Carthago Delenda Est*: Kartaca Operasyonu ve Avrupa ile İngiliz Milletler Topluluğu’nun Çöküşü

Şu anda İrlanda’da bulunan Donald Trump ilginç bir şekilde, İrlanda ile Kuzey İrlanda’nın birleşmesi gerektiğini öne sürüyor. Kanada’nın 51. eyalet olması ya da Grönland ve Danimarka hakkındaki yorumlarına benzer şekilde bu ifadeler de Kuzey İrlanda’nın anayasal statüsünü son derece hassas bir konu olarak gören Britanya İmparatorluğu’nun mirasından geriye kalan bölgelerden bir diğerini kışkırtma amacı taşıyor. İki hafta önce, yeni İngiltere Başbakanı Andy Burnham, Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık’tan ayrılmasına ilişkin bir referandumun “gündemde olmadığını” açıkça ifade etmişti.
Eylül 13, 2026
image_print

Ukrayna Projesi çöküyor mu?

Latince ünlü Carthago delenda est ifadesi antik Roma döneminde, Romalı devlet adamı Yaşlı Cato tarafından dile getirilmişti. Cato’nun, tartışılan konu ne olursa olsun, konuşmalarının çoğunu “Kartaca yok edilmelidir” anlamına gelen bu ifadeyle bitirdiği rivayet edilir. Kartaca, Roma’nın uzun süredir rakibi olduğundan, bu ifadenin tekrarlanması, Roma’nın bağımsız bir rakip güce tahammülünün olmadığını ve dolayısıyla tek çözümün onların tamamen yok edilmesi olduğunu düzenli olarak iletmeyi amaçlıyordu.

Bu bana bir bakıma Amerika’nın Britanya İmparatorluğu’nun kalıntılarına yönelik sık sık yaptığı dokundurmaları hatırlatıyor.

Daha önce, Batı imparatorluğu parçalandığında Amerika’nın dış politikasını Batı Yarımküre üzerinde saldırgan bir tahakküm kurmaya yöneltmek amacıyla Birleşik Krallık/AB/Milletler Topluluğu/NATO bloğundan nasıl koptuğunu ele almıştık. Her iki kesim de Siyonist davayla bağını koruyor ancak Ukrayna’daki durumun kötüleşmesi ve Amerika’nın Rusya ile müzakereler yürütmesi nedeniyle NATO kanadındakiler daha zayıf bir konumda bulunuyor. Acaba son gelişmeler, AB kalıntılarının Kartaca’nın rolünü üstlendiğine, Amerika’nın ise daha baskın bir Roma konumuna geçmeye başladığına mı işaret ediyor?

Vergi mükelleflerinin cebinden çıkan milyarlarca dolarlık desteği meşrulaştırmak amacıyla yıllardır savaşta ibrenin Ukrayna lehine döndüğü konusunda ısrar eden Batılı medya organları, artık Ukrayna’nın savaşı kaybetmekte olduğunu kabul ediyor. The New York Times ve BBC gibi büyük yayın kuruluşları artık zorla askere alma girişimleri ve Ukrayna’nın önde gelen askeri tedarikçilerinin 10’undan 7’sini ilgilendiren yolsuzluklar gibi, Ukrayna yönetimini olumsuz bir bakışla gösteren konuları daha düzenli bir şekilde haberleştiriyor.

3 Eylül’de Ukrayna’nın en üst düzey iki istihbarat teşkilatı arasında da bir çatışma yaşandı. Yurt dışı istihbaratına odaklanan Ukrayna Ana İstihbarat Müdürlüğü HUR ile yurt içi istihbarat ve terörle mücadele faaliyetlerini yürüten Devlet Güvenlik Servisi SBU’nun sokaklarda birbirlerine açıkça ateş açması, ciddi bir iç gerilimi ortaya çıkardı ve güvenlik yapısında önemli bir değişikliği beraberinde getirdi. Ukrayna Başsavcısı Ruslan Kravchenko’nun başlangıçta olayı Devlet Soruşturma Bürosu ile birlikte soruşturması öngörülmüştü ancak kısa bir süre sonra, bizzat kendi Başsavcılık Ofisi bünyesinde yürütülen ve üst düzey bir himaye/haraç çetesini hedef alan büyük bir yolsuzlukla mücadele operasyonu olan “Kartaca Operasyonu”nun sonuçları nedeniyle görevinden istifa etmek zorunda kaldı.

