Çalışan İnsanlar Neden Hüzünlü

Grand Theft Capital görece kısa bir metin. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ve dünyanın) bugünkü fiyaskoya nasıl geldiğinin tarihini ortaya koyuyor. Okur, dolar standardının yaratılışıyla ve Powell Muhtırası’yla — şirket avukatı ve sonradan ABD Yüksek Mahkemesi yargıcı olacak Lewis F. Powell’ın ABD Ticaret Odası’ndaki Eugene B. Sydnor Jr.’a yazdığı, ABD kapitalist sisteminin sözde çöküşüne dair derin kaygısını dile getiren mektupla — tanıştırılıyor. ABD kapitalizmi yenilgiye uğruyor değildi; yalnızca kapitalistlerin olması gerektiğine inandığı kâr payını toplayamıyordu.
Ekim 25, 2026
image_print

Hayat pahalılığı, işçi sınıfının lanetidir; bu sınıfın tek tek üyeleri çalışıyor olsun ya da olmasın. Siyasetçiler bundan söz ediyor, hatta bazıları onu hafifletecek yasalar bile önerebilir; ama neredeyse her şeyin maliyeti ücretlerden ve emeklilik gelirlerinden daha fazla artmaya devam ediyor. Ekonominin, pek çoğu savaş ve kaynak çıkarma işine yatırım yapmış tekellerin ve kartellerin ve onların hizmetindeki siyasetçilerin egemenliğinde olması, onların biriktirdiği faturaları bizim ödeyeceğimiz anlamına geliyor. Egemen sınıf bize sosyal hizmetleri sağlamayı sürdürmeye güçlerinin yetmediğini söylediğinde yalan söylüyor. Mesele yapamamaları değil; öncelikleri başka yerde ve sürekli daha yüksek kârlar bu önceliklerin en başında ya da en başına yakın bir yerde duruyor.

Grand Theft Capital: What Workers Should Know about the Affordability Crisis başlıklı yeni bir kitap, bu başka yerin neresi olduğunu açıklıyor: başkalarının parasından para kazanmak, savaş malzemesi üretmek, sonra da savaşları kışkırtıp sürdürmek ve biriktirdikleri serveti istiflemek. Üstelik metin, bunun bir kaza ya da hata olmadığını, kasıtlı olduğunu ve kapitalizmin gidişatının mantıksal sonucu olduğunu açıkça gösteriyor; önüne set çekilmediğinde tekellerle ve en zenginleri dizginlemek yerine onlar için çalışan bir hükümetle sonuçlanan bir gidişatın. Neoliberalizm olarak bilinen olgu, sermayenin ilerleyişinin son noktada gerçekleşmiş hâli olabilir; ancak olmadığı bir şey varsa, o da bir sapma ya da anomali olmasıdır.

Bu gerçeğin kapitalist bir çıkış yolu yok. Milyarderleri vergilendirmeyi başarabiliriz belki, ama bu, ister yılda 30.000 dolar ister 100.000 dolar kazansınlar, çalışan insanlar için gelişip serpilen bir ekonomiyle sonuçlanmayacak. Borçları artmaya devam edecek, esaretleri de ağırlaşacak. Ekonomik merdivenin en altındakiler, özellikle tarih boyunca en sonda olmaya zorlananlar — Afro-Amerikalılar, göçmenler — en çok acıyı çekmeye devam edecek. Fabrikalar ücretlerin daha düşük, sendikaların ise çoğu zaman hiç olmadığı bölgelere ve ülkelere taşındıkça geleceklerinin daraldığını gören işçi sınıfından beyazlar, mevcut sistem yerinde durdukça pek olumlu bir değişiklik bekleyemez. Seçimler yüzleri değiştirebilir, ama ekonomik gerçekliği biçimlendiren temel mekanizma yerinde kalır.

Grand Theft Capital’ın yazarları Fred Magdoff ve John Bellamy Foster, savlarını kurarken Amerika Birleşik Devletleri’nin bir egemen sınıf tarafından yönetildiği fikrini yeniden temellendiriyor. İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen on yıllarda popüler olan, bu kavramı reddedip ülkeyi şirket yöneticileri, akademisyenler, devlet bürokratları ve medyadan oluşan bir tür yönetici sınıfın yönettiğini savunan çeşitli kuramları ele alıyorlar. Zenginler ve süper zenginler, paralarının ve eylemlerinin Amerika Birleşik Devletleri’nin yönetimiyle ya çok az ya da hiç ilgisi olmayan oyun dışı figürler ve finansörler rolüne indirgeniyordu. Bu kuramlara karşı çıkan birkaç kişi vardı; aralarında en önde gelenler muhtemelen William Domhoff, Paul Sweezy ve Harry Magdoff’tu. Ama genel kanı, ABD’nin bir egemen sınıfı olduğu ve işleri bu sınıfın yürüttüğü yönündeki ısrarlarını reddediyordu.

Donald Trump’ın saltanatı — özellikle ikinci turu — bir egemen sınıfın var olduğunu, bu sınıfın son derece zengin olduğunu, muazzam bir güce sahip olduğunu ve ülkeyi de onun yönettiğini açıkça gösterdi. Yekpare bir blok değil; ama iş esasa geldiğinde tek bir blok gibi hareket edebiliyor ve ediyor. Aldatıcı biçimde zekice yanlarından biri, üyelerinin zaman zaman aralarındaki bazı kişileri olduklarından başka bir şey olarak, egemen sınıfın muhalifleri olarak gösterebilmesi ve onları bu sıfatla seçtirebilmesidir. Donald Trump bu aldatmacanın bugünkü temsilcisidir. Milyonlarca çalışan insan, onun egemen seçkinlere karşı kendi yanlarında olduğuna inanarak ona oy veriyor. Elbette gerçek oldukça farklı: Donald Trump egemen sınıftandır, yalnızca Gavin Newsom ya da Kamala Harris’ten farklı bir kesimindendir. Aynı zamanda apaçık bir faşisttir; Trump’a ve Trumpçılığa karşı olanlar bunu anlar, ama çoğu zaman aksini düşünüyormuş gibi davranır.

