Sudan’daki Vekâlet Savaşı: Körfez Rekabetleri, Kaynak Çıkarımı ve Bir Devletin Parçalanması

Sudan’ın geleceği, yalnızca sahadaki askerî gelişmelere değil, aynı zamanda kaynak çıkarımı ve dış angajmanın kesişen bu ağlarının anlamlı biçimde yeniden yapılandırılıp yapılandırılamayacağına da bağlı olacaktır. Böyle bir dönüşüm gerçekleşmediği takdirde, herhangi bir siyasi çözümün kırılgan kalması muhtemeldir ve parçalanma döngüsü yeni biçimlerde varlığını sürdürebilir.
Temmuz 11, 2026
image_print

Giriş: İç Savaştan Bölgesel Sistemik Çatışmaya

Sudan’da devam eden savaş, çoğu zaman rakip askerî gruplar arasındaki iç iktidar mücadelesi olarak tanımlanmaktadır. Her ne kadar iç rekabetler çatışmanın merkezinde yer alsa da, bu çerçeveleme, çatışmayı giderek daha fazla şekillendiren ve sürdüren daha geniş bölgesel ve küresel dinamikleri göz ardı etme riski taşımaktadır.

Sudan’da yaşanmakta olanlar, bölgesel rekabetin, kaynak çıkarımının (resource extraction) ve küresel jeopolitik çıkarların kırılgan postkolonyal devletlerde nasıl kesiştiğine ilişkin bir vaka çalışması olarak da anlaşılabilir. Çatışma yalnızca içsel değildir; onlarca yıl içinde gelişmiş olan daha geniş politik ekonomi (political economy) ve dış angajman ağlarının içine gömülüdür.

Sudan, geleneksel bir iç savaştan ziyade, iç iktidar mücadeleleri ile dış etkinin derin biçimde iç içe geçtiği parçalanmış bir çatışma ortamını temsil etmektedir.

Bölgesel Rekabetler ve Çatışmanın Dışsallaşması

Savaşın temel boyutlarından biri, özellikle Körfez devletleri olmak üzere bölgesel aktörlerin sürece dâhil olmasıdır; bu aktörlerin birbiriyle rekabet eden çıkarları, çatışmanın uluslararasılaşmasına katkıda bulunmuştur.

Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, Sudan’ın askerî ve ekonomik yapılarının farklı unsurlarıyla stratejik ilişkiler geliştirmiştir. Bu ilişkiler, çoğunlukla nüfuz, güvenlik öncelikleri ve Kızıldeniz boyunca uzanan stratejik koridorlara erişim konularındaki daha geniş bölgesel rekabetin bir parçası olarak yorumlanmaktadır.

Çatışmanın merkezi aktörlerinden biri hâline gelen Hızlı Destek Güçleri (RSF), yaygın olarak Sudan’ın altın ekonomisi ve gayriresmî sınır ötesi ticaret ağlarının içine gömülü bir yapı olarak değerlendirilmektedir. Çeşitli soruşturmalar ve raporlar, bu ağların, Körfez merkezli aracılar da dâhil olmak üzere bölgesel aktörlerle bağlantılı dış finansal ve lojistik kanallarla kesiştiğini ortaya koymuştur.

Aynı zamanda Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF), Suudi Arabistan ile uyumlu bölgesel güvenlik çerçeveleriyle daha yakın kurumsal bağlarını sürdürmektedir. Bu örtüşen ilişkiler, çatışma üzerinde doğrudan bir kontrol oluşturmamış olsa da, yerel aktörleri daha geniş bölgesel destek sistemlerinin içine yerleştirerek çatışmanın devamlılığına katkıda bulunmuştur.

Sudan’ın Stratejik Konumu ve Altının Politik Ekonomisi

Sudan’ın jeopolitik önemi, yalnızca iç kırılganlığı tarafından değil, aynı zamanda Kızıldeniz koridoru boyunca uzanan konumu ve özellikle altın olmak üzere kaynak tabanı tarafından da şekillendirilmektedir.

Onlarca yıl süren askerî yönetim ve ekonomik yeniden yapılanma sonucunda devlet kapasitesi zayıflamış ve resmî ekonomik kurumlar kısmen parçalanmıştır. Bu bağlamda, varlığını sürdürebilme giderek daha fazla, özellikle çevre bölgelerdeki gayriresmî kaynak çıkarım ağlarına bağlı hâle gelmiştir.

Altın çıkarımı, bu ağların temel dayanaklarından biri hâline gelmiştir. Bu akışlar yalnızca iç kaynaklı değildir; bunlar, bölgesel finans merkezlerinin — özellikle Körfez’dekilerin — işleme, ticaret ve değer dolaşımında aracı rol oynadığı ulusötesi ticaret devrelerine entegre edilmiştir.

