablo ortaya koyuyor. Dünya genelinde en az 3,4 milyar insan yeterli konut imkânından yoksundur ve 1,1 milyar kişi gecekondu bölgelerinde veya kayıt dışı yerleşim alanlarında yaşamaktadır. Kayıt dışı yerleşimler dünya kent nüfusunun önemli ve giderek artan bir kısmına ev sahipliği yaparken, Rossbach bu yerleşimlerin “daha kapsayıcı ve sürdürülebilir kentsel kalkınmaya katkıda bulunma konusunda önemli bir potansiyel taşıdığını” vurguladı. Kayıt dışı yerleşimler çoğu zaman yetersiz konut, temel hizmetlere sınırlı erişim, altyapı eksiklikleri ve güvencesiz mülkiyet veya kullanım hakkı ile karakterize edilir ancak “milyonlarca kent sakini için konut, geçim kaynakları, sosyal ağlar ve fırsatlar sağlarlar.”

Galán’ın raporunda kentleşmenin yoksulluğu azaltma veya eşitsizliği derinleştirme gücüne sahip olduğu yönündeki değerlendirmesine değinen Rossbach, BM-Habitat’ın 2026-2029 Stratejik Planı’nın sürdürülebilir kalkınmanın temeli olarak konut, arazi ve temel hizmetlere odaklandığını aktardı.

Rossbach, “Kentleşmenin yaşam koşullarının iyileştirilmesine ve yeterli konuta erişimin artırılmasına katkıda bulunmasını sağlamak için çalışıyoruz, aynı zamanda özellikle kadınlar, çoklu ve örtüşen dışlanma biçimleriyle karşı karşıya kalan diğer gruplar açısından mevcut eşitsizliklerin ve kırılganlıkların derinleşmesini önlemeye çalışıyoruz” dedi.

Cities and Poverty raporu, yoksulluk ve eşitsizliğin mekânsal örüntülerde nasıl ortaya çıktığını gösterdi.

Örneğin, düşük gelirli bireyler sıklıkla şehrin daha dış çeperlerindeki ve çevresel açıdan tehlikeli bölgelere itilmekte ve bu durum onları savunmasız bırakarak hizmetlere, iş olanaklarına, okullara ve sağlık hizmetlerine erişimden mahrum bırakmaktadır. Raporda yer alan örnekler, Nairobi’nin ana çöplüğünün yakınında bulunan Dandora ve Korogocho’daki kayıt dışı yerleşimlerin, kirli hava ve yeraltı suyu da dâhil olmak üzere zehirli çevrelere maruz kaldığını gösteriyor.

Kayıt dışı yerleşimlerde yoksulluk döngüleri genellikle kendi kendini besliyor. Örneğin, Etiyopya’nın Woldia kentinin kent çeperindeki bölgelerde; resmi su, resmi sıhhi temizlik ve resmi elektrik şebekelerinin bulunmaması nedeniyle suyun fiyatı, özel su bağlantısına sahip olanların ödediği fiyatın yüzde 1.645’ine kadar daha yüksek olabilmektedir. Bu örnekler ve ek maliyetler, kentsel yaşamın eşitsiz maliyetini ortaya koyuyor. Daha az kaynağa sahip insanların çoğu zaman daha düşük kaliteli temel mal ve hizmetler için daha fazla ödeme yapmak zorunda bırakıldığını gösteriyor.

Bu noktalardan hareketle IPS’e konuşan Rossbach, BM-Habitat’ın, kayıt dışı yerleşimlerde yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik en etkili yaklaşımın katılımcı yerinde iyileştirme yöntemi olduğunu düşündüğünü ifade etti. Çözüm politikalarının odağında yerleşimleri ortadan kaldırmak yerine, bu yerleşimlerin; sosyal, ekonomik ve çevresel potansiyeli üzerine inşa edilmesi ve aşamalı olarak iyileştirilmelerinin desteklenmesi gerekmektedir.

Başarılı müdahaleler, yerel önceliklerin, ihtiyaçların ve bağlama dayalı çözümlerin dikkate alınmasını sağlamak için tasarımdan uygulamaya ve bakıma kadar tüm aşamalarda bölge sakinlerinin katılımını sağlıyor. En önemlisi ise, başarılı müdahalelerin; kayıt dışı yerleşimlerin daha geniş kentsel dokuya entegre edilmesi için koordineli müdahaleler gerektirmesidir.

Rossbach, “Daha kapsamlı konut politikaları ve planlama reformlarıyla birleştirildiğinde, katılımcı yerinde iyileştirme uygulamaları daha kapsayıcı, sürdürülebilir ve eşitlikçi kentsel kalkınma sonuçlarına katkıda bulunabilir” dedi.

Cities and Poverty raporu kentleşmeyi, kentleşmeye yol açan süreçler ve bunun insan hakları üzerindeki etkileri perspektifinden ele alıyor. Raporda, ilki “15 dakikalık şehir” olan iki kentleşme modeli yer aldı. 15 dakikalık şehir, tüm kent sakinlerinin temel günlük hizmetlere ve fırsatlara kısa bir yürüyüş veya bisiklet yolculuğu mesafesinde erişebilmesini sağlamayı amaçlayan kapsayıcı bir kentsel kalkınma vizyonudur. Örnekler arasında, yaşlanan nüfusta hareketliliği artırarak daha adil ve kapsayıcı şehirler oluşturulmasına katkı sağlayan Şanghay’ın Anshan Xincun “15 dakikalık mahalle yaşamı çemberleri” yer almaktadır.

