Sömürgeleştirilmiş Afrikalılar: Kendi Yenilgilerinin Amigoları

Afrika toprağında bıraktığı ayak izi kalkınma olarak değil; sömürü, istikrarsızlaştırma, amansız şiddet ve kontrollü kaos olarak ölçülen bir imparatorluğu alkışlamak için ne tür bir tarihsel bellek yitimine düçar olmak gerekir?
Nisan 29, 2026
image_print

Ezilenin zihni, ezenin elindeki en güçlü silahtır Steve Biko

 

Afrika meseleleri üzerine yorum yapmayı, Afrikalı kardeşlerine eğitim ve bilgi sunmayı kendine görev edinmiş olanlarımız için, kötü bir atasözünün inadıyla tekrar eden özel bir trajedi vardır: ezilenler (çoğu yüksek eğitimli olanlar) yalnızca kendi ezilmişliklerini yanlış anlamakla kalmaz, bazen onu alkışlarlar da. Bunu isteksizce ya da baskı altında yapmazlar. Aksine, emperyalizmin bu savunucuları, kamçıyı bir sihirli değnek sanan mühtedilerin coşkusuyla hareket ederler.

Ngũgĩ wa Thiong’o bizi bu konuda uzun zaman önce uyarmıştı. O, bunu kültürel bir bomba olarak adlandırdı; Afrikalının zihninde sessiz bir patlama sonucu hafızayı silen, kimliği çarpıtan ve bizi Afrikalılar olarak küçümseyen güçlere karşı tehlikeli bir hayranlık aşılayan bir bomba.

Steve Biko ise, yanılsamalara tahammülü olmayan bir adamın açıklığıyla sonucu dile getirdi: ezenin elindeki en güçlü silah, ezilenin zihnidir.

Modern Afrika patolojisinin tüm anatomisi, Ngũgĩ’nin teşhisi ile Biko’nun hükmü arasında yatıyor.

Evet, bu gerçekten bir patolojidir. Aksi halde, Afrikalıların tutkulu bir şekilde uzak emperyal çekişmelerle hizalanmalarını, Batılı düşünce kuruluşlarında ve Batılı medyada üretilmiş söylemleri papağan gibi tekrarlamalarını ve Afrika’yı tarihsel olarak harcanabilir bir emlak gibi görmüş jeopolitik ajandaları savunmalarını nasıl açıklayabiliriz?

Afrika toprağında bıraktığı ayak izi kalkınma olarak değil; sömürü, istikrarsızlaştırma, amansız şiddet ve kontrollü kaos olarak ölçülen bir imparatorluğu alkışlamak için ne tür bir tarihsel bellek yitimine düçar olmak gerekir?

Buna cehalet diyemeyiz, çünkü cehalet tedavi edilebilir. Afrikalıları etkileyen bu şey daha inatçı; eğitimli bir şeydir. Ngũgĩ’nin dediği gibi, kültürel bomba bir halkın “kendisine en uzak olanla özdeşleşmesine” yol açıyor.

Kendi anlatısına olan güveninden arındırılmış Afrikalı, bir kuklaya dönüşüyor. Ses onun ama metin ona ait değildir. Bu, tam da Frantz Fanon’un Siyah Deri, Beyaz Maskeler’idir.

Ve böylece bugünün absürt tiyatrosuna varıyoruz: Küresel güç bloklarıyla hiçbir stratejik ittifaktan faydalanmayan Afrikalılar, birdenbire yabancı hegemonik imparatorluklar için masa başı stratejistlere dönüşüyorlar. Yaptırım rejimlerini, askeri caydırıcılık gösterilerini, uçak gemisi gruplarının hareketlerini ve ideolojik çatışmaları paydaş heyecanıyla tartışıyorlar; oysa gerçekte, kıtalarının ebedi bir piyon olarak kaldığı, alay konusu edildiği, istismar edildiği ve bir kenara atıldığı bir oyunda sadece seyircidirler.

Afrikalılar dışında hiçbir ciddi toplum, dış politikasını duygu ve hislere dayandırmaz.

Amerika Birleşik Devletleri böyle yapmaz, Tanrı korusun! Avrupalıların yaptığını görmeyiz, ne Çinliler ne de Ruslar bunu yapar. Bu toplumların hepsi Lord Palmerston’un Jeopolitik 101 gerçeğini bilir: ulusların ne dostları ne de düşmanları vardır; yalnızca çıkarlar ebedidir.

Soğuk, hesaplanabilir ve çoğu zaman acımasız olan ulusal çıkarlar; uluslararası ilişkilerin grameridir.

Ama işte buradayız, Afrikalılar stratejik düşünme iddiasından bile vazgeçip, kendilerine eşit ortaklık gibi en temel nezaketi bile göstermeyen güçlere duygusal bağlılık gösteriyorlar.