Bu durum, tek bir merkezî komuta yapısının var olduğu anlamına gelmemektedir. Aksine, silahlı grupların, aracıların ve finans merkezlerinin, daha geniş bir kaynak çıkarımı ve dolaşımı sistemi içerisinde farklı konumlar işgal ettiği parçalanmış bir politik ekonomiyi yansıtmaktadır.

Dış Güçler ve Savaş Ekonomisinin Uluslararasılaşması

Batılı hükümetler, Sudan’da ateşkes ve insani yardıma erişim sağlanması çağrısında sürekli bulunmuştur. Aynı zamanda, çatışmanın şekillendiği daha geniş ortamı biçimlendiren bölgesel güvenlik düzenlemeleri ve silah transferleriyle yapısal olarak bağlantılı olmaya devam etmektedirler.

İnsani diplomasi ile stratejik ortaklık arasındaki bu gerilim, Libya ve Yemen de dâhil olmak üzere diğer bölgesel çatışmalarda görülen daha geniş bir örüntüyü yansıtmaktadır; bu çatışmalarda dış angajman, hem kontrol altına alma çabalarına hem de istikrarsızlığın yeniden üretilmesine katkıda bulunmuştur.

Buna paralel olarak, Çin ve Rusya gibi yükselen küresel aktörler, başlıca altyapı projeleri, kaynak anlaşmaları ve silah alanındaki iş birliği yoluyla Sudan’daki angajmanlarını genişletmiştir. Bu angajmanlar, istikrarsızlığı çözmekten ziyade, zaten parçalanmış durumda olan savaş ekonomisine ilave katmanlar eklemiştir.

Siyasi Geçişten Askerî Parçalanmaya

2019 yılında Ömer el-Beşir’e karşı gerçekleştirilen ayaklanma, kısa süreliğine bir siyasi geçiş döneminin önünü açmış ve sivil yönetime ilişkin beklentileri artırmıştır. Ancak kalıcı bir kurumsal yeniden yapılanmanın bulunmaması, askerî ve ekonomik ağların kökleşmiş gücüyle birleşince, geçiş sürecini son derece kırılgan hâle getirmiştir.

2021 darbesi ve 2023 yılında Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile Hızlı Destek Güçleri (RSF) arasında tam ölçekli savaşın patlak vermesi, bu geçiş sürecinin çöküşünü işaret etmiştir. O tarihten bu yana Sudan, otoritenin giderek derinleşen parçalanmasını ve toprak, ekonomi ile lojistik üzerindeki kontrol konusunda artan rekabeti yaşamaktadır.

Ekonomik Bir Sistem Olarak Savaş

Mevcut çatışmanın ayırt edici özelliklerinden biri, ekonomik açıdan kendi kendini yeniden üreten bir yapıya ne ölçüde dönüşmüş olduğudur.

Altın çıkarımı, kaçakçılık güzergâhları, silahlı aktörler tarafından dayatılan vergilendirme sistemleri ve dış finansal akışlar, birlikte, herhangi bir birleşik siyasi projeden belirli ölçüde özerk biçimde işleyen bir savaş ekonomisi oluşturmuştur.

Bu bağlamda şiddet, yalnızca siyasi iktidara erişmenin bir aracı değildir. Aynı zamanda ekonomik birikimin bir mekanizması olarak da işlev görmektedir. Bu dinamik, çok sayıda aktörün çatışmanın sürmesinden maddi fayda sağlaması nedeniyle çatışmanın çözümünü özellikle güçleştirmektedir.

Sonuç: Parçalanmış Egemenlik ve Uzun Süreli İstikrarsızlık

Sudan, iç savaşların giderek daha fazla dış etki, kaynak çıkarımı ve finans ağları tarafından şekillendirildiği çağdaş çatışma dinamiklerindeki daha geniş ölçekli bir dönüşümü örneklemektedir.

Bu bağlamda egemenlik biçimsel olarak varlığını korusa da, fiilen parçalanmış durumdadır. Yerel aktörler ulusötesi destek ve birikim sistemlerinin içine gömülü hâle geldikçe, iç ve dış çatışma arasındaki ayrım giderek daha da bulanıklaşmaktadır.

Sudan’ın geleceği, yalnızca sahadaki askerî gelişmelere değil, aynı zamanda kaynak çıkarımı ve dış angajmanın kesişen bu ağlarının anlamlı biçimde yeniden yapılandırılıp yapılandırılamayacağına da bağlı olacaktır.

Böyle bir dönüşüm gerçekleşmediği takdirde, herhangi bir siyasi çözümün kırılgan kalması muhtemeldir ve parçalanma döngüsü yeni biçimlerde varlığını sürdürebilir.

Kaynak: https://znetwork.org/znetarticle/sudans-proxy-war-gulf-rivalries-resource-extraction-and-the-fragmentation-of-a-state/