Tayvan Krizi Yaklaşıyor — ve Xi Beklemeyebilir

ABD'nin hazırlık amacıyla atması gereken adımlar vardır. Trump, Taipei'ye yapılması planlanan 14 milyar dolarlık silah satışını sonuçlandırmalı ve Tayvan'ın güvenliği pahasına Xi'yi yatıştırmayacağını göstermelidir. ABD, Çin'in ekonomik baskı noktalarını hedef almaya yönelik seçeneklerini geliştirmelidir; örneğin Çin'in jet motoru bileşenlerine ve gelişmiş yarı iletkenlere erişimini daha da kısıtlayabilir. Ayrıca bir kriz durumunda Tayvan'a yardım edebilmek için Japonya ve diğer ortaklarıyla hazırlıklarını yoğunlaştırmalıdır.
Temmuz 5, 2026
image_print

Batı Pasifik’te kaygı verici bir gelişme yaşanıyor ve ABD buna hazırlıklı değil.

Bu ayın başlarında Çin Sahil Güvenliği, Tayvan’ın doğusuna yakın uluslararası sularda bulunan üç gemiyle iletişime geçerek kalkış ve varış noktalarını bildirmelerini talep etti. Çin bu gemileri durdurmadı. Ancak Tayvan yakınındaki deniz trafiğini denetleme hakkını ileri sürüyor ve belki de yalnızca bir ya da iki yıl uzaklıktaki büyük bir krizin habercisi oluyordu.

Çin’i yakından izleyen birçok kişi, gelecek yıl bir Tayvan krizinin yaşanabileceğinden endişe ediyor. ABD istihbarat kurumlarına göre, Genel Sekreter Xi Jinping, Halk Kurtuluş Ordusu’na 2027 yılında Tayvan’a karşı harekâta hazır olması talimatını verdi. Ancak kritik an bunun yerine 2028 Ocak ayı olabilir. Çünkü Tayvan bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimini o zaman yapacak ve Xi de o noktada konuyu zorlamaya karar verebilir.

Kabul etmek gerekir ki, şu anda durum sakin görünüyor. Son büyük Tayvan krizi, dönemin Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin adayı ziyaret etmesinin ardından yaklaşık dört yıl önce yaşandı. ABD-Çin ilişkileri geçici bir ateşkes dönemindeymiş gibi görünüyor: Xi ile Başkan Donald Trump, Mayıs ayında Pekin’de yaptıkları görüşmede “Yapıcı Stratejik İstikrar” konusunda taahhütte bulundu.

Ancak buna aldanmayın.

Xi, Tayvan’ı boyun eğdirmek ve anakarayla birleşmeyi zorlamak için askerî gücünü artırırken, savaşın eşiğine varmayan yöntemlerle günlük baskıyı da istikrarlı biçimde artırıyor. Tayvan, sürekli olarak Çin donanmasına ait gemiler tarafından çevreleniyor. Çin güçleri Tayvan’ın hava sahası ve karasularına meydan okuyor; işgal veya ablukayı simüle eden, kısa ihbar süreli tatbikatlar gerçekleştiriyor. Pekin, Tayvan’ı siber saldırılar, dezenformasyon ve casusluk faaliyetleriyle sürekli baskı altında tutuyor. Durum yalnızca Xi’nin bu kötü niyetli, çok cepheli sinir savaşını olağanlaştırmış olması nedeniyle sakin görünüyor.

Çin’in amacı savaşmadan kazanmak, ancak savaşın gerekli hâle gelmesi durumunda askerî gücü kullanmaya da hazır olmaktır. Xi, Tayvan halkının moralini bozmayı ve Amerika’nın desteğine ilişkin kuşkular yaratmayı hedefliyor. İzole edilmiş ve savunmasız bir toplumun sonunda zorla birleşmeyi kabul edeceğini umuyor. Hem de er ya da geç değil, mümkün olan en kısa sürede; çünkü 73 yaşındaki Xi’nin önünde sınırsız bir zaman yok.

Dolayısıyla stratejisi, kendisine uyumlu bir Tayvan hükümetini iktidara getirmeyi gerektiriyor. Bu da 2028 seçimlerini bir patlama noktası hâline getiriyor.

Çin’in propaganda organları, Tayvan Cumhurbaşkanı Lai Ching-te’yi bağımsızlık yanlısı bir radikal olarak küçümsüyor. Lai, Tayvan’ın egemenliğine ilişkin güçlü açıklamalarla Demokratik İlerleme Partisi tabanını harekete geçirirse Xi bunu seyretmekle yetinmeyecektir. Xi, örneğin füze denemeleri ve sinirleri yıpratan büyük çaplı askerî tatbikatlar gibi daha sert zorlama yöntemlerine başvurarak seçimi etkilemeye çalışabilir; amaç, Lai’nin kazanmasının dört yıl daha tehlike anlamına geleceğini göstermektir.

Bununla birlikte, 2016’dan bu yana bu tür baskılar Tayvanlı seçmenleri Pekin’in tercih ettiği adaylardan uzaklaştırdı. Dolayısıyla ikinci olasılık, Xi’nin hoşuna gitmeyen bir seçim sonucuna olumsuz tepki vermesidir.