Biko, bunu hemen tanırdı. Bu, zapt edilmiş Afrikalı zihninin işleyişidir. Bu zihin, ezenin hiyerarşisini öylesine içselleştirmiştir ki, o hiyerarşi adına kendini ve başkalarını denetlemeye başlıyor. Bu yüzden muhalif Afrikalı sesler, çoğu zaman Batılı yorumcular tarafından değil, ideolojik bekçi rolünü üstlenmiş diğer Afrikalılar tarafından alaya alınıyor. Atasözündeki gibi, yas tutan mevta sahibinden daha çok ağlayan hizmetçi gibidirler.

Sömürge yöneticisi binayı terk etti ancak onun psikolojik halefi hala yerinde duruyor.

Afrika’nın tarihsel dersler açısından yoksun olmadığını düşününce trajedi daha da derinleşiyor. Berlin Konferansı’ndan yapısal uyum programlarına, vekâlet savaşlarından yatırım kisvesi altındaki kaynak yağmasına kadar örüntü gizli değildir. İyi belgelenmiş, tekrar edilmiş ve inkâr edilemezdir. Yine de kültürel bomba, bu derslerin etkisiz kalmasını sağlıyor; bütün bu dersler bu yüzden sonuç doğurmayan gerçeklere dönüşüyorlar.

Bunun yerine, bize tersyüz edilmiş iğrenç bir öncelikler listesi sunuluyor. Kendi hükümetlerini istikrarlı elektrik sağlamaya zorlayamayan Afrikalılar, birdenbire binlerce kilometre ötedeki ulusların egemenliği hakkında, Batı’nın stratejik anlatılarıyla uyumlu bir şekilde, güçlü kanaatler geliştiriyorlar.

Sonuçları bu kadar ciddi olmasaydı komik olabilirdi. Bu işbirlikçiler, Batı emperyalizminin en gür vuvuzelalarıdır.

Bunu zararsız bir gürültü olarak görmemeliyiz; çünkü bu gürültü söylemi şekillendiriyor. Politika ortamlarını etkiliyor. Dış gözlemciye, kendi çıkarlarından hâlâ emin olmayan, ideolojik etki altına girmeye hâlâ açık ve dayanışma ile kulluk arasındaki farkı hâlâ ayırt etmekte zorlanan bir kıta görüntüsü veriyor.

Bu döngüden kurtulmak nasıl bir şey olurdu acaba?

Ngũgĩ bu soruya bir yanıt sunuyor: zihni sömürgeden arındırarak anlatıyı geri kazanmak. Afrika perspektiflerine, önceliklerine ve özne olma gücüne güveni yeniden tesis ederek kültürel bombayı etkisiz hale getirmek.

Bu, bir izolasyon çağrısı değildir; Afrika’nın entelektüel egemenliği çağrısıdır. Dünyayla bir yankı olarak değil, bir ses olarak etkileşime girmek.

Biko, biraz daha ileri gidiyor: zihni özgürleştirmek. Kısmen değil, sembolik olarak değil, kararlı biçimde. Tahakkümün dayattığı psikolojik çerçeveyi reddetmek. Dış güçlerden onay arama içgüdüsünü geri çevirmek. Onurun bahşedilmediğini, savunulduğunu anlamak.

O zamana kadar şu tuhaf olguyu görmeye devam edeceğiz: kendilerine hiçbir fayda sağlamayan pozisyonları tutkuyla savunan, kendilerini savunmayan sistemleri savunan ve kendilerine ait olmayan zaferleri kutlayan Afrikalılar.

Bu sert ama dürüst bir sonuçtur: zihinsel bağımsızlığını kazanmamış bir halk, emperyalistlerin maceralarında amigoluk yapmak üzere ideolojik olarak seferber edilmeye her zaman hazır olacaktır.

Savaş alanı değişti. Savaş artık zincirler ve savaş gemileriyle değil, anlatılar ve algılarla yürütülüyor. Ve bu savaş alanında en belirleyici zaferler, zapt edilenlerin fatihlerinin istediği gibi düşünmeye, konuşmaya ve tartışmaya başladığı, yani direniş olmadan kazanılanlardır.

Ngũgĩ, bu kültürel patlamayı gördü ve özellikle Decolonizing the Mind (Zihnin Sömürgeden Arındırılması) adlı eserinde yazdı. Biko, silahı tanımladı ve etkileyici biçimde anlattı. Buna rağmen Afrika burjuvazisi, ancak efendilerini aksanlı bir akıcılıkla tekrar ettiklerinde tatmin oluyor.

Biz Afrikalılar için geriye kalan soru şudur; büyük kahramanlarımızın bilgeliklerinin sözde mirasçıları olarak, bu bombayı etkisiz hale getirmeye hazır mıyız, yoksa coşkuyla onun yıkıntıları arasında dans etmeye devam mı edeceğiz?

 

*Femi Akomolafe, tutkulu bir Pan-Afrikacıdır. Londra merkezli New African dergisinin muhabiri ve Akra merkezli Daily Dispatch gazetesinin köşe yazarıdır. Kimi zaman Avrupa’da kimi zamanda Afrika’da yaşamaktadır ve Afrika ile ilgili konularda çeşitli gazete ve dergilerde düzenli olarak yazılar kaleme almaktadır.

 

Kaynak: https://femiakogun.substack.com/p/the-colonized-africans-cheerleaders

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA