-Cazdan Tasavvufa, Rocktan Arabeske-
Türkiye’de Birçok Müzisyeni Etkileyen İsim: İsmet Sıral
ATÜT tartışmalarının merkezinde yer alan isimlerden Sencer Divitçioğlu ile ilgili yazısında Asaf Savaş Akat, ilginç biçimde Türk caz müziğinin kurucu öznelerinden İsmet Sıral’dan bahseder (Sencer Divitçioğlu Anlatıyor, 2013: 13). Mesele şu: Akat, Galatasaray Lisesinde Barış Manço’nun arkasında saksafon çalan bir genç. Daha sonra stajını Norveç Merkez Bankasında yaparken, Oslo’ya konser vermek için gelen Sıral ile sohbet ederler ve konuşmalarından çok etkilenip hayatının geri kalan kısmında müziğe daha özel bir yer ayırıp ayırmama konusunda karar aşamasına varır. Şunu söylemek lazım ki İsmet Sıral kendisi ile muhatap olan birçok insanda özel etkiler bırakmış, bu etkiye rağmen çok az insanın adını günümüze taşıdığı, gizemli ve uzak bir ada.

Bu fotoğraf, sanatçı Mehmet Güreli’nin çıkarmış olduğu Nisan edebiyat dergisinde yayımlandı.
Kendisi sadece Türk caz müziği için köşe taşı değil. Türkiye’de farklı türlerde müzik yapıp kendi koridorlarında öncü ve özgün üretimler ortaya koyan epey ismin dip sularında onun etkisini ya da ondan neşet eden ruhu bulmak mümkün. Bunu 1960’ların, 70 ve 80’lerin müzik ortamında birbirinden farklı formlar icra eden enstrümanistler ve sanatçılarla gerçekleştirilen söyleşilerden anlıyoruz. Türk rock müziğinin kurucu babası Erkin Koray’ın arkasında 1970’ler boyu davul çalan Nihat Örerel mesela bu isimlerden birisi. Koray’ın İstanbul Esentepe’deki evine Gencebay’ın dışında Moğollar grubundan Aydın Daruga, Okay Temiz gibi değerli sanatçıların gelip gittiğini, beraber oturup müzik yaptıklarını anlatırken İsmet Sıral’ın ise sürekli orada olduğundan bahseder: “İsmet Sıral okuldu, kültür merkezi gibiydi. Saksafonuyla gelirdi. Kavalcılar hep yanında takılırdı. Beş altı kişi oturmuşuz, birisi bongo çalıyor, birisi davul, birisi darbuka. Gelir kolumu tutardı, ‘yanındaki zaten aynı şeyi çalıyor, sen senkopları çal’ derdi, öbürüne ‘sen şöyle çal’ derdi. Adam odaya girdikten on dakika sonra anormal bir müzik çıkardı ortaya” (Roll dergisi, 1998: 58).
Hatta Moğollar grubundan Taner Öngür, İsmet Sıral’ın 70’li yıllarda kendi provalarına sık sık katıldığını, müzik üzerine konuşmalarından çok etkilendiklerini, çalarken birbirini dinlemeyi, etkileşim hâlinde heyecanı paylaşmayı, ritmi ve duyguyu yakalamayı “onun sayesinde” anladıklarını söyler. Yine Öngür’ün anlatımına başvurursak grubun o yıllarda Etiler’de Petrol Sitesi’ndeki prova evlerinin karşını Selami Şahin’in kiraladığını, yandaki sokaktaki evde Kaygısızlar grubunun davulcusu Ali Sedar’ın oturduğunu, -henüz MFÖ kurulmadan evvel- Mazhar ve Fuat’ın sık sık oraya geldiklerini, İsmet Sıral’ın beş yüz metre ilerde Aka Gündüz Kutbay ile küçük bir prova yeri olduğunu, onun ilerisinde ise Orhan Gencebay’ın çalışma ofisi bulunduğunu sıraladıktan sonra Sıral’ın bütün bu evleri dolaştığından bahsediyor. Bir caz saksafoncusu düşünün ki Türkiye’de icra edilen ve piyasada karşılık bulan farklı müzik türlerinden birçok grup ve sanatçının mekanına girip çıkıyor, onlarla konuşuyor, kimi zaman provalarında eşlik ediyor ve hiçbir ayırım yapmadan cazdan, tasavvufa, arabeskten rock’a kadar o etkileşime açık bir zihne sahip.
