“Avrupa’nın uzay çabaları çok fazla sayıda ulusal programa bölünmüş durumda” teşhisi, AB Savunma ve Uzay Komiseri Andrius Kubilius’un yakın zamanda Paris’te düzenlenen Uluslararası Uzay Zirvesi’nde yaptığı açık bir teşhisti. İki gün süren etkinlik boyunca herkesin dilindeki kelime egemenlikti. Ancak söylemin ötesine geçip zirvenin ortaya koyduğu sonuçlara baktığınızda daha çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor. Avrupa egemenlik ile ortaklık arasında bir seçim yapmıyor. Egemenliği, ortaklık aracılığıyla inşa etmeyi öğreniyor.
Zirveye katılmak üzere yaklaşık 120 yabancı delegasyon Paris’e geldi. Etkinliğin yalnızca ilk gününde, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a göre yaklaşık 20 milyar avro değerinde, 50’ye yakın yeni ortaklık ve anlaşma ortaya çıktı. Bu, kendi içine kapanarak kendi kendine yeterliliğe yönelen bir kıtanın aritmetiği değil. Bu, başvurabileceği ortakların sayısını artırarak bağımsızlığını güvence altına almaya çalışan bir kıtanın aritmetiği; bu ortakların bazıları Avrupalı, bazıları ise değil.
Buradaki konuk listesi de en az yapılan herhangi bir konuşma kadar önemliydi. Zirveye Avrupa’nın yanı sıra Avrupa dışından da, Birleşik Krallık, Japonya, Hindistan, Güney Kore, Kanada ve Birleşik Arap Emirlikleri de dâhil olmak üzere çok sayıda ülkeden delegasyon katıldı. Bu dağılım, Avrupa’nın artık uzay alanında kimleri müttefik olarak gördüğü konusunda bir şeyler söylüyor. Zirveye katılmayanların dağılımı da öyle.
Zirveden günler önce, Beyaz Saray’ın baskısı altında oldukları bildirilen bir süreçte SpaceX ve Blue Origin, iki küçük ABD girişimiyle birlikte zirveden çekildi. Bu durum, baskının asıl kaynağını hatırlatıyordu: sadece Çin’in yeniden kullanılabilir fırlatma araçları ya da Hindistan’ın kendi astronotlarını uzaya gönderme girişimi değil aynı zamanda yeni duyurulan ABD Uzay Akademisi de dâhil olmak üzere kendine ait paralel bir altyapı inşa etmekte olan ABD yönetimi baskının asıl kaynağıdır.
Üç bağımsızlık ölçeği
Zirveye dair o şatafatlı kurguyu bir kenara bırakırsak, Avrupa’nın bu bağımsızlık arayışını aynı anda üç farklı düzeyde ve her zaman aynı ortaklarla yürütmediğini görürüz.
Kurumsal düzeyde mantık, kaynakları bir araya getirmek ve panelistlerin Avrupa’nın en eski ve en kalıcı engellerinden biri olarak tanımladığı parçalanmadan kaçınmakla ilgilidir. Zirvede Kubilius ile Isar Aerospace, Avio ve Arianespace temsilcilerinin katıldığı bir yuvarlak masa toplantısında aynı nokta tekrar tekrar vurgulandı: Avrupa teknolojiye sahip, ancak bunu üretmek için gereken ölçeğe henüz sahip değil.
Buna ek olarak, egemenliğe giden yolda bir sonraki zorluk olarak yalnızca kapasite değil, aynı zamanda uyum da öne çıkarıldı, nitekim birçok konuşmacı, Avrupa’nın bu yönde bir karar vermesi açısından bunu tarihi bir an olarak nitelendirdi. Kurumsal müşterilerin hâlihazırda sektör tarafından sunulanlara uyum sağlaması yerine, gelecekteki görevlerin bu müşterilerin özel ihtiyaçları doğrultusunda kurgulanabilmesi amacıyla, özel sektör ile kamu kurumları arasında daha yakın bir diyalog kurulması gerekliliği de gündeme getirildi.
Bir konuşmacının ifade ettiği gibi Avrupa hâlihazırda gerekli unsurlara zaten sahiptir. Teknolojilere hâkimdir. Hâlâ ustalaşması gereken husus ise kapasitedir yani uzaya dair değerler zincirinin her bir segmentinde üretimi ölçeklendirme ve pazara sunma hızını artırma becerisi.
Bu son nokta, ilk bakışta göründüğünden daha önemlidir. Avrupa’nın bağımlılıkları yalnızca fırlatıcılarla sınırlı değil. Elektronik bileşenler ve yarı iletkenlerden yer altyapısına, veri işlemeye hatta yükleri yalnızca yörüngeye göndermekle kalmayıp yörüngeden geri getirme kapasitesine kadar tüm değerler zinciri boyunca uzanıyor. Zincirin diğer alanları savunmasız kalırken yalnızca tek bir halkasında inşa edilen egemenlik, gerçek bir egemenlik değildir. Bu, daha iyi bir markalamaya sahip tek bir hata noktasıdır.
