İyot eksikliği: Veganlar, vejetaryenler ve hamile kadınlar büyük risk altında

Burada önemli bir açıklama daha yapmak gerekiyor. İyotlu tuzu savunmak, daha fazla tuz tüketimini önermek anlamına gelmez. DSÖ, yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıklarıyla ilişkisi nedeniyle sodyum tüketiminin azaltılması gerektiğine ilişkin tavsiyesini sürdürüyor. Halk sağlığı açısından çözüm “daha fazla tuz” değil; daha az tuz tüketmek, fakat tüketilen tuzun iyotlu olmasını sağlamaktır.
Ağustos 7, 2026
image_print

İyot eksikliği genellikle geçmişte kalmış bir sorun olarak görülüyor ancak bu tamamen doğru değildir. 20. yüzyıl boyunca tuzun iyotlanması, guatr (tiroit bezinin büyümesi) ve nörolojik gelişimde önlenebilir hasarlar gibi iyot eksikliğine bağlı rahatsızlıkları önlemede en etkili halk sağlığı müdahalelerinden biri olmuştu.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) iyotlu tuzu hâlâ güvenli ve etkili bir strateji olarak görürken, UNICEF te bunun dünya genelinde iyot alımını artırmanın en yaygın kullanılan yolu olduğunu belirtmektedir.

Ancak bu basit önlemin başarısı nedeniyle iyot, kamuoyundaki tartışmalardan neredeyse tamamen kayboldu. Günümüzde ise çeşitli ülkelerde, özellikle hamile veya emziren kadınlar ile kısıtlayıcı ya da yetersiz planlanmış beslenme düzeni uygulayan kişiler gibi belirli gruplarda, yetersiz iyot alım belirtileri yeniden görülmeye başlanmıştır.

Bugün tanık olduğumuz şey, en ağır belirtilerin dramatik biçimde geri dönmesi değil daha çok, dikkat ve denetimin gevşediği ortamlarda sessizce büyüyen bir iyot eksikliği riskidir.

İyodun vücuttaki rolü

İyot, metabolizmayı, büyümeyi ve birçok fizyolojik süreci düzenleyen tiroksin (T4) ve triiyodotironin (T3) hormonlarının sentezi için gerekli temel bir mikro besindir. Özellikle hamilelik ve erken çocukluk döneminde yeterli iyot alımı, merkezi sinir sisteminin normal gelişimi ve beynin olgunlaşmasının ilk aşamaları açısından büyük önem taşır.

Buna ek olarak; annede tiroid hormonu üretiminin artması, iyotun böbrekler yoluyla atılımının fazlalaşması ve bu mineralin fetüse ve bebeğe aktarılması nedeniyle, gebelik ve emzirme dönemlerinde vücudun gereksinimleri artar.

Eksiklik neden yeniden artıyor? 

Sorun insanların artık tuz tüketmemesi değil; tüketilen tuz türünün ve diyetteki sodyum kaynaklarının değişmiş olmasıdır. Son yıllarda birçok evde iyotlu tuzun yerini “gurme” ya da “doğal” tuzlar aldı. Deniz tuzu, pembe Himalaya tuzu, pul tuz ve koşer tuzu gibi seçenekler daha sofistike veya sağlıklı olarak algılanıyor ancak bunlar her zaman iyotlu olmuyor.

Bir bakıma iyotlu tuzun bir “imaj sorunu” var. Moda hâline gelen rakiplerinin mutfaktaki prestiji karşısında sıradan, hatta eski moda bir ürün gibi görülmeye başlandı.

Günümüzde tuz alımımızın büyük bir kısmı da işlenmiş ve ultra işlenmiş gıdalar yoluyla gerçekleşmektedir; bu da iyotlu tuz kullanımının garanti edilemeyeceği anlamına gelmektedir.  Bu yüzden Dünya Sağlık Örgütü, sodyum tüketimini azaltmayı amaçlayan politikalar ile iyotlu tuzu teşvik eden politikaların birlikte koordine edilmesi çağrısında bulunuyor.

Beslenme biçimlerimiz de önemli ölçüde değişti. İyot doğal olarak deniz ürünlerinde, bazı süt ürünlerinde ve yumurtada bulunuyor ancak miktarı bölgeye ve üretim sistemine göre değişebiliyor. Bir kişi bu kaynakların birkaçını birden azaltır veya tamamen bırakır ve aynı zamanda iyotlu tuz ya da zenginleştirilmiş gıdalar tüketmezse, iyot eksikliği riski artar.

