Gazze soykırımı, İsrail yanlısı propagandanın gücünü kalıcı olarak zayıflattı

7 Ekim ve Gazze soykırımından bu yana ABD’de İsrail ve Filistin’e ilişkin görüşler büyük ölçüde değişti. Siyonist propagandanın gücü kalıcı olarak zayıfladı ve ABD-İsrail ilişkileri hiç olmadığı kadar kırılgan bir konuma geldi.
Ekim 7, 2026
image_print

Gallup, yaklaşık 40 yıldır Amerikalılara Orta Doğu ve ABD’nin bölge politikası hakkında bir dizi soru yöneltiyor.

Sık sorulan bu sorulardan biri şu: “Orta Doğu’daki durumda sempatiniz daha çok İsraillilerden yana mı, yoksa daha çok Filistinlilerden yana mı?”

2003’te Demokratların yalnızca yüzde 16’sı İsraillilerden çok Filistinlilere sempati duyduğunu söylüyordu. Bu yılın şubat ayında yapılan yıllık ankette ise bu oran yüzde 65’e yükseldi.

Bu çarpıcı değişimin pek çok nedeni var.

2003, ABD’nin Irak’a karşı savaşını başlattığı yıldı; savaş, hükümetin yalanları ve 11 Eylül sonrası ABD toplumunun hatırı sayılır bir kesimine yayılan kan susamışlığıyla körüklenmişti. 2026’da da ABD Orta Doğu’da bir savaş başlattı, ancak bu savaş halk arasında genel olarak rağbet görmüyor; 20 yılı aşkın felaket getiren bitmek bilmeyen savaşların ardından halk, doğal olarak yabancı çatışmalara kuşkuyla yaklaşmaya başladı.

Filistin yanlısı aktivistlerin yorulmak bilmeyen çalışmaları da davaya verilen desteği artırdı; Amerikalılar İsrail apartheidı ve işgali konusunda daha derin bir anlayış geliştirdi. Bu çabalar özellikle 2020’deki Black Lives Matter protestoları sırasında karşılık buldu; pek çok aktivist ülke içindeki ve yurt dışındaki özgürleşme mücadeleleri arasındaki bağlantılara dikkat çekti.

Ancak bu sıçramanın en büyük nedeni açıkça Gazze soykırımı ve ABD’nin buna verdiği destek. İsrail’in Gazze’ye karşı savaşı üç yıl önce başladığından bu yana, ihtiyatlı tahminlere göre 74 bin Filistinli öldürüldü ve 175 binden fazlası yaralandı. Trump yönetiminin 10 Ekim 2025’te bir “ateşkes” ilan etmesinden bu yana ise 1.400’den fazla kişi öldürüldü ve yaklaşık 5 bin kişi yaralandı.

Bu Gallup sonuçları, Amerikalıların bu konudaki tutumunun tamamen tersine döndüğünü gösteren geniş bir anket birikiminin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor. Demokrat seçmenlerin İsrail’e yönelik tutumu daha yüksek oranda olumsuzlaşmış olsa da bu değişim kesinlikle tek bir siyasi partiyle sınırlı değil.

İşte birkaç örnek daha:

  • Bu yılın ilkbaharında yayımlanan bir Pew raporu, ABD’li yetişkinlerin yüzde 60’ının İsrail’e olumsuz baktığını ortaya koydu; bu oran 2025’te yüzde 53’tü. Cumhuriyetçilerin yüzde 41’i İsrail’e olumsuz bakarken, 18-49 yaş arasındaki Cumhuriyetçilerde bu oran yüzde 57’ye çıkıyor.
  • Söz konusu Gallup anketi, Demokratların yanı sıra bağımsızların da Filistinlilere İsraillilerden daha fazla sempati duyduğunu gösteriyor: yüzde 41’e karşı yüzde 30. Bu, araştırma şirketinin bu anketleri yapmaya başlamasından bu yana bir ilk.
  • Yakın tarihli bir Marquette Law School anketi, İsrail’e yönelik olumlu bakışın son 20 aydır istikrarlı biçimde gerilediğini ortaya koydu.

