Hakikat ve Özgürlük Çağı Sona Erdi

Washington ve İsrail gibi, kötülüğe bu denli batmış ve insanlığa karşı işledikleri suçları böylesine kendini haklı görerek savunan hükümetlerin var olma hakkı var mıdır? Önümüzde duran soru budur. Buna rağmen Putin ve Xi de dâhil olmak üzere bütün dünya bu soruyla yüzleşmeyi reddediyor ve kötülük karşısında boyun eğmeyi tercih ediyor.
Mart 14, 2026
image_print

Britanya Parlamentosu jüriyle yargılanma hakkını kaldırmaya hazırlanıyor. Geçmesi an meselesi gibi görünen yasa, suçu üç yıl veya daha az hapis cezasıyla cezalandırılabilen sanıklar için jüri yargılamasını ortadan kaldırıyor. Sanığın emsalleri tarafından yargılanması yerine, suçlu mu yoksa suçsuz mu olduğuna bir yargıç karar verecek. Bir sonraki adımda sınır beş yıla, ardından ona çıkarılacak; sonunda jüri yargılaması tamamen ortadan kalkacak ve İngiltere Karanlık Çağlara geri dönecek. Atanmış yargıç, iktidarı elinde bulunduranın isteklerine göre karar verecek.

İşçi Partisi hükümetinin jüri yargılamasını kaldırmak için ileri sürdüğü gerekçe, Britanya adalet sistemini boğmakta olan 80 bin davalık birikmiş dosya yükü. Hükümete göre bu sayı dokuz yıl içinde 200 bine çıkacak.

Dolayısıyla Britanya hükümetleri önce on yıllar boyunca üçüncü dünya kökenli göçmen-istilacıların büyük kitleler hâlinde Britanya’ya girmesine izin verdi; bunların birçoğunun suçu meslek edinmiş kişiler olduğu ortaya çıktı. Suçlarının birçoğu —Britanya hükümetlerinin otuz yıl boyunca örtbas ettiği Britanyalı kızlara yönelik 180 bin toplu tecavüz vakası gibi— hiçbir zaman kovuşturulmadı. Bu suçlar mahkeme sisteminin dava yükünü işleme kapasitesini aşınca getirilen çözüm, Britanya’nın adalete yaptığı en büyük katkılardan biri olan emsalleri tarafından yargılanma hakkını ortadan kaldırmak oldu.

Sekiz yüzyıl boyunca, Büyük Alfred’den Magna Carta’ya ve Şanlı Devrim’e (1680) kadar Britanyalılar özgürlüğü ve keyfî iktidara karşı özgürlüklerin korunmasını hukuka ve sivil topluma yerleştirdiler. Ve şimdi Batı uygarlığının büyük bir kazanımı göçmen-istilacılara kurban edilmiş durumda.

Belki de emsalleri tarafından yargılanma hakkı Britanya’da zaten kaybedilmişti. İtiraf pazarlığının Britanya adalet sisteminin bir özelliği hâline gelip gelmediğini bilmiyorum.

“Kendini özgür sayan” Amerika Birleşik Devletleri’nde ise itiraf pazarlığı, ABD Adalet Bakanlığı’na göre ağır suç davalarının karara bağlanmasında başlıca yöntemdir. Yine ABD Adalet Bakanlığı’na göre ağır suç davalarının yalnızca yüzde 3 ya da 4’ü jüri tarafından karara bağlanmaktadır. ABD’de jüri yargılamaları zaten ortadan kaldırılmıştır; bu, yasayla değil, kullanılmayarak gerçekleşmiştir.

Bir itiraf pazarlığı, kendini suçlamaktır; oysa ABD Anayasası ve Britanya hukuk geleneği, sanığı suçlu da olsa masum da olsa işkenceyle itirafa zorlanmaya karşı korur.

Anayasaya rağmen Amerikalılar, savunma avukatlarına ödeme yapmanın maliyeti ve savcının sanık jüri yargılamasında ısrar ederse üzerine daha fazla suçlama yığacağı tehdidi nedeniyle kendilerini suçlamaya zorlanırlar. Jüri yargılamasında ısrar eden bir sanık yalnızca düşmanca bir savcıyla karşı karşıya kalmaz; çünkü savcının zamanı, itiraf pazarlıklarıyla mahkûmiyet oranını yükseltmek yerine jüri yargılamasında harcanmış olur. Aynı zamanda mahkeme takvimi bir jüri yargılaması yüzünden tıkanan düşmanca bir yargıçla da karşı karşıya kalır. Bir itiraf pazarlığı birkaç dakika sürer. Bir jüri yargılaması ise bir gün ya da birkaç hafta sürebilir ve yargıcın çok daha fazla emek, kaynak ve dikkat ayırmasını gerektirir.