Sonuç olarak, tam da belirli grupların yeniden yeterli iyot alamama riskiyle karşı karşıya olduğu bir dönemde, temel nitelikteki, ucuz ve etkili bir mikro besin gözden düşmüş durumda.

Bitki temelli beslenme

Vejetaryen ve vegan diyetler sağlıklı olabilir ancak iyot konusu mutlaka dikkate alınmalıdır. British Journal of Nutrition’da yayımlanan 2023 tarihli bir inceleme, özellikle veganlar olmak üzere bitki temelli beslenen kişilerin yalnızca bu gıdalardan önerilen miktarda iyot almasının zor olabileceğini ortaya koydu.

Bu, bitki temelli beslenmenin doğası gereği eksik olduğu anlamına gelmez; çözüm oldukça basittir. Balık veya süt ürünlerini azaltanlara ya da hayvansal ürünleri iyot takviyesiz bitkisel alternatiflerle değiştirenlere nasıl B12 vitamini öneriliyorsa, iyot da aynı şekilde düşünülmelidir.

Hamilelik ve emzirme

İyot, hamilelik döneminde özel bir ilgiyi hak etmektedir. Bu mikro besin öğesindeki ciddi bir eksikliğin fetal gelişimi ve tiroid fonksiyonlarını etkileyebileceğine dair güçlü kanıtlar bulunmaktadır; bu nedenle birçok kuruluş, hamile kadınlardaki iyot düzeyini değerlendirmek için belirli eşik değerler kullanmaktadır. ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri, hamile kadınlarda litre başına 150–249 mikrogram (μg (mikrogram)/L) düzeyindeki idrar konsantrasyonunun genel nüfus için yeterli kabul edildiğini belirtmektedir.

Ancak burada önemli bir nokta vardır. Hafif veya orta düzey eksiklik konusundaki kaygılar haklı olsa da, hafif eksikliği olan tüm hamile kadınlara takviye verilmesinin bilişsel faydaları konusunda kesin kanıt bulunmamaktadır. İncelemeler ve denemeler makul bir biyolojik endişe bulunduğunu göstermiş ve bazı çalışmalar daha olumsuz sonuçlarla bir ilişkiye işaret etmiştir ancak kontrollü deneyler, bebeklerin nöro-gelişiminde net iyileşmeler olduğunu oybirliğiyle ortaya koymamıştır.

Buna rağmen birçok bilimsel kuruluş ihtiyatlı bir yaklaşımı benimsemektedir. Örneğin Amerikan Tiroid Derneği, hamile kalmayı planlayan, hamile veya emziren kadınların, artan iyot gereksinimlerini karşılamaya yardımcı olmak amacıyla, genellikle potasyum iyodür formunda olmak üzere, doğum öncesi takviyeler veya multivitaminler yoluyla günde 150 μg (mikrogram) iyot almaları gerektiğini belirtmektedir.

Neden çözüm ‘daha fazla tuz’ değil?

Burada önemli bir açıklama daha yapmak gerekiyor. İyotlu tuzu savunmak, daha fazla tuz tüketimini önermek anlamına gelmez. DSÖ, yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıklarıyla ilişkisi nedeniyle sodyum tüketiminin azaltılması gerektiğine ilişkin tavsiyesini sürdürüyor. Halk sağlığı açısından çözüm “daha fazla tuz” değil; daha az tuz tüketmek, fakat tüketilen tuzun iyotlu olmasını sağlamaktır.

Nitekim DSÖ’nün kendisi de, mineral konsantrasyonunun uygun şekilde ayarlanması ve gıda endüstrisinde kullanılan tuzun da iyotla zenginleştirilmesi koşuluyla, tuz tüketiminin azaltılması ile tuzun iyotla zenginleştirilmesinin birbiriyle uyumlu olduğunu vurgulamıştır.

Bu nokta çok önemlidir çünkü iki yaygın hatadan kaçınmayı mümkün kılıyor: meseleye nostaljik bir “sofra tuzu savunusu” gibi yaklaşmak ya da tersine, sodyum azaltımının hiçbir beslenme sonucu doğurmadan tüm sağlık sorunlarını çözeceğini varsaymak. Oysa kalp-damar hastalıklarını önlemek ile iyot eksikliğini engellemek arasında denge kurmak mümkündür.

 

*José Miguel Soriano del Castillo, Valensiya Üniversitesi Koruyucu Tıp ve Halk Sağlığı Bölümü’nde Beslenme ve Gıda Bilimi Profesörüdür.

 

Kaynak: https://theconversation.com/iodine-deficiency-is-creeping-back-vegans-vegetarians-and-pregnant-women-are-most-at-risk-282163

Tercüme: Ali Karakuş