Türk caz müziği içerisinde böylesi geniş etki sahasına sahip kanaatimce iki isim söz konusu. Birisi Sıral, diğeri ise yine onunla beraber çalışmış olan caz davulcusu Burhan Tonguç. Tonguç mesela Türkiye’de arabeskin arka planında yer alan kurucu isimlerden birisi olan ve 1972 yılında farklı müzik disiplinlerinden gelenlerle oluşturulmuş Metronom grubunu inşa eden Vedat Yıldırımbora ile beraber çok özel deneyimlere kapı aralayan bir müzisyen. Ki, Gencebay ile iletişimi bilinen bir mesele. Hatta ileri bir yorum olabilir ama stüdyo müzisyenliği, alt yapı, her enstrümana özel nota partilerinin yazılmaya başlanması, Türk müziği sazlarının yanı sıra bas gitardan bateriye kadar dünya müziğinin geldiği teknik konumun kendi icralarımıza taşınması, eserlerin giriş, çıkış ve yürüyüşlerinde belli bir trafiğin olması gibi temel kaidelerin oturtulmasında Burhan Tonguç’un bizatihi etkisi mevcut. Bunu o dönemin birçok müzisyeni ile yapılan söyleşilerden biliyoruz.

“İsmet Abi’de Mevlevi mantığı vardı, biraz dergâh dizaynı yani”
Türkiye’de Batı müziği dışındaki icralarda baterinin kullanımına kapı aralayan, sayısız müzisyen yetiştiren temel isimlerden Şerif Yüzbaşıoğlu ve Burhan Tonguç’un öğrencisi olan ve birçok grupta (Bunalım, Kardaşlar gibi) davul çalan Cengiz Teoman mesela Burhan Tonguç ile İsmet Sıral’ın müziğimize yönelik tarihsel katkılarını şöyle anlatıyor: “Burhan Baba, arabesk ve Türk müziğine ritmi oturtan insandır. Suat Sayın gibi klasik müzisyenlerde ritm duygusu yoktu. Şarkıcı söylerken dururlar, sonra haydi tempoya girerlerdi. Burhan Baba’dan bugün kimse söz etmez ama çok önemli adamdır.” dedikten sonra Tonguç’un evine o yıllarda hem alaturkacıların hem kendisi gibi “rocker”ların hem de klasik müzikçilerle operacıların geldiğinden bahseder. Ve tabii ki İsmet Sıral’dan.
Tonguç’un sol tarafına felç indiği vakit özellikle Sıral’ın onu çok zorlayarak yürütmeye çalıştığını ve sonunda bunu başardığını da öğreniyoruz. Sıral ile ilgili değerlendirmeleri ise şöyle: “Onun adı nedense çok geçmez. Burhan Baba gibi. Çünkü sivri bir adam. Bazıları tarafından sevilmez. Cazcıydı ama, alaturka severdi. Kendine ait bir şeyler çalmak isterdi. Mesela Erol Pekcan, belli bir sosyete içinde Amerikan kültürüne uygun caz çalardı… Hâlbuki caz spontan bir şeydir, bir yaşam biçimidir. Daha önceden yazılmış, çizilmiş, dört köşesi olan bir şey değildir caz. İsmet Abi’ye deli gözeyle bakarlardı… İsmet Abi’den çoğunluk olmasa da birçok müzisyen bir şeyler aldı. Mesela Taner de (Öngür) çok etkilenmiştir. İsmet Abi’de Mevlevi mantığı vardı, biraz dergâh dizaynı yani. Saksafonu attı bir ara, neye merak saldı. Aka Abi’yle (Gündüz Kutbay) çalarlardı. Bu adamlar çok önemli adamlardı ama deli gözüyle bakıldılar. Türk kaşığıyla gavur bilmem nesi yemek gibi bir dertleri yoktu.” (Roll dergisi, 1998: 26-27).