Grand Theft Capital görece kısa bir metin. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ve dünyanın) bugünkü fiyaskoya nasıl geldiğinin tarihini ortaya koyuyor. Okur, dolar standardının yaratılışıyla ve Powell Muhtırası’yla — şirket avukatı ve sonradan ABD Yüksek Mahkemesi yargıcı olacak Lewis F. Powell’ın ABD Ticaret Odası’ndaki Eugene B. Sydnor Jr.’a yazdığı, ABD kapitalist sisteminin sözde çöküşüne dair derin kaygısını dile getiren mektupla — tanıştırılıyor. ABD kapitalizmi yenilgiye uğruyor değildi; yalnızca kapitalistlerin olması gerektiğine inandığı kâr payını toplayamıyordu.

Powell’ın kaygıları ABD’nin Vietnam’a karşı savaşına yönelik kitlesel halk isyanından, Siyahların ve ABD’de yaşayan diğer beyaz olmayanların kurtuluş hareketlerinden, sendika tabanının gücünden ve giderek radikalleşen niteliğinden ve ABD’de yaşayanlara sağlanan kamu yardımlarının artmasından kaynaklanıyordu. Mektubun önerileri, başta üniversite olmak üzere kamu eğitiminin, televizyondan sinemaya ve gazetelere kadar medyanın ve kitap sektörünün sansürlenmesine odaklanıyordu. Mektup ayrıca mahkemelerin iş dünyası yanlısı yargıçlarla doldurulması, iş dünyası yanlısı daha fazla yasa çıkarılması ve büyük şirketlerin siyasete daha etkin katılması çağrısında bulunuyordu. Bu yaklaşımın günümüzdeki tezahürü, Yönetim ve Bütçe Ofisi’nin şimdiki direktörü Russell Vought ile American Enterprise Institute’un yazdığı, Project 2025 olarak bilinen belgede görülüyor. Bu belge yeni fikirlerle dolu değil, ama ABD hükümetinin ABD’deki en zengin insanlarca tamamen ele geçirilmesine yönelik hareketin son biçimi gibi görünüyor. Bu hareketin çabasında başarılı olduğu makul biçimde savunulabilir.

Yazarlar tarih anlatısını sürdürerek, sermayenin New Deal ve Büyük Toplum programları sonucunda halka ayrılan ekonomik pasta dilimlerini geri alma çabalarını ayrıntılarıyla anlatıyor. Sermayenin finansallaşmasının nasıl işlediğini, zenginlerin ve şirketlerinin neden parayı gerçekten bir şeyler üreterek değil de bu yolla kazanmayı tercih ettiğini ve Amerika Birleşik Devletleri’nde ne kadar fabrika açılırsa açılsın o iyi ücretli mavi yakalı işlerin neden geri gelmeyeceğini ele alıyorlar. Sendikalara yönelik saldırıları ve sendikalardaki bugünkü büyümenin taşıyabileceği potansiyeli (sınırlıdır) ele alıyorlar. Yalın ve anlaşılır bir üslupla yazılmış olan Grand Theft Capital, bugünün ekonomisinin — ve dolayısıyla — hayatlarımızın gerçeklerini ortaya koyuyor. Kolay okunan, bilgilendirici ve kapsamlı bu kitap, çalışan insanların içine düştüğü durumu (ya da dilerseniz boktan kaosu) anlamlandırıyor. Hâlâ çalışıyor ve sendikamın yerel şubesinde görev yapıyor olsaydım, her üyenin bu metni okumasında ya da en azından okumuş biriyle içeriğini tartışmasında ısrar ederdim. Kitap yalnızca olguları açık açık dile getirmekle kalmıyor; buraya nasıl geldiğimiz, suçun kimde olduğu ve mevcut gidişatı değiştirmek için nasıl ilerlememiz gerektiği konusunda gerçeği söylüyor. Hatta her sendika şubesini, üyeleri için kitabın nüshalarını almaya, içeriğini tartışmaya ve ona göre harekete geçmeye teşvik ediyorum. Bir kapitalist siyasetçiye daha oy vermek durumu değiştirmeyecek; bu kitap da deneyimimiz de bunu açıkça gösteriyor. Bob Dylan’ın “Workingman Blues #2” adlı şarkısında söylediği gibi: “Geride durabilirsin ya da ön safta elinden gelenin en iyisiyle savaşabilirsin…”

*Ron Jacobs, CounterPunch Books tarafından yayımlanan Daydream Sunset: Sixties Counterculture in the Seventies dahil birçok kitabın yazarıdır. Son kitabı Reality, Resistance, Rock and Roll, yıllar içinde Counterpunch için yazdığı kitap eleştirilerinden oluşan bir derlemedir ve şu anda satışta. Vermont’ta yaşıyor. Kendisine şu adresten ulaşılabilir: [email protected]

Kaynak: https://www.counterpunch.org/2026/10/23/why-working-people-got-the-blues/

SOSYAL MEDYA