Yeni Jeopolitik Satranç Tahtası: Enerji ve Özgürlük

Enerji temeldir. Yapay zekâ ise ufuktur. Ve ilkini kontrol eden ülke, ikincisini şekillendirecektir. Bugün Latin Amerika’da, Orta Doğu’da, Afrika’da ya da Pasifik’te atılan adımlar münferit olaylar değildir. Bunlar, jeopolitik satranç tahtasında uzun vadeli bir stratejinin, çok hamleli bir dizinin