Riski paylaşmak ve geleceği inşa etmek
Endüstriyel düzeyde bağımsızlık farklı ve sezgilere daha aykırı bir görünüm taşımaktadır. Avrupa’nın kendi IRIS² (Avrupa Birliği tarafından 2029’dan itibaren konuşlandırılması planlanan çok yörüngeli bir uydu internet ağıdır) uydu ağı bağlantısı pazarından pay almak için yarışan Amazon, Kuiper fırlatmalarının daha büyük bir bölümünü giderek daha fazla Ariane 6’ya emanet etti. Bu bakış açısına göre egemenlik, gelir elde etmek amacıyla bir pazar rakibine bağımlı olmakla çelişmez. Önemli olan, rakibin kullanmak zorunda olduğu altyapının kontrolünün Avrupa’nın elinde kalmasıdır.
Bireysel düzeyde ise bağımsızlık sözleşmelerden ziyade insanlar aracılığıyla inşa edilmektedir. Thomas Pesquet’nin moderatörlüğünü yaptığı ikinci bir yuvarlak masa toplantısı, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan mürettebat üyelerini bir araya getirdi. Orada hiç kimse fırlatma sıklığından veya pazar parçalanmasından söz etmedi. Gerçekte yörüngede birlikte yaşamış ve çalışmış insanlar arasında yavaş yavaş inşa edilen güvenden söz ettiler. Bir astronotun söylediği gibi, dünyanın ISS (Uluslararası Uzay İstasyonu) hakkında hatırlayacağı şey, oraya kimin ilk ulaştığı değil, uluslararası bir mürettebatın ortak bir hedef doğrultusunda çalışmanın bir yolunu bulmuş olmasıdır.
Bu noktayı güçlü kılan şey, arkasındaki bağlamdı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana Batılı ülkeler ile Rusya arasındaki ilişkiler yeryüzünde neredeyse her alanda çöktü. Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) ise çalışma ilişkisi yine de sürdü. Astronotlar, çevresindeki siyaseti geride bırakmış, operasyonel düzeyde kurulmuş bir dostluğu anlattılar ve bir konuşmacı akılda kalan şu ifadeyi kullandı: bugün düşman olan insanlar yarın arkadaş olabilirler ve bu değişimden sağ çıkabilecek kadar sağlam bir topluluk inşa etmeye değer.
Paneldeki BAE’li astronot, birkaç saat önce endüstri panelinde söylenenlerle bağlantıyı tamamlayan başka bir katman daha ekledi. Uzay alanında uzun bir geçmişi olmayan bir ülke için egemenlik hiçbir zaman her şeyi tek başına yapmak anlamına gelmedi. Böylesi bir ülke için egemenlik, ortaklık yoluyla ve özellikle başkalarının zaten bildiklerini yeniden icat etmek yerine bilgi transferi yoluyla kapasite oluşturmak anlamına geliyordu.
Aynı sayısal mantık şimdi geleceğe işaret ediyor. Thomas Pesquet; bir Çek astronot ve ilk kez bir Yunan astronot ile birlikte uçarak Uluslararası Uzay İstasyonu’na yapılacak PAM-6 görevinde liderlik yapmaya hazırlanıyor. Bu küçük ama anlamlı bir ayrıntı: Avrupalı astronotlar giderek yörüngeye, birbirinden ayrı ulusal temsilciler olarak değil, gerçek bir Avrupa topluluğuna benzemeye başlayacak kadar büyük bir grup olarak ulaşıyor.
Yolcular değil, pilotlar
ESA (European Space Agency/Avrupa Uzay Ajansı) Genel Direktörü Josef Aschbacher, zirvedeki konuşmasında temel tercihi en açık biçimde ortaya koydu. Avrupa’nın alçak Dünya yörüngesine kendi erişimini sağlamasının on yıl boyunca yılda yaklaşık 1 milyar avroya, buna karşılık yabancı sağlayıcılardan koltuk satın almaya devam etmenin on yılda kabaca 5 milyar avroya mal olacağına ve bu koltuk satın almaya ilişkin harcamayla birlikte kontrolün büyük kısmının da yurt dışında kalacağına dair ESA (Avrupa Uzay Ajansı) tahminine işaret ederek ardından “Yolcu mu olacağız yoksa pilot mu?” diye sordu.
10 Eylül 2026’da Paris’teki Uluslararası Uzay Zirvesi’nde AB Uzay Politikası’nın geleceği üzerine konuşan Başkan von der Leyen’e göre, uzay Avrupa için neden önemlidir? (YouTube). Egemenlik söyleminin arkasında asıl mesele de tam olarak budur. Zirvenin ortaya koyduğu soru, Avrupa’nın başkalarıyla ortaklık kurup kurmaması değildi. Avrupa zaten her düzeyde, hem müttefikleriyle hem de rakipleriyle ortaklık yapıyor. Soru, şartları kimin belirlediği ve herkesin kullanmak zorunda olduğu temel mimarinin kime ait olduğudur. IRIS² (Avrupa Birliği tarafından 2029’dan itibaren konuşlandırılması planlanan çok yörüngeli bir uydu internet ağıdır), Avrupa’nın bu soruya kendi başına cevap verip veremeyeceğinin bir sonraki sınavı olacaktır.
*Audrey Rouyre, Montpellier İşletme Okulu’nda İşletme Yönetimi alanında doktora derecesine sahip bir yardımcı doçenttir.
Kaynak: https://theconversation.com/europe-cant-achieve-space-sovereignty-alone-heres-why-291786
Tercüme: Ali Karakuş
