Trump yönetimi, 24 Nisan’da duyurduğu ve Dalian’daki Hengli Petrochemical rafinerisi ile bağlantılı 40 denizcilik kuruluşunu hedef alan yaptırım bombardımanını, zirve öncesi baskı aracı olarak yapılmış ustaca bir hamle şeklinde sunuyor. Başkan Trump Mayıs ayının ortasında Başkan Xi Jinping ile görüşmeye hazırlanırken, Beyaz Saray, Çin’in enerji tedarik zincirleri üzerindeki finansal boğma baskısını sıkılaştırarak ABD’nin hakim bir konum elde ettiğine inanıyor gibi görünüyor.
Ancak küresel denizcilik manzarasına yönelik soğukkanlı bir değerlendirme bunun tersini gösteriyor. Washington, yirmi birinci yüzyıla ait bir gerçekliğe karşı yirminci yüzyılın baskı araçlarını kullanmaya çalışıyor. Bunu yaparken bir pazarlık kozu yaratmış değil. Aksine, istikrarlı bir küresel düzen yerine “yönetilen çöküş” tercihine işaret etmiş ve istemeden de olsa Pekin’i en güçlü caydırıcı unsurunu devreye sokmaya zorlamıştır: Denizcilik Kalkanı.
Yönetimin mantığı, küresel ticaretin hâlâ deniz erişiminin Amerikan deniz ve finans hegemonyası tarafından tanınan bir ayrıcalık olduğu Batı liderliğindeki bir sistem olarak kaldığı varsayımına dayanıyor. Bu varsayım giderek gerçeklikten kopuyor. On yılı aşkın süredir Pekin, yönlü bir ticaret modelinden boyutsal bir modele geçti. Bu, Hazine Bakanlığı’nın şu anda uyguladığı türden azami baskıya dayanmak üzere özel olarak tasarlanmış, entegre, yedekli ve kendini pekiştiren küresel bir denizcilik sistemidir. Washington, bağımsız rafinerilere ve tankerlerden oluşan “gölge filo”ya yaptırım uygulayarak Çin ticaretinin marjinal bir unsurunu bozmuyor. Batı yargı yetkisine karşı zaten kayda değer bir bağışıklık geliştirmiş bir sisteme saldırıyor.
Bu Denizcilik Kalkanı’nın endüstriyel temelini düşünün. 2026’nın ilk çeyreği itibarıyla Çin’in gemi inşasındaki hakimiyeti, dünyanın daha önce hiç görmediği bir yapısal yoğunlaşma noktasına ulaştı. Çin tersaneleri artık küresel gemi inşa üretiminin yüzde 55’inden fazlasını oluşturuyor. Yalnızca bu yılın ilk iki ayında, dünyanın diğer bölgelerindeki küresel siparişler dalgalanırken bile teslimatlar yıllık bazda yüzde 38 arttı. Bu artık yalnızca ticari pazar payıyla ilgili değil. Bu, egemenlik direnciyle ilgili. Çin, küresel filonun üretim araçlarına sahip. Ticaretin yüzde 90’ının deniz yoluyla gerçekleştiği bir dünyada, gemileri inşa eden ve konteynerleri kontrol eden ülke, ABD dolarının erişimini aşan bir küresel istikrar veto gücünü elinde tutuyor.
Dahası, bu endüstriyel kapasite, fiziksel bir karşı yaptırım mekanizması işlevi gören küresel bir liman altyapısı ağı tarafından destekleniyor. Yunanistan’daki Pire’den Pakistan’daki Gwadar lojistik merkezine kadar, Çin devlet şirketleri 50 ülkede 100’den fazla limanı yönetiyor veya bu limanlarda pay sahibi bulunuyor. Bu, geçmiş yıllardaki “borç tuzağı” anlatısı değil; sofistike, çift katmanlı bir mimaridir. Batılı analistler, ABD’nin yakın zamanda fiziksel abluka uyguladığı Hürmüz Boğazı’na odaklanırken, Pekin son on yılı Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nu hızlandırılmış şekilde ilerletmekle geçirdi. CPEC’in 2026’daki durumu, inşa sürecinden stratejik optimizasyona geçişi yansıtıyor ve “Malakka İkilemi”ni geçmişten kalma bir kalıntı hâline getiren hayati bir alternatif güzergâh sağlıyor.
