PMDD: Çoğu Kadının Hiç Tanı Alamadığı Ama Umutsuzca İhtiyaç Duyduğu Teşhis

Depresyonu mu vardı, kaygısı mı, emin değildi. Belki de her ikisi. Sadece bir şeylerin yanlış olduğunu biliyordu. Sinirli hissediyordu, duygusal olarak çok hassastı, bazen umutsuzluğa kapılıyordu. İlişkilerinde zorlanıyordu. Zaman zaman kendisini başka bir insan gibi hissediyordu.
Temmuz 5, 2026
image_print

Bugün bir itirafla başlamak istiyorum.

Bu bülteni aylardır yazmayı düşünüyordum. Ve dürüst olmak gerekirse, sürekli erteledim.

Konunun önemsiz olmasından değil. Yazabileceğim en önemli meselelerden biri bu.

Ancak, bizzat asla deneyimlemeyeceğim bir durum hakkında yazan erkek bir psikiyatrist olduğum için.

Depresyon hakkında kişisel deneyimimden yola çıkarak yazdım. Kaygı, tükenmişlik ve izin günlerinizde bile sizi takip eden yorgunluk türü hakkında yazılar yazdım. Bunları sadece bir klinik tedavi uzmanı olarak değil, bunları yaşamış bir insan olarak da biliyorum.

PMDD farklı. Bunun içeriden nasıl hissettirdiğini asla bilemeyeceğim.

Ama aslında bugün bunu yazmaya karar vermemin nedeni de bu. Çünkü bu durumu yaşayan kadınlar, onun hakkında konuşan daha fazla sesi hak ediyor. Ve kendi bakış açımdan dolayı kırılgan hissettiğim için sessiz kalmak yanlış bir tercihti.

Öyleyse başlayalım. PMDD hakkında konuşalım.

Konuya Girmeden Önce Kısa Bir Hayat Güncellemesi

Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Yıllık Toplantısı’nda konuşma yaptığım San Francisco’dan henüz döndüm. Çok keyifliydi.

Konuşmam, günümüzde psikiyatri alanında nasıl bütüncül bir özel muayenehane kurulacağı hakkındaydı; yani kalıpların dışında nasıl düşünüleceği, sadece reçete yazmaya yönelmek yerine kişinin bir bütün olarak nasıl ele alınacağı ve bir klinisyen olarak değerlerinizi gerçekten yansıtan bir yapının nasıl oluşturulacağı üzerineydi.

Ama benim için en anlamlı anın konuşmanın kendisiyle ilgisi yoktu.

Konferans boyunca insanlar yanıma gelip-psikiyatristler, tıp öğrencileri, dünyanın dört bir yanından ruh sağlığı profesyonelleri-kendilerini bu bültenin okuyucuları olarak tanıttılar!

İki yıl önce bu bülteni yalnızca yaklaşık 6 kişiye yazıyordum: eşim, anne babam, kız kardeşim ve birkaç arkadaşım.

Dünyanın dört bir yanında beyin sağlığıyla ilgilenen insanlara ulaşmış olması-işte her şey buna değer. Benim amacım her zaman ruh sağlığı eğitimini geniş kitlelere ulaştırmak olmuştur. Böyle anlar da bana bunun nedenini hatırlatıyor.

Tamam. PMDD’ye dönelim.

Hiç Unutamayacağım Hasta

Asistanlık dönemimde bir kadın bana danışmaya geldi.

Depresyonu mu vardı, kaygısı mı, emin değildi. Belki de her ikisi. Sadece bir şeylerin yanlış olduğunu biliyordu. Sinirli hissediyordu, duygusal olarak çok hassastı, bazen umutsuzluğa kapılıyordu. İlişkilerinde zorlanıyordu. Zaman zaman kendisini başka bir insan gibi hissediyordu.

Ama onu daha dikkatli dinledikçe bir şey öne çıktı.

Belirtileri sürekli değildi. Bir düzen izliyordu. Her ay, reglinden önceki bir ila iki haftalık dönemde her şey kötüleşiyordu. Sonra regl başlıyor ve bir-iki gün içinde, bazen saatler içinde, yeniden kendisi gibi hissediyordu.

Tıp fakültesinde ve asistanlığımın ilk yıllarında Premenstrüel Disforik Bozukluk yani PMDD, adı verilen bir durum hakkında eğitim almıştım. Karşımda otururken, bu kadının tanı kriterlerini karşıladığını fark ettim.

İlk kez bu tanıyı koyarken ne kadar gergin olduğumu hatırlıyorum. Kriterleri onunla dikkatlice gözden geçirdim. Birlikte uzun uzun konuştuk. O da bu örüntünün kendi deneyimine uyduğunu kabul etti.

Sonra bir tedavi planı oluşturduk. Ve birkaç ay içinde, hayatını altüst eden döngüsel duygu durum bozuklukları ve kaygı neredeyse tamamen ortadan kalktı.

Bana sonunda her zaman istediği hayatı yaşayabilecek gibi hissettiğini söyledi.

Bu karşılaşmayı hiç unutmadım. Ve artık, zorlanan bir kadın danışanla her oturduğumda PMDD ihtimali zihnimin bir köşesinde oluyor.