Xi’nin tercih ettiği aday, muhalefetteki Kuomintang’ın (KMT) son derece saf genel başkanı Cheng Li-wun’dur. Cheng, bu ilkbaharda anakarayla daha yakın ilişkiler kurmak amacıyla Pekin’e gitti. Ancak Cheng bu göreve yalnızca KMT üyelerinin katıldığı kapalı bir oylamayla seçildi. Ayrıca, adayı Çin tehdidine karşı silahlandırmayı amaçlayan özel bütçenin kritik bölümlerini engelleyerek Tayvan’ın güvenliğini siyasete alet etti.

Cheng’in politikaları, ulusal güvenlik konularında zaten KMT’ye güvenmeyen ılımlı seçmenleri kendisinden uzaklaştırabilir. Lai ise düşük ancak yükselmekte olan onay oranlarına rağmen yeniden seçilmeyi kıl payı başarabilir. Ya da KMT, Cheng’i bir kenara bırakarak stratejik açıdan daha sağduyulu bir adayı tercih etmek suretiyle seçimi kazanabilir.

Her iki durumda da Tayvan, Xi’nin istediği ölçüde ve istediği hızda birleşme yönünde ilerlemeyecek bir hükümete sahip olacaktır.    fBunun sonucunda ortaya çıkacak hayal kırıklığı, Xi’nin baskıyı daha da artırmasına yol açabilir.

Bunun için bir işgal gerekmeyecektir. Xi, Çin Sahil Güvenliği’nin son hamlelerini bir adım ileri taşıyarak bunun yerine bir “Gümrük Karantinası” uygulayabilir. Pekin, Tayvan’a yönelik hava ve deniz trafiğini seçici biçimde aksatabilir. Tayvan’a gitmekte olan gemilerin önce anakarada gümrük işlemlerini tamamlamasını talep edebilir. Buradaki amaç, Çin’in adayı ne kadar kolay boğabileceğini ve ABD’nin buna karşı koymasının ne kadar zor olacağını göstererek Tayvan sistemini sarsmaktır.

Bir karantinayı kırmak, her koşulda zor olacaktır; çünkü bu, ABD’nin istenmeyen bir tırmanmaya yol açmadan Pekin üzerinde karşı baskı kurmasını gerektirecektir. Bu karşı baskı; ticari, mali ve teknolojik yaptırımların uluslararası diplomatik kınamayla ve gerekirse karantinayı askerî yollarla kırmaya yönelik hazırlıklarla birleştirilmesini içerebilir. Ne yazık ki Trump’ın geçen yıl başlattığı ticaret savaşında geri adım atması, Pekin’de Washington’un bir zorlama mücadelesini göze almayacağı yönünde bir izlenim oluşturmuştur.

Nitekim Trump, bir Tayvan krizine pek istekli olmadığının sinyalini verdi; Eylül ayında Xi ile yapmayı planladığı bir sonraki görüşmeyi tehlikeye atmamak için silah satışlarını ağırdan alıyor. Pentagon, karantina veya diğer gri bölge senaryolarından ziyade işgal tehdidine odaklanmış durumda. Ayrıca 2028’in başlarında ABD, kendi seçim çılgınlığıyla meşgul olacaktır. Xi, Washington’un dikkati başka yöne çevrilmişken Tayvan’ın direncini kırmak umuduyla baskıyı yoğunlaştırabilir.

ABD’nin hazırlık amacıyla atması gereken adımlar vardır. Trump, Taipei’ye yapılması planlanan 14 milyar dolarlık silah satışını sonuçlandırmalı ve Tayvan’ın güvenliği pahasına Xi’yi yatıştırmayacağını göstermelidir. ABD, Çin’in ekonomik baskı noktalarını hedef almaya yönelik seçeneklerini geliştirmelidir; örneğin Çin’in jet motoru bileşenlerine ve gelişmiş yarı iletkenlere erişimini daha da kısıtlayabilir. Ayrıca bir kriz durumunda Tayvan’a yardım edebilmek için Japonya ve diğer ortaklarıyla hazırlıklarını yoğunlaştırmalıdır. Hakkını teslim etmek gerekir ki Trump yönetimi, daha iddialı çok taraflı tatbikatlar, füze ve diğer gelişmiş kabiliyetlerin konuşlandırılması ile başka yöntemler aracılığıyla bu tür askerî iş birliğini genişletmektedir. Bununla birlikte Washington, Lai hükümetine sıkı sıkıya destek verirken seçim kampanyasındaki kışkırtıcı söylemleri de caydırmalıdır.Eğer “Yapıcı Stratejik İstikrar”, 2028’de bir sonraki büyük Tayvan krizine dönüşürse, hem kararlı caydırıcılık hem de ihtiyatlı diplomasi gerekli olacaktır.

Kaynak: https://www.aei.org/op-eds/a-taiwan-crisis-is-coming-and-xi-may-not-wait/

SOSYAL MEDYA