Eğer sanığın maddi imkânı yoksa, kamu müdafii şunu bilir: Müvekkilini gerçekten yetkin biçimde savunursa mahkeme tarafından kendisine yeni davalar verilmez.

Sanığa avukatı tarafından şu söylenir: Sisteme güvenen bir jüri, sanığa yöneltilmiş bu kadar çok suçlamadan en az birinin doğru olduğunu düşünecektir. Ayrıca sanığa, tek bir mahkûmiyetin getireceği cezanın, avukatının pazarlıkla elde edebileceği itiraf anlaşmasından daha ağır olacağı anlatılır. Bu süreç, sanığın kendini suçlamaya karşı direncini kırmak üzere işler.

Böylece savcı, sanık ve sanığın avukatı yargıcın huzuruna çıkar. Üçü de ortada herhangi bir anlaşma olmadığını söyler; sanığın, gerçekte hiç yaşanmamış bir suça ilişkin suçunu kabul ettiğini beyan ederler. Ancak bu suç, sanığın başlangıçta itham edildiği suçtan daha hafif bir cezayı gerektirir. Amerika’daki hapishanelerin masum insanlarla dolu olduğunu yazdığımda kastettiğim şey budur. Sanıklar, işlemedikleri bir suçu kabul ederler; böylece işlenmiş bir suçtan dolayı yargılanma riskinden kaçınmaya çalışırlar — o suçu gerçekten işlemiş olup olmadıkları ise çoğu zaman belirsizdir.

Ağır suçların yüzde 96–97’sinin hiç duruşmaya gitmemesi, polisin sunduğu delillerin mahkemede hiçbir zaman sınanmaması anlamına gelir. Zaman içinde polis şunu öğrenmiştir: Delile ihtiyaçları yoktur. İş yükleri bu yüzden kolaylaşmıştır. Polis yalnızca makul görünecek bir sanık seçer ve onu itiraf pazarlığı sistemine teslim eder.

Feminist ideoloji ile beyazların ırkçı olduğu düşüncesiyle yetiştirilen siyahlar da jürilerin bütünlüğünü zayıflatma sürecine kendi paylarını eklemiştir. Jürisinde feministler ve siyahlar bulunan beyaz bir erkek, sırf nefret nedeniyle mahkûm edilebilir.

Bugün “özgür” Batı’da adalet budur. Britanyalılar bile sekiz yüzyıl boyunca uğruna mücadele ettikleri adalet mücadelesinden artık vazgeçmiş görünüyor.

Batı uygarlığını benzersiz kılan ve onu dünyanın geri kalanı için bir çekim merkezi hâline getiren özgürlük temellerinin artık var olmadığını anlamak için aklı başında bir insanın daha ne tür kanıtlara ihtiyacı olabilir?

Bir zamanlar hakikati ve özgürlüğü koruyan bu bu kurumların başlıca mahfazası olan Amerika Birleşik Devletleri’nin bugün tüm ahlakı ve tüm hukuku çiğneyerek İran ulusuna karşı İsrail-Amerikan provokasyonsuz saldırganlığına direnme kapasitesini zayıflatmak amacıyla İran Muhafızlarının çocukları için açılmış bir kız okulunu kasıtlı olarak hedef alabilmesi işte bu yüzdendir. Trump ve Netanyahu savaşlarını 185 küçük kızı öldürerek başlattı.

Washington ve İsrail gibi, kötülüğe bu denli batmış ve insanlığa karşı işledikleri suçları böylesine kendini haklı görerek savunan hükümetlerin var olma hakkı var mıdır? Önümüzde duran soru budur. Buna rağmen Putin ve Xi de dâhil olmak üzere bütün dünya bu soruyla yüzleşmeyi reddediyor ve kötülük karşısında boyun eğmeyi tercih ediyor.

Kaynak: https://paulcraigroberts.org/the-era-of-truth-and-freedom-is-over/