PMDD Gerçekte Nedir?

Premenstrüel Disforik Bozukluk (PMDD), adet döngüsündeki hormonal değişimlerle bağlantılı döngüsel bir duygu durum bozukluğudur-özellikle de yumurtlamadan sonra başlayıp regl başladığında sona eren luteal faz ile ilişkilidir.

Bu durum, Premenstrüel Sendrom (PMS) değildir.

PMS yaygındır. Şişkinlik, hafif sinirlilik, bazı fiziksel rahatsızlıklar. Pek çok kadın bunun bir versiyonunu yaşar.

Ama PMDD farklıdır. İş hayatını, ilişkileri ve günlük işlevselliği ciddi biçimde bozacak düzeyde duygu durum dalgalanmaları, kaygı, sinirlilik, zihinsel bulanıklık ve bazen depresyona yol açan döngüsel bir ruhsal bozukluktur.

Ve ardından, genellikle regl başladıktan bir ya da iki gün sonra belirtiler kaybolur. Bazen dramatik ve hızlı bir şekilde.

İşte bu döngüsel örüntü-adet döngüsüne bağlı olarak belirtilerin öngörülebilir biçimde başlayıp sona ermesi-PMDD’nin ayırt edici özelliğidir. Onu depresyon ya da kaygı bozukluğundan ayıran şey budur.

Tanı Kriterleri Gerçekte Nasıldır?

PMDD için klinik tanı kriterlerini karşılamak adına, kişinin luteal faz sırasında aşağıdaki belirtilerden en az beşini yaşaması gerekir; bunlardan en az biri ilk gruptan olmalıdır:

Temel duygu durum belirtileri (en az BİRİ gerekli):

  • Duygu durum dalgalanmaları veya reddedilmeye karşı artmış hassasiyet
  • Sinirlilik ya da öfke
  • Depresif ruh hali, umutsuzluk veya kendini küçümseyen düşünceler
  • Kaygı ya da gerginlik

 

Ek belirtiler (en az DÖRDÜ gerekli):

  • Günlük olağan etkinliklere ilginin azalması
  • Konsantrasyon güçlüğü
  • Yorgunluk veya düşük enerji
  • İştah değişiklikleri, aşırı yeme ya da aşerme
  • Aşırı uyuma (hipersomni) veya uykusuzluk
  • Bunalmış ya da kontrolünü kaybetmiş hissetme
  • Meme hassasiyeti, şişkinlik, eklem ağrısı veya kilo artışı gibi fiziksel belirtiler

Bu belirtilerin en az iki semptomatik döngü boyunca görülmesi, regl başladıktan sonra hafiflemesi ve regl bittikten sonraki hafta içinde ortadan kalkması gerekir.

Ve en önemlisi-bu belirtiler kişinin yaşamında belirgin sıkıntıya ya da işlev kaybına yol açmalıdır.

PMDD En Çok Nelerle Karıştırılır?

İşte birçok kadının gözden kaçtığı nokta tam da burası.

Çünkü PMDD, majör depresif bozukluk (MDD) gibi görünebilir. Yaygın anksiyete bozukluğu (GAD) gibi görünebilir. Bipolar bozuklukla karıştırılabilir. Hatta borderline kişilik bozukluğu sanılabilir.

Tanının kilidini açan anahtar ise TAKİPTİR.

PMDD belirtilerini adet döngüsüyle birlikte haritalandırdığınızda örüntü inkâr edilemez hale gelir. Belirtiler luteal fazda kümelenir ve regl başladıktan sonra hafifler. Zamanlama her şeydir.

Kadınlarda duygu durum ve kaygı düzeyini değerlendirirken adet döngüsü hakkında soru sormamın nedeni budur. Ayrıca, bir sonuca varmadan önce-örneğin bir ila on arası bir ölçekte ruh halini belirten basit bir günlük not tutmak gibi-en az iki döngü boyunca belirtilerin takip edilmesini teşvik etmemin sebebi de yine budur.

Bu Tanı Neden Bu Kadar Önemli?

Çünkü PMDD yaşayan kadınlar çoğu zaman yıllardır acı çekiyor oluyorlar.

Onlara fazla duygusal oldukları söylendi. Fazla hassas oldukları söylendi. Streslerini daha iyi yönetmeleri gerektiği söylendi. Bunun “adet döneminin normal bir parçası” olduğu söylendi.

Bazıları yıllarca yanlış ilaçlar kullandı; kaygı bozukluğu ya da bipolar bozukluk tedavisi gördü.

Doğru bir PMDD tanısı almak yalnızca klinik açıdan önemli değildir. Aynı zamanda iyileştirici olabilecek ölçüde doğrulayıcıdır. Yaşadığınız şeyin bir adı olduğunu-bunun gerçek olduğunu, sizin suçunuz olmadığını ve etkili tedavilerin bulunduğunu-anlamanın verdiği rahatlamanın, insanları nasıl dönüştürdüğüne tanık oldum.