“Gencebay’a sazıyla caz çaldıran adam”
Aslında 1970’li yıllardaki bu, her tür müziğe açık etkileşimin köken kazısına yöneldiğimizde karşımıza Abdullah Nail Bayşu’nun Beyoğlu’ndaki evi çıkar. 1960’ların ikinci yarısında radyoda Nida Tüfekçi ile anlaşamayıp ayrılan Orhan Gencebay, Arif Sağ ile beraber uzun süre bu evde kaldı. Ki, cazcı Burhan Tonguç -ve Erol Büyükburç ile Erkin Koray’ın arkasında bağlama çalan- Özer Şenay yine bu evin mukimleri arasında. Kendisi gibi ülkede üretilen müziği yeterli bulmayıp yerli bir zihin ile kendi alanlarında yeniliklere açık bir müzik pratiğine sahip Gencebay ile yollarının kesişmemesi tabii mümkün değil. Zaten yukarıda da bahsedildiği gibi Gencebay’ın çalışma ofisine gidip gelen bir isim. Bunu bilince Gencebay’ın elektro bağlaması ile “Hatasız Kul Olmaz”daki (1976) caz geçkilerinin temelini anlayabiliyoruz. (“Gencebay’a sazıyla caz çaldıran, kurbağalarla düet yapan adam”, Hürriyet Pazar eki, 2002).
Arabeskin bugünkü orkestrasyon mantığına gelmesi hususunda Burhan Tonguç’un katkılarına değinen diğer bir önemli isim de Ahmet Kaya başta olmak üzere piyasada birbirinden farklı müzik türlerinde aranjörlük yapan Osman İşmen. Onun şu tespiti bu müziğin mutfağını inşa eden asıl öyküyü ortaya çıkarmak bakımından mühim: “1970’lerde arabesk müzikte çok önemli bir isim vardı. Burhan Tonguç. ‘Burhan Baba’ diye anılırdı. Bütün davulcuların babasıydı. O zaman bir ekoldü. Müthiş bir teorik bilgiye sahipti. Birçok davulcu yetiştirmiştir. Arabesk müziğin içerisinde davulu ilk kullanan da Burhan Tonguç’tur (Hakan Kılıçoğlu, Turan Sağer, “Türkiye’de 1970-1980 Dönemi Popüler Müziğinde Davul Setine Genel Bakış”, 2018: 761)
Tonguç ile beraber isimlerini beraber anmamız gereken Sıral, 1962 yılında müzik çalışmalarını sürdürmek üzere İsveç’e gider. İsveç’te çalıştığı mekânlarda programı kapatırken Sıral’ın orkestrası ile “Aman Adanalı”yı caz yorumu ile çaldığını eklesem sanırım şaşırmayız. Bu, onun Avrupa’da bile caz çevrelerine Türk usulü icrayı dinletme hususundaki farklı bakış açısını sunması bakımından manidar. 69’da yeniden ülkeye döndüğünde ise Burhan Tonguç dâhil Ali Kayral’ın da aralarında bulunduğu değerli müzisyenlerden oluşan büyük bir caz orkestrası kurar ve önemli mekânlarda uzun süre müzik yaparlar. Onun kişisel öyküsünde muhtemelen kayda değer adımlardan birisi de neyzen Aka Gündüz Kutbay ile kurduğu temas ve ondan ney dersleri alması olsa gerek. Saksafon ya da yan flütle yetinmeyip bir anlamda Batı’dan Doğu’ya yönelmesi yani neye merak salması kuşkusuz onun caz yaparken bile ayağını bu topraklara basma kaygısı üzerinden açıklanabilir ancak. Böylece caz ile Anadolu nağmelerini birleştiren bir yeni yola doğru evrildiğini görürüz.
