Körfez petrol üreticileri, ABD Deniz Kuvvetleri’nin hatırı sayılır desteğiyle, İran’ın burnunun dibinde Hürmüz Boğazı’ndan yoğun biçimde ham petrol geçiriyor.
Deniz verilerini izleyen Kpler’e göre, kritik geçiş noktasından geçen petrol ve petrol ürünleri akışı geçen hafta günde ortalama 13,1 milyon varile ulaştı. Bu, savaş başlamadan önce boğazdan her gün geçen 17,1 milyon varilin yüzde 80’inin biraz altında.
JPMorgan’a göre, Hürmüz’den ve çevresinden geçen toplam Orta Doğu ham petrol akışı daha da dikkat çekici: savaş öncesi seviyelerin yüzde 98’ine geri dönmüş durumda.
Kpler Emtia Araştırmaları Direktörü Matt Smith, “Boğazdan bu kadar yüksek hacimde petrol geçtiği göz önüne alındığında, İran’ın boğaz üzerindeki etkisini kaybettiği açık” dedi.
Bu seviyeye, askerî refakatli mekik seferlerinin boğazdan gizlice “karanlık” geçişler yaptığı karmaşık bir operasyon sayesinde ulaşıldı. Söz konusu operasyon, son birkaç ayda Orta Doğu petrol üreticileri için önemli akışların yeniden tesis edilmesine yardımcı oldu. Boğazdaki son trafik artışına katkıda bulunan bir diğer unsur da, İran müttefiki Husilerin bu ayın başlarında büyük bir Suudi petrol boru hattına saldırmasına kadar ağırlıklı olarak Kızıldeniz’e yönlendirilen Suudi Arabistan petrolünün yeniden boğaza dönmesi oldu.
Kritik soru şu: Bu statüko daha ne kadar sürdürülebilir? ABD ordusu, petrolün geçişini sağlamak için bölgede muazzam kaynak harcıyor; üstelik küresel stoklar operasyonel dip seviyelere doğru gerilemeyi sürdürürken ve akaryakıt fiyatları rekor seviyelerde ya da bu seviyelere yakın seyrederken.
Bu arada köşeye sıkışan İran karşılık vermeye başlıyor.
Tedirgin bir piyasa
Petrol piyasası, dünyanın şimdiye kadarki en büyük arz şokuna rağmen petrolü müşterilere ulaştırmak için sanki tükenmez sayıda çözüm üretebiliyor.
JPMorgan’a göre, İran savaşı boyunca küresel petrol stokları yaklaşık 2 milyar varil azaldı, ancak piyasa ayakta kaldı. Bu dikkat çekici başarıda, boru hattı yönlendirmeleri ve askerî destekli mekik servisi gibi yenilikçi çözümlerin yanı sıra Körfez dışındaki üretim artışı da rol oynadı. En önemlisi de küresel talepte yaşanan ciddi düşüştü.
Petrol fiyatları rahatsız edici derecede yüksek kalmaya devam ediyor, ancak piyasanın geliştirdiği yaratıcı çözümler ham petrolün 2008’de kırdığı rekor seviyeye yaklaşmasını engelledi.
Buna rağmen Hürmüz’deki mevcut durum kesinlikle sonsuza kadar süremez.
Petrol fiziksel bir üründür ve eninde sonunda piyasa güçleri devreye girecektir. Petrol stoklarından çıkan ham petrol miktarı, stoklara giren miktardan fazla olduğu için piyasa sonunda uzun süredir öngörülen ve korkulan kırılma noktasına ulaşacaktır. Bu noktada stoklar talebi karşılamaya yetmeyecektir. Böyle bir durumda, dengeyi koruyacak ölçüde talebi azaltabilmek için petrol fiyatlarının hızla yükselmesi gerekecektir.
Bunun tam olarak ne zaman gerçekleşeceğini kimse bilmiyor.
JPMorgan Küresel Emtia Stratejisi Başkanı Natasha Kaneva artık tahmin yürütmeye çalışmayı bıraktı.
Kaneva iki hafta önce müşterilerine gönderdiği bir notta, “İran çatışmasının başlangıcından bu yana ilk kez bir baz senaryomuz yok” diye kabul etti. “Son aşamanın nasıl şekilleneceğini nasıl modelleyeceğimizi gerçekten bilmiyoruz.”
Kaneva’ya göre artık kilit mesele savaşın ne kadar süreceği değil, piyasanın müşterilerin talep ettiği fiziksel petrolü ne kadar süre karşılayabileceği. Bu iki unsur birbiriyle bağlantılı olabilir: Hürmüz Boğazı’nda gerçek bir çözüme ulaşılmadığı sürece dünya, piyasa stoklarının dayanmasını ummaktan başka bir seçeneğe sahip olmayacak.