AIPAC hakkında yakın zamanda verdiği bir röportajda araştırmacı gazeteci Eli Clifton, Mondoweiss’e, İsrail’in bölgedeki eylemleri nedeniyle İsrail yanlısı lobi kuruluşlarının propagandasının artık eskisi kadar etkili olmadığını söyledi.

“Bence bunun bir kısmı onların kontrolü dışında. Gazze’den ölü çocukların ve sivillerin görüntüleri gelmeye devam ediyor. Ana akım medya bunu haberleştirme konusunda pek iyi değil, ancak artık sosyal medya varken Gazze’de olup bitenlerin boyutunu, Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetini ya da Lübnan’daki Hristiyanlar dahil çeşitli topluluklara yönelik şiddeti bastırmak çok zor,” dedi Clifton.

“Bunlar insanları dehşete düşürüyor ve kamuoyunun değişmesinde önemli ölçüde pay sahibi. İnsanlar sahada olup bitenlere daha önce kendilerinden esirgenen bir biçimde erişebiliyor. Bence İsrail toprakları işgal etmeye devam ettiği, İsrail’de insanlar eşit haklara sahip olmadığı, İsrail birden fazla cephede bu savaşları sürdürdüğü ve Gazze’de soykırımı sürdürdüğü sürece AIPAC’ın yapabilecekleri sınırlı.”

“Demokratlar arasında son derece sevilmiyorlar; Cumhuriyetçiler ve hatta Hristiyan evanjelikler arasında da giderek daha az seviliyorlar,” diye ekledi. “Bu, onlar için neredeyse aşılamaz bir zorluk yaratıyor.”

Benzer görüşler İsrailli liderler tarafından da açıkça dile getirildi.

Eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett, temmuz ayında Time’da yayımlanan bir görüş yazısında şöyle yazdı: “Beni endişelendiren şey — ve bence her Amerikan liderini de endişelendirmeli — kamuoyunda, özellikle genç Amerikalılar arasında görülen kaygı verici bir eğilim. Anketler, gelecek nesil ABD vatandaşları arasında İsrail’e yönelik kuşkunun arttığını gösteriyor. Bunun onların gerçek değerlerini yansıttığına inanmıyorum. Amerikalı gençler ezici çoğunlukla iyi ve adalet arayan insanlardır. Bu yalnızca İsrail’in sorunu değil. Aynı zamanda Amerika’nın da sorunu. Bana göre İsrail’i gayrimeşrulaştırmaya çalışan aynı güçler, Batı ittifakını, demokratik kurumları ve Amerikan liderliğini de zayıflatmaya çalışıyor. Bu değişime karşı koymak ortak bir sorumluluktur — hem de acil bir sorumluluk.”

İsrail’in halkla ilişkiler krizi gerçekten ABD dış politikasının yeniden değerlendirilmesine yol açacak mı? Ufukta büyük bir değişiklik görünmüyor; çünkü Beyaz Saray’da hangi parti olursa olsun İsrail fiilen açık çek almaya devam ediyor. Bu anlamda İsrail, sağlık hizmetleri ve çevre gibi, ABD’li yasa koyucuların seçmenleriyle tamamen ters düştüğü bir başka mesele hâline geldi.

Bununla birlikte, ülke içindeki mücadele sürdükçe “özel ilişki”nin nihai kaderi henüz yazılmış değil. Soykırımdan bu yana bu meselenin siyasi söylemimize nüfuz ettiğini, hatta bazı başarılı adayların seçim kampanyalarında konuyu öne çıkardığını gördük. Kongre bile yavaş yavaş harekete geçmeye başladı. Senatör Bernie Sanders Kasım 2024’te İsrail’e silah satışını engellemeyi amaçlayan bir değişiklik önergesi sunduğunda yalnızca 18 senatör onu destekledi. Bu yılın nisan ayında ise 47 Demokratın 40’ı ülkeye buldozer satışını engelleme yönünde oy kullandı.

Bu elbette son derece yetersiz, ancak bunun Washington’da artık siyaseten dokunulmaz bir mesele olmadığı açık; mutlak bir mucize olmadıkça yeniden böyle bir konuma gelmesi de pek olası görünmüyor.

Kaynak: https://mondoweiss.net/2026/10/the-gaza-genocide-permanently-diminished-the-power-of-pro-israel-propaganda/