İsrail’in ABD’ye Yönelik Casusluğu – Yeni Bir Şey Mi?

Tanık olduğumuz şey ani bir keşif değildir. Bu, onlarca yıllık dış angajmanların, bitmek bilmeyen taahhütlerin ve siyasi ikiyüzlülüğün, artık kendi çıkarlarının nerede başlayıp nerede bittiğini bilmeyen bir sistem yarattığının yavaş yavaş fark edilmesidir. Bu, herhangi bir casusluk operasyonundan çok daha büyük bir tehdittir.
Haziran 12, 2026
image_print

Pentagon’un, İsrail’in Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı casusluk yürüttüğüne ilişkin açıklaması, sanki şok edici bir ifşa gibi sunuluyor. Gerçekten mi? Jonathan Pollard, İsrail adına büyük miktarda gizli istihbarat çaldı ve 1987 yılında mahkûm edildi. NSA’nın, Obama yönetimi sırasında ABD politikasını etkilemeye yönelik çabaları tartışan İsrailli yetkilileri tespit ettiği bildirildi. Eski CIA ve FBI yetkilileri bile İsrail’in Amerika Birleşik Devletleri içinde agresif istihbarat operasyonları yürüttüğünü defalarca kabul etmiştir. Bu bir komplo teorisi değildir. Ulus devletler böyle davranır.

Dikkatimi çeken şey iddianın kendisi değil, zamanlamasıydı. Washington, Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu meselelerine giderek daha fazla karıştığı tam bir dönemde İsrail’in istihbarat faaliyetleri konusunda uyarıda bulunuyor. İran’la ilgili çatışma tırmanmaya devam ediyor. Gazze yıkıldı ve unutuldu; şimdi ise Lübnan sürekli bombardıman altında. Amerikan askerî unsurları bölgenin dört bir yanına yayılmış durumda. Savunma harcamaları, bir nesil önce düşünülemez kabul edilecek seviyelere yaklaşıyor. Buna rağmen, bu taahhütleri yeniden değerlendirmek yerine, AIPAC’a sadık Kongremiz daha da derin bir entegrasyon istiyor.

Rakamlar giderek absürt bir hâl alıyor. Federal borç 37 trilyon doları aşmış durumda. Faiz ödemeleri artık federal bütçedeki en büyük kalemler arasında yer alıyor. Pentagon bütçesi yıllık 1 trilyon dolara yaklaşıyor. Buna rağmen çözüm her zaman daha fazla harcama, daha fazla askerî konuşlandırma, daha fazla dış yükümlülük ve nihayetinde finansmanını Amerikan vergi mükelleflerinin üstlenmek zorunda kalacağı daha fazla vaat oluyor.

Casusluk meselesi daha derin bir sorunu ortaya çıkarıyor. İstihbarat yetkilileri gerçekten ciddi bir güvenlik endişesi olduğuna inanıyorsa, neden daha fazla entegrasyon peşinde koşuyorlar? Daha fazla entegrasyon gerekli ise neden alarm veriyorlar? Bunun cevabı, Washington’un artık tutarlı bir stratejiye sahip olmamasıdır. Farklı gruplar, ortada birleşik bir politika varmış gibi davranırken farklı yönlere çekiyorlar.

İmparatorluklar işte böyle geriler. Roma, bir noktada rekabet hâlindeki çıkarların, dış angajmanların, askerî harcamaların ve siyasi grupların herhangi bir net ulusal amacı gölgede bıraktığı bir duruma ulaşmıştı. Hükümet stratejik olmaktan çıkıp reaktif hâle gelmişti. Bugün etrafa bakıldığında, benzerlikleri görmezden gelmek giderek zorlaşıyor.

Benim endişem hiçbir zaman İsrail’in casusluk yapıp yapmadığı olmadı. Her ülke casusluk yapar. Çin casusluk yapar. Rusya casusluk yapar. İngiltere casusluk yapar. Fransa casusluk yapar. Amerika Birleşik Devletleri hem müttefikleri hem de düşmanları hakkında casusluk yapar. Asıl mesele, Washington’un kendisini sürekli olarak Amerikan çıkarları ile başkalarının çıkarlarını ayırt edemeyeceği konumlara yerleştirmesidir.

Tanık olduğumuz şey ani bir keşif değildir. Bu, onlarca yıllık dış angajmanların, bitmek bilmeyen taahhütlerin ve siyasi ikiyüzlülüğün, artık kendi çıkarlarının nerede başlayıp nerede bittiğini bilmeyen bir sistem yarattığının yavaş yavaş fark edilmesidir. Bu, herhangi bir casusluk operasyonundan çok daha büyük bir tehdittir.

Kaynak: https://www.armstrongeconomics.com/world-news/war/israel-spies-on-the-us-what-else-is-new/

SOSYAL MEDYA