Bununla birlikte, bu 15 dakikalık şehirler bünyesindeki daha yüksek erişilebilirlik, mutenalaştırmaya da yol açabilir. Rossbach, “Mahalleler daha cazip hale gelip ulaşım bağlantıları iyileştiğinde, arazi değerleri ve konut maliyetleri yükselebilir ve bu da mevcut sakinlerin yerlerinden edilmesine neden olabilir” dedi. Mevcut sakinleri korumak ve bu değişikliklerin yerinden edilme veya dışlanmayla sonuçlanmamasını sağlamak amacıyla Rossbach, korunmaya yönelik üç ilke önerdi:

  • Yakınlığa dayalı planlama, mekânsal eşitsizlikleri pekiştirmek yerine azaltmaya yardımcı olmalıdır.
  • Mahalle iyileştirmeleri, konutların karşılanabilirliğini ve kullanım hakkının güvenliğini korumaya yönelik önlemlerle birlikte yürütülmelidir.
  • Topluluklar ve bölge sakinleri her düzeyde sürece dâhil edilmeli ve neyin geliştirileceğine ve bunun nasıl yapılacağına karar verme konusunda anlamlı bir role sahip olmalıdır.

Rossbach, “15 dakikalık bir şehrin başarısı yalnızca insanların hizmetlere ne kadar hızlı ulaşabildiğiyle değil, mevcut sakinlerin topluluklarında yaşamaya devam edip edemediği ve çevrelerindeki iyileştirmelerden yararlanıp yararlanamadığıyla ölçülmelidir” dedi.

Raporda ele alınan ikinci kentleşme modeli ise ‘akıllı şehirler’. Akıllı şehirler, kentsel hizmetlerin yönetimini ve sunumunu iyileştirmek amacıyla dijital teknolojilerden, büyük veri analizlerinden ve yapay zekâdan yararlanıyor. Ancak rapor, dijitalleşmenin ve akıllı şehirlerin mevcut eşitsizlikleri de pekiştirebileceği ve maddi yoksulluğun cihazlara, bağlantıya ve dijital becerilere erişimden dışlanmayla birleştiği bir tür çifte kırılganlık duygusu yaratabileceği konusunda uyarıyor.

Rossbach, BM-Habitat’ın “teknolojiyi değil, insanları ve onların ihtiyaçlarını merkeze alan insan odaklı bir akıllı şehir yaklaşımını” teşvik ettiğini anlattı. Özellikle hizmetlerin ve dijital hizmetlerin, çoğu uygun fiyatlı bağlantı olanaklarından, cihazlardan, dijital becerilerden ve resmî adreslerden yoksun olan düşük gelirli mahallelerin ve kayıt dışı yerleşimlerin gerçek koşullarını ele alacak şekilde tasarlanması gerekiyor. Rossbach’ın söylediği gibi en önemlisi de, “dijitalleşme mevcut eşitsizlikleri pekiştirip derinleştirmemeli, onları birbirine yaklaştırmalıdır.”

BM-Habitat, Birleşmiş Milletler Şehirler İnovasyon ve Teknoloji Hızlandırma Programı (UNITAC) gibi programlar aracılığıyla mevcut eşitsizlikleri gidermek için ortak çalışmaktadır. UNITAC, binaları hava görüntülerinden hızlı bir şekilde haritalayarak şehir idarelerinin kayıt dışı yerleşimleri ve hızla büyüyen kentsel alanları daha iyi anlamasına yardımcı olan Bina ve Tesis Otomatik Haritalandırıcısı’nı/Building and Establishment Automated Mapper’ı (BEAM) geliştirdi. BEAM, belediyelere altyapıyı planlamak, iyileştirme programlarını hedeflemek ve temel hizmetleri geliştirmek için daha iyi bilgiler sağlamaktadır.

Bununla birlikte, verilerin kendisi daha adil şehirleri garanti etmez veya otomatikman ortaya çıkarmaz. Cities and Poverty raporu, insan hakları göstergeleri geliştirmenin ve devlet politikaları ile eylemlerinin etkinliğini değerlendirmeye yönelik izleme araçlarını devreye almanın ne denli önemli olduğunu vurgulamaktadır. Rossbach, “kapsayıcı dijital dönüşümün, insanları hem verilerde hem de karar alma süreçlerinde görünür kılmakla ilgili olduğunu” ekledi.

Rossbach ve raporu aracılığıyla Galán, insan haklarını merkeze alan bir kentsel planlama çağrısında bulunuyorlar. Bu, iyi bağlantılı bölgelerde karşılanabilir konutların teşvik edilmesi, güvenli kullanım hakkı, evrensel temel hizmetler ve mahalleler arasında daha eşitlikçi yatırımlar anlamına gelmektedir. Uygulamanın ise insan merkezli olması ve mevcut sakinlerin yaşaya geldikleri topluluklarında kalıp kalamadıkları ve elde edilen faydalardan pay alıp alamadıkları üzerinden ölçülmesi gerekmektedir.

 

*Shuli Wong, özellikle küreselleşme, kentleşme ve uluslararası ilişkiler alanlarında olmak üzere Global Issues platformunda haberleri değerlendiren bir gazeteci ve yazardır.

 

Kaynak: https://www.ipsnews.net/2026/09/the-connection-between-urbanization-and-poverty-how-cities-can-reduce-poverty-or-deepen-it/

 

Tercüme: Ali Karakuş

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.