Trump yönetimi, bu yaptırımları Mayıs zirvesinden yalnızca birkaç hafta önce uygulayarak kendi pazarlık gücünü fiilen ortadan kaldırdı. Yüksek riskli diplomasi dünyasında, bir yaptırım tehdidi, yaptırımın uygulanmasından çok daha değerlidir. Günde 400.000 varil ham petrol işleyen Hengli gibi bir kuruluşa finansal boğma baskısı uygulandığında, hedefin alternatif, Batı dışı finansal ekosistemlere entegrasyonunu hızlandırmaktan başka seçeneği kalmıyor. Bu durum, Pekin yeni düzenlemeleri yürürlüğe koyarken gerçek zamanlı olarak yaşanıyor. Çin Ulusal İstatistik Bürosu’nun yakın zamanda belirttiği üzere, sanayi sektörü, büyük ölçüde ileri düzey imalat ve ekipman üretiminin etkisiyle, karmaşık ekonomik ortama rağmen güçlü büyüme kaydetmeye devam etti.
Bu direnç, son dönemdeki hukuki hamlelerde kodlanmıştır. 7 Nisan’da Devlet Konseyi, tedarik zinciri denetimi için ulusal güvenlik odaklı birleşik bir çerçeve oluşturan 834 Sayılı Kararnameyi yayımladı. Bu çerçeve, Pekin’e “abluka uygulayanları ablukaya alma” yönünde hukuki ve fiziksel kapasite sağlıyor ve Batı’nın engelleme koşulları altında bile Çin ticaretini sürdürebilecek yapısal yetkinliğe sahip paralel bir denizcilik düzeni yaratıyor. Düzenleme, Pekin’in “normal işlemleri kesintiye uğratan” herhangi bir yabancı kuruluşu soruşturmasına izin vererek, ticari bağları siyasi bir silah olarak kullananlara karşı durumu fiilen tersine çeviriyor.
ABD açısından daha geniş stratejik risk, kendi müttefiklerini kendisinden uzaklaştırmasıdır. Küresel deniz taşımacılığının öngörülebilirliğine güvenen Avrupalı ve Asyalı ortaklar, enerji piyasalarının “yönetilen çöküşü”nü derin bir endişeyle değerlendiriyor. Washington cezai önlemlere odaklanırken, Pekin kendisini deniz bağlantısının garantörü olarak konumlandırıyor. Bu ülkeler, Amerikan hegemonyasını koruyacak bir “büyük uzlaşma” aramıyor. İşleyen bir sistem arıyorlar.
Başkan Trump Mayıs ayında Başkan Xi’nin karşısına oturduğunda, “yaptırım masası”nın hayal ettiği güç konumu olmadığını büyük olasılıkla görecektir. Pekin, tersanelerdeki çelikten limanlardaki vinçlere kadar küresel ticaretin düğüm noktaları üzerindeki kontrolünün, ikincil yaptırımların kıramayacağı bir koruma seviyesi sağladığını biliyor. Denizcilik Kalkanı, 2026 yılında gücün malların akışını durdurma yeteneğiyle değil, onların hareket etmeye devam etmesini sağlama kapasitesiyle tanımlandığını hatırlatıyor.
Eğer ABD küresel ortak alanları sıfır toplamlı bir savaş alanı olarak görmeye devam ederse, rakibini köşeye sıkıştırmadığını, aksine kendisini modern dünyanın altyapısından izole ettiğini fark edebilir. Washington’un mevcut rotası daha iyi bir anlaşmaya çıkmıyor. Bu rota, ABD’nin artık vazgeçilmez deniz gücü olmadığı bir dünyaya çıkıyor.
* Imran Khalid, jeostratejik analist ve uluslararası ilişkiler köşe yazarıdır. Çalışmaları, prestijli uluslararası haber kuruluşları ve yayınlarda geniş çapta yayımlanmıştır.
Kaynak: https://fpif.org/the-shipping-shield-and-washingtons-strategic-miscalculation/