Başsavcılık Ofisi’nin (PGO) bizzat kendisinin büyük çaplı ceza soruşturmalarını denetlemesi öngörülmektedir ancak gece yarısı gerçekleştirilen aramaların ardından, Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAPO), aralarında Başsavcılık Ofisi Uluslararası Hukuki İşbirliği Departmanı eski Başkan Yardımcısı Serhii Kropyva’nın da bulunduğu, kamuoyunda tanınmış birçok Ukraynalı yetkiliyi gözaltına aldı. NABU ve SAPO, 2025 ortalarında Başsavcılık (PGO) bünyesinde, kolluk kuvvetlerinin müdahalesinden muafiyet karşılığında Ukrayna genelindeki dolandırıcılık amaçlı çağrı merkezi ağlarından rüşvet alan bir suç örgütünün kurulduğunu öne sürüyor. NABU ve SPO, paranın gayrimenkul, lüks mücevher ve nakit dönüşümleri yoluyla aklandığını iddia ediyor ki bu iddia, Ukrayna’daki yolsuzlukla ilgili daha önce ele aldığımız ceza soruşturmalarını akıllara getiriyor-Monako’daki Yermolaiev ailesine yönelik bombalama girişimi de Ukrayna’nın sahte çağrı merkezleriyle bağlantılıydı; gayrimenkul yoluyla para aklama ise Zelenski’nin eski Özel Kalem Müdürü Andriy Yermak gibi üst düzey yetkililerin adının karıştığı Dynastia para aklama skandalını çağrıştırıyor.

Zelenski yaşananların etkilerini yönetmeye çalışırken, ABD Temsilcisi Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner, bir başka olası barış planını görüşmek üzere hem Moskova hem de Kiev’i kapsayan bir ziyarete çıktılar. Bildirildiğine göre plan, tam bir ateşkesin yanı sıra  (diğer anlaşmalarla birlikte) Ukrayna’nın bağlantısızlık statüsünü ve NATO’ya katılmaktan vazgeçmesini de içeriyor.

Bu gelişmeler, ben bunları yazarken Zelenski’nin Kanada’da olması gerçeği de dâhil olmak üzere pek çok nedenden ötürü ilgi çekicidir. Narkoführer, Kanada Başbakanı Mark Carney ile görüşürken, bağışlanan milyarlarca dolar için Ottawa’ya teşekkür etti ve Carney ise Kanada’nın “Ukrayna’nın NATO’ya ve Avrupa Birliği’ne katılma yolunda… daha fazla destek sağlayacağını” yineledi. Ottawa ayrıca Ukrayna ile 100 yıllık bir ortaklık anlaşması imzalayarak, hem bu savaş sırasında hem de gelecekte ülkenin balistik füze savunma programına teknoloji katkısında bulunma taahhüdünde bulundu. Zelenski ayrıca, ABD’nin Kanada’yı ilhak etme yönündeki tehditlerini “çok tehlikeli” olarak nitelendirip, ABD ile Kanada arasındaki ticaret savaşında Kanada’nın safında yer aldı.

Kanada ile Ukrayna arasındaki bu anlaşmalar ve alınan kararlar, bir Kanadalı olarak beni açıkçası çileden çıkarıyor (zira şu aşamada askeri ve mali destek için Kanada’ya bel bağlamak, yerde kan kaybederek can çekişen yaralı bir adamdan tıbbi tavsiye istemeye benziyor); bununla birlikte, söz konusu durum jeopolitik açıdan ilgi çekici çünkü daha önce de belirttiğim gibi, Amerika son zamanlarda Ottawa’yı epey sert bir şekilde eleştiriyor. Alberta’daki West Edmonton Mall’da bulunan eski Kanada denizaltı sergilerine gönderme yapıp mevcut askerlerimizin büyük bir güce karşı savaşamayacak kadar şişman ve eşcinsel olduğunu ima ederek (eleştirileri, Kanada ordusunun fiziksel standartlardan ziyade DEI-Çeşitlilik, Eşitlik ve Kapsayıcılık-ideallerine öncelik verdiği yönünde) nispeten daha zayıf olan ordumuzla alay ettiler. Carney’in Ukrayna’ya yönelik son açıklamaları ve taahhütleri ile Zelenski’nin ABD-Kanada ticaret savaşına ilişkin ifadeleri hem Ukrayna’yı hem de Kanada’yı ABD ile Rusya’nın barış planı ve dış politika çıkarları karşısında yeniden konumlandırmaktadır. Daha önce de belirttiğim gibi, Kanada aynı zamanda bu iki daha güçlü ülke arasında coğrafi bir tampon görevi de görmektedir.