Benden Bir Not

PMDD yeterince teşhis edilmiyor, yeterince tedavi edilmiyor ve yeterince konuşulmuyor. Bu durumu yaşayan kadınlara çoğu zaman çektikleri acının normal olduğu ya da daha kötüsü, bunun tıbbi bir durum değil bir kişilik sorunu olduğu söyleniyor…

Eğer burada anlatılanlardan herhangi biri sizde karşılık bulduysa, lütfen bunu görmezden gelmeyin. Bu durumu ciddiye alan bir klinisyenle konuşun.

Tedavi Seçenekleri

İşte PMDD’nin ilginçleştiği nokta burası. Çünkü tedavi yaklaşımı, psikiyatrideki neredeyse hiçbir şeye benzemiyor.

SSRI’lar-ama mutlaka her gün değil

SSRI’lar (selektif serotonin geri alım inhibitörleri), PMDD için birinci basamak farmakolojik tedavidir. Ama bunu benzersiz yapan şey şudur.

SSRI’ların her gün alınması gereken ve terapötik etkisini göstermesi genellikle dört hafta süren depresyonun aksine, PMDD, SADECE luteal fazda yani adet başlamadan önceki bir ila iki haftalık dönemde alınan SSRI’lara yanıt verebilir. Ayrıca PMDD tedavisindeki dozajlar, depresyon için kullanılan tipik dozajlara kıyasla genellikle daha düşüktür.

Buna aralıklı kullanım ya da luteal faz dozlaması denir. Ve işe yarar. Araştırmalar bunu tutarlı biçimde desteklemektedir.

Birçok kadın için bu hayat değiştiricidir. İlacı her gün kullanmazlar. Sadece belirtilerin ortaya çıktığı belirli zaman aralığında kullanırlar. Ve etkisi haftalar değil, günler içinde görülür.

Daha ağır ya da sürekli belirtileri olan kadınlarda ise günlük kullanım daha uygun olabilir. Bu, klinisyenle birlikte verilen kişiselleştirilmiş bir karardır.

Hormonal Doğum Kontrolü

Bazı hormonal doğum kontrol yöntemleri özellikle yumurtlamayı baskılayanlar, belirtileri tetikleyen hormonal dalgalanmaları dengeleyerek PMDD belirtilerini önemli ölçüde azaltabilir ya da tamamen ortadan kaldırabilir.

Bu süreç genellikle bir aile hekimi ya da kadın doğum uzmanıyla birlikte yürütülür. Bir psikiyatrist olarak ben de, PMDD hastalarımın bu konuyu aile hekimleri veya kadın doğum uzmanlarıyla konuştuğundan emin olmaya çalışırım.

Yaşam tarzı; işte bu çok kritik.

Egzersiz, PMDD için en güçlü biçimde desteklenen ilaç dışı müdahalelerden biridir. Sadece belirtilerin görüldüğü dönemlerde değil, tüm döngü boyunca yapılan düzenli aerobik egzersizin, belirti şiddetini anlamlı ölçüde azalttığı görülmektedir.

Özellikle luteal fazda kafein ve şeker tüketimini azaltmanın, kaygıyı hafifletmeye ve ruh hali dengesini iyileştirmeye yardımcı olduğu görülmektedir.

Stres yönetimi; nefes çalışmaları, bilinçli farkındalık, terapi, uyku, bunların hepsi burada gerçek ve kanıta dayalı şekillerde önem taşır.

Yeni ortaya çıkan araştırmalar; ilgi çekici ancak henüz hazır değil

PMDD için döngünün belirli evrelerinde bazı antihistaminik ilaçların (örneğin difenhidramin) kullanımını inceleyen erken dönem araştırmalar bulunuyor. Bu, FDA tarafından onaylanmamış, endikasyon dışı bir tedavi yöntemidir. Buradaki teori şudur: Lüteal faz sırasında yükselen östrojen seviyeleri histamin düzeylerini artırarak ruh halini ve kaygı durumunu kötüleştirebilir; antihistaminik kullanımı ise bu belirtileri hafifletir. Ancak bültenimi takip ediyorsanız, bunama riskini artırması da dahil olmak üzere pek çok nedenden ötürü difenhidraminin (Benadryl) uzun süreli kullanımını desteklemediğimi bilirsiniz.

Dolayısıyla bu alan ilginç ve ben de yakından takip ediyorum. Ancak mevcut kanıtlar henüz hastalarıma bunu önerecek kadar güçlü değil. Araştırmalar geliştikçe bu konuda daha fazla yazacağım.

 

*Jake Goodman, hafızayı korumaya ve ruh sağlığını iyileştirmeye yardımcı bilim temelli araçlar paylaşan, kurul sertifikalı bir psikiyatristtir.

 

Kaynak: https://jakegoodmanmd.substack.com/p/pmdd-the-diagnosis-most-women-never

 

Referans: Carlini SV, Deligiannidis KM. Evidence-Based Treatment of Premenstrual Dysphoric Disorder: A Concise Review. J Clin Psychiatry. 2020 Feb 4;81(2):19ac13071. doi: 10.4088/JCP.19ac13071. PMID: 32023366; PMCID: PMC7716347.

 

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.