Kimin umurunda?
Tüm bu piyasa mekanizmaları ilginç bir ekonomik teori ve arz-talep analizi ortaya koyuyor. Ancak pratikte bunların insanların cüzdanları açısından pek bir anlamı olmadı.
Petrol bütün ay varil başına 90 doların üzerinde seyretti ve Eylül ayının büyük bölümünü 100 doların üzerinde geçirdi. Benzin fiyatları savaş dönemindeki en yüksek seviyelerine yakın. İran savaşı ile Rusya-Ukrayna savaşının etkileriyle karşı karşıya kalan dizel ise bu ayın başlarında önceki rekorunu aşarak galon başına 6 doların oldukça üzerine çıktı.
Üstelik ham petrol akışındaki normalleşme henüz petrol ürünlerine yansımış değil. JPMorgan’a göre Orta Doğu’dan çıkan rafine petrol ürünleri akışı savaş öncesi seviyelerin yalnızca yüzde 58’inde kalıyor; bu da benzin ve dizel üzerindeki ciddi kısıtların sürdüğünü gösteriyor.
Petrolün varil başına 150 dolara çıkmamış olması — en azından şimdilik — depolarını doldurmak için 100 dolar harcamak zorunda kalan Amerikalılar ya da teslimatlarını gerçekleştirebilmek için yüksek akaryakıt ek ücretleri ödeyen işletmeler açısından pek de teselli sayılmaz.
Piyasanın esas alabileceği fazla yeni bilgi bulunmadığından, son aylarda işlemler olası bir barış anlaşması ihtimali üzerinden şekillendi. Başkan Donald Trump’ın savaş boyunca İran’la, boğazın yeniden açılmasını sağlayacak ve yakında yapılacağı öne sürülen bir anlaşmaya ilişkin sık sık yaptığı açıklamalar, petrol fiyatları üzerinde piyasadaki gerçek fiziksel petrol miktarından çok daha büyük bir etki yarattı.
Bu tablo, bu ayın başlarında Husilerin Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı boru hattını bombalamasıyla bir ölçüde değişti. Saldırı, Kızıldeniz’e akan yaklaşık 7 milyon varillik petrolü geçici olarak durdurdu; bunun yarısından fazlası Hürmüz Boğazı’ndan başka güzergâhlara yönlendirilmişti. Suudiler duruma bir kez daha dikkat çekici biçimde uyum sağlayıp yeni bir çözüm bularak petrolü yeniden Hürmüz Boğazı üzerinden sevk etmeye başlayana kadar fiyatlar varil başına 110 dolara yaklaştı.
Bu arada Kpler’e göre pazar günü çekilen uydu görüntüleri, Suudi Arabistan’ın batı kıyısındaki iki önemli liman olan Yanbu ve El Muajjiz’deki yedi rıhtımın tamamının açık olduğunu gösterdi. Bu da Doğu-Batı boru hattındaki faaliyetlerin yeniden arttığına işaret ediyor.
Peki bu hacimler sürdürülebilir mi?
Kaneva salı günü, “Geçişlerin artması, güvenliğin iyileştiği şeklinde yorumlanmamalı; aksine bu durum, sektörün sürekli risk altında faaliyet gösterme kabiliyetinin arttığını gösteriyor” dedi.
Örneğin sigorta maliyetlerinin hâlâ astronomik seviyelerde olduğunu belirtti. Sigortacılar şu anda 5 ila 10 yaşındaki en büyük sınıf petrol tankerlerine 150 milyon dolar değer biçiyor; oysa yeni bir tanker inşa etmenin maliyeti 135 milyon dolar.
ABD’nin deniz ablukası nedeniyle kendi petrolünü boğazdan geçiremeyen ve ekonomik baskı gücünün temel kaynağını kaybeden İran, Körfez’den geçen petrol tankerlerine yönelik saldırılarını artırdı.
Smith, “İran geçişleri caydırmaya çalışırken tankerlere yönelik saldırıların daha sık hâle gelmesi şaşırtıcı değil” dedi. “İran boğaz üzerindeki kontrolünü yeniden sağlamaya çalıştıkça bunun devam etmesini beklemeliyiz.”
Sonuç olarak petrol piyasası bir çıkmazda kalmaya devam ediyor: giderek daha ağır bir yük hâline gelen ABD askerî çabası, sürdürülebilir olmayan bir statükoyu ayakta tutuyor; bu da işletmeler ve tüketiciler açısından fiyatların yüksek kalmasına yol açıyor.
Kaynak: https://edition.cnn.com/2026/09/29/economy/oil-strait-of-hormuz-iran