Sıral ve Tonguç’un deneysel bir akıl taşıdıklarını tarihe not düşen tek plak çalışmaları “Burhan Tonguç Ritm Grubu ve İsmet Sıral” adı ile 1972’de yayımlanır. “Fundacık Du-bi-ba Buzlu Cam” ismini taşıyan 45’lik plak, doğaçlamanın sınırlarının zorlandığı, verili müzik -hatta caz- dilinin çok dışına taşan aşkın bir ses evrenidir âdeta. Müzik yazarı Münir Tireli’nin, bu plağın içeriği hakkındaki yazısından öğrendiğimize göre hücum kayıtla hazırlanan çalışmada Burhan Tonguç ve İsmet Sıral’ın kendi enstrümanları yanı sıra Arto Tunçboyacıyan, Muammer Ersin, Yengeç Hüsam farklı perküsyon aletlerini, Kemal Tezcan bağlamayı, Altan İrtel piyanoyu icra etmiş. Plakta Sıral’ın, Orhan Veli’nin “Bedava” şiirine yaptığı besteyi Özdemir Erdoğan’ın, “Anlatamıyorum”u ise Mina Koşan seslendirdiğini de belirtelim. Vokallerde Biricik (ki, arabesk müziğin en sıra dışı kadın yorumcularındandır), Funda Ersin ve Aygün Ersin’in katkıları mevcut.

Amerika’da cazcılara Türk ritmini ve tınılarını öğretti
İsmet Sıral’ı dünya çapında değerli kılan bir diğer mesele ise 1978 yılında gittiği Amerika’da Karl Berger, Don Cherry gibi caz müzisyenlerinin kurdukları Creative Music Studio’da dünyanın değişik kültürlerinden gelen önemli müzisyenlere iki yıl boyunca eğitim vermesidir. Bir okul olmaktan ziyade tam da Sıral’ın kafasındaki müziğe denk düşecek şekilde standart akademik kalıplara tepki olarak ortaya çıkan, “Doğaçlama müziğin geleceğinin çok daha özgür, yaratıcı, tüm evrensel titreşimlere ve deneyselliğe açık bir ufukta biçimlenebileceğine inanan devrimci sanatçılar tarafından kurulan” (Jazz dergisi, 2003: 63), hiyerarşik ilişkiden ziyade usta-çırak münasebetine benzer bir yapılanmayı önceleyen Creative Music Studio’yu Sıral için önemli kılan bir pratik de Anadolu/Türk müziği ve Batı müziğinde olmayan aksak ritmleri cazın imkanları ile buluşturup bunu katılımcılara öğretmesidir. Dolayısı ile Afrika’dan Asya’ya, Avrupa’dan Amerika’ya çok farklı kültürlerden kopup gelerek Sıral ile etkileşimde bulunmuş, ondan feyz almış sayısız müzisyen bugün dünyanın değişik sahnelerinde ileri derecede müzik icra ediyorlar. Bununla beraber Taner Öngür’ün tespiti ile eğer bugün dünyada “etnik caz” diye bir alt tür varsa onu inşa eden isim de yine İsmet Sıral (Roll dergisi, 2008: 28).
Dost Kip’in hem İsmet Sıral’ı hem de Creative Music Studio’yu merkez alan önemli bir belgeseli var. Orada vaktiyle yolu Creative Music Studio’ya düşmüş, Sıral’dan eğitim almış ve şimdilerde caz ve doğaçlama müziğin icrasında isim yapmış birçok müzisyenin onunla ilgili vefa dolu, gurur duyacağımız cümlelerini duymak mümkün. Sıral, 1987 yılında trajik biçimde aramızdan ayrıldı maalesef. En büyük hayali Ege kıyılarında satın aldığı arazide dünyaya açık, uluslararası bir müzik okulu kurmaktı. Gerek arazi alım satımında muhatap bırakıldığı usulsüzlük, gerek kırılgan duygusal yapısı onu hayatla ilişkisi konusunda trajik bir karar almaya vardırır. Ve 8 Ekim 1987 günü kendi kararı ile dünya yolculuğuna son verir.
