Babalık, onlarca yıldır bir annenin de üstlenebileceği ikame edilebilir bir rol olarak tanımlanarak saldırı altında tutulmaktadır. En son saldırılar ise trans ideolojisi ve bilim kaynaklı olup, “baba” kavramının bizzat anlamını hedef almaktadır.
Yakın zamanda kutladığımız Babalar Günü, tehlikeli bir gündür. Tehlikelidir; çünkü babalığın kendisi çağdaş toplumda tartışmalı hâle gelmiştir. The New York Times‘ın bu günü nasıl kutladığını düşünün: “Kızıma göre cinsiyetim hiçbir zaman karmaşık olmadı.” diyerek bir “trans erkek” (yani kadın) “baba” olmanın harikalarını anlatan, köşe yazısı görünümüne sokulmuş bir karikatürle.
Babalar Günü’nün ardından Amerikalılar, teknolojinin ortaya çıkardığı zorlukların temel bir soruyu nasıl daha da büyüttüğünü kendilerine sormalıdır: “Baba nedir?” Yapay üreme ve taşıyıcı annelik, anneliği zaten genetik, gebelikle ilgili ve sosyal parçalara ayırmıştır. Bu düalist barbarlığın savunucuları ise genellikle “anne” sıfatını sosyal anneliğe, yani bu durumda çoğunlukla biyolojik bakımdan en az, ancak muhtemelen maddi bakımdan en fazla yatırım yapmış olan kişiye vermek istemektedir.
Babalık aynı üçlü ayrıştırmaya annelik kadar kolay elvermez; ancak biyolojik olan ile sosyal olanın birbirinden ayrılmasına imkân tanır. Nitekim çocuklarını terk eden bazı erkeklerin uzun zamandır yaptığı da tam olarak budur!
Ancak teknoloji şimdi karşımıza yeni bir durum çıkarıyor: ölüm sonrası babalık—yaşayan bir baba olmaksızın babalık.
Önde gelen laik biyoetik düşünce kuruluşlarından biri olan The Hastings Center, yakın zamanda bu soruya dikkatleri çekti. Mart–Nisan 2026 tarihli Raporu‘nda şu soruyu sordu: “Ölen Kişinin Anne ve Babasının Ölüm Sonrası Sperm Alımını Başlatmak İçin Hukuken Başvurma Ehliyeti Olmalı mı?”
Bu soru, Hamas’ın 2023 yılında İsrail’e yönelik gerçekleştirdiği terör saldırısının ardından ve sonrasında hayatını kaybeden genç İsrail Savunma Kuvvetleri askerleri bağlamında ortaya çıktı. İsrail hukuku, ölen kişinin “hayatta kalan kadın partnerinin” ölüm sonrası sperm alımını talep etmesine izin vermektedir. Peki ya ölen kişinin eşi ya da duygusal partneri yoksa? Anne ve babanın, çocuk henüz gebe kalmadan önce ölmüş bir erkeğin soyundan gelecek nesli—torunlarını—dünyaya getirme konusunda bir hakkı, menfaati ya da meşru arzusu var mıdır?
Sorun yalnızca İsrail’e özgü değildir; burayı daha geniş bir olgunun yalnızca bir örneği olarak sunuyorum. Katolik biyoetikçi William May’in otuz yılı aşkın bir süre önce belirttiği gibi, bir insanın meydana gelişi ne zaman evlilik birleşmesinin insani kucaklayışından gametlerin teknik olarak birleştirilmesine taşınırsa, bu süreç ilke olarak evlilikten ve bugüne kadar bu kavramları anladığımız şekliyle ebeveynlikten koparılmış olur. Bu uygulamalar yalnızca cinsel birleşmenin yerine bir teknik koymakla kalmaz; gerçekte insan cinsel birleşmesini de sıradan bir “teknik” düzeyine indirger.
Papa XII. Pius, 1951 tarihli Ebelere Hitap konuşmasında bu bayağı simyaya değinmiş; suni tohumlamayı, gametleri birleştirmek amacıyla “evlilik birleşmesini salt organik bir işleve” indirgediği ve “aile ocağını, aile mabedini biyolojik bir laboratuvara” dönüştürdüğü gerekçesiyle mahkûm etmiştir. Bu, yalnızca papalığa özgü şiirsel bir ifade değildir. Pius, insanları var etme eyleminin teknolojikleştirilmesinin, aksi yönde niyetler ileri sürülse bile, cinselliğin, ebeveynliğin ve çocuğun değerinin onların aleyhine olacak şekilde kökten yeniden değerlendirilmesi olmaksızın gerçekleşemeyeceği gerçeğini ortaya koymuştur.
Cinsellik yalnızca gamet aktarımına dönüşür. Ebeveynlik bir zihinsel duruma dönüşür. Ve eski Paris Başpiskoposu Michel Aupetit’nin ifade ettiği gibi, çocuk iki kişinin isteklerine ve teknik özelliklerine göre tasarlanmış bir ürün, bir “ebeveyn projesi” hâline gelir.
Bir baba yalnızca sperm üreten biri değildir; bedeni de yalnızca bir fabrika değildir. Babalık, hem babanın hem de çocuğun hak sahibi olduğu kişiler arasındaki bir bağdır; aynı zamanda kişiler arasındaki bir birliktir. Babanın varlığı olmaksızın ortaya çıkan babalığın sonuçları, ister ebeveynin çocuğunu terk etmesinden ister bir cesetten çocuk meydana getirilmesinden kaynaklansın, bir adaletsizliktir. Sonuç ile varlık arasındaki kopukluk, kürtaj seçeneğiyle—”sonucu” ortadan kaldırarak—giderilemez; ancak bu kopukluğa izin veren eylemlerin yanlışlığını ve adaletsizliğini kabul etmekle giderilebilir.
Evet, bir çocuk her zaman değerini korur. Ancak bir çocuğun her zaman bir anneye ve bir babaya hakkı vardır. Bazen kişinin denetimi dışındaki olaylar bunu imkânsız hâle getirir. Ancak kişinin denetimi dışındaki olaylarla, kişinin denetimi dışındaki koşullar altında bile özgür iradeyle seçilip gerçekleştirilen eylemler arasında bir fark vardır. Olan ile benim yaptığım arasında bir fark vardır. Kasten bir yetim yaratmanın her zaman yanlış olduğu önermesi tartışma konusu olmamalıdır. Bir yetim yaratmak için “iyi nedenler” yoktur.
“Katolik Sol”un bazı kesimlerinde, Papa XIV. Leo’nun yeni genelgesi Magnifica Humanitas‘ı, “pelvik teoloji”den sosyal öğreti lehine olumlu karşılanan bir uzaklaşma olarak selamlama eğilimi vardır. Bu ikilik yanlıştır. Ölüm sonrası sperm alımı, bu iki alanın birbirinden ayrılamaz olduğunu göstermektedir. İnsanları sakatlanmış ya da gereksiz hâle getiren teknolojiye duyulan sınırsız inanç, ister işlerin, ister cinselliğin… isterse babaların yerini alsın, yanlıştır.
*John M. Grondelski (Ph.D., Fordham), New Jersey eyaletinin South Orange kentindeki Seton Hall Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin eski dekan yardımcısıdır. Burada ifade edilen tüm görüşler kendisine aittir.