Şu anda İrlanda’da bulunan Donald Trump ilginç bir şekilde, İrlanda ile Kuzey İrlanda’nın birleşmesi gerektiğini öne sürüyor. Kanada’nın 51. eyalet olması ya da Grönland ve Danimarka hakkındaki yorumlarına benzer şekilde bu ifadeler de Kuzey İrlanda’nın anayasal statüsünü son derece hassas bir konu olarak gören Britanya İmparatorluğu’nun mirasından geriye kalan bölgelerden bir diğerini kışkırtma amacı taşıyor. İki hafta önce, yeni İngiltere Başbakanı Andy Burnham, Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık’tan ayrılmasına ilişkin bir referandumun “gündemde olmadığını” açıkça ifade etmişti. Dolayısıyla Trump’ın açıklamalarının, benzer görüşlere sahip birlik yanlılarını hedef almayı amaçladığı görülüyor; bu durum da Trump’ın, Britanya’ya sadakatini sürdüren eski İngiliz/Avrupa sömürgelerine saldırdığı yönündeki tezle örtüşmektedir. Acaba Trump; tıpkı Kartaca’nın Roma tarafından yok edilmesi gibi İngiltere, AB, İngiliz Milletler Topluluğu ve Ukrayna’daki CIA kuklası hükümetin de hep birlikte ve resmen saf dışı bırakılmasını mı bekliyor?

Mark Carney Kanada’da doğmuş olsa da kültürel açıdan Avrupalı ​​olarak bilinmektedir. Çabaları Kanada’yı Avrupa’ya daha sıkı bir şekilde yakınlaştırmayı amaçlamaktadır ve tıpkı Boris Johnson gibi Avrupalı ​​figürler misali, Carney’nin de Ukrayna’daki savaştan fayda sağlaması mümkündür. Ukrayna’daki Ukrayna enerji anlaşmalarıyla ilgili potansiyel bir çıkar çatışması söz konusudur; Carney siyasete girmeden önce Brookfield Asset Management’ın yönetim kurulu başkanlığını yürütmüştü ve Temmuz 2025 tarihli etik bildirimine göre, Brookfield ile ana şirketindeki hisse opsiyonlarını ve ertelenmiş hisselerini elinde bulundurmaya devam ediyordu. Bu potansiyel çıkar çatışmaları nedeniyle Carney’nin varlıkları bağımsız bir mütevelliye devredildi ve Kanada Etik Komiseri’nin, kendisinin eski işvereninin yararına olacak kararlar almasını önleyecek bir denetim mekanizması oluşturması zorunlu kılındı. Ancak Democracy Watch bunu “boşluklarla dolu, etik dışı bir göz boyama” olarak nitelendirdi ve burada gerçekten etik olan tek çözümün Carney’nin hisselerini satması olacağını söyledi.

Brookfield, Ukrayna’nın kilit nükleer enerji ortaklarından biri olan Westinghouse’un sahibi olduğu için, Ukrayna ile yapılan enerji anlaşmalarından yapısal olarak fayda sağlamaktadır. Bir Brookfield iştiraki olan Westinghouse, Ukrayna’daki reaktörlerin geliştirilmesine destek vermektedir; bu destek, Ukrayna’nın Energoatom şirketine (sözleşme süreci rüşvet ve kara para aklama faaliyetlerine karışmış bir suç örgütünün kontrolüne geçmiş olan nükleer enerji şirketi) VVER (Vodo-Vodyanoi Energetichesky Reaktor) nükleer yakıtı tedarik etmeyi de kapsamaktadır. Böylece Westinghouse’un Ukrayna’daki iş hacmini büyüten sözleşmeler, gelirin Brookfield mülkiyetindeki bir şirkete akmasını sağlıyor; Westinghouse’un Energoatom ile milyarlarca dolarlık ve giderek büyüyen sözleşmeleri bulunduğu göz önüne alındığında ise bu durum endişe kaynağı olabilir. Şu an itibarıyla Mark Carney, Westinghouse, Brookfield veya (Westinghouse’u Brookfield ile birlikte satın alan Kanadalı uranyum üreticisi) Cameco’nun, Energoatom’a ilişkin NABU soruşturmalarında hedef alındığına veya bu soruşturmalara dahil olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmamaktadır ancak söz konusu anlaşmalar, şirketin liderlik ve ihale süreçlerinde usulsüzlüklerin tespit edildiği dönemde imzalanmıştır.

Washington ve Moskova tüm bunlardan haberdar olmalıdır. Kanada ile yaşanan ticaret savaşı, Moskova’daki son barış görüşmeleri ve Ukrayna’nın NATO ile 51. eyalet olma tehditleri konusunda Kanada ile aynı çizgide yer alması göz önüne alındığında Amerika ve Rusya bu duruma nasıl bir tepki verecek? Yoksa hâlihazırda bizi Kartaca mı sanıyorlar?

 

*Kartaca yok edilmelidir

 

*Eleanor M. Owens, Siyonizm ve küreselcilik karşıtı Kanadalı bir bülten yazarıdır.

 

Kaynak: https://eleanormowens.substack.com/p/carthago-delenda-est-operation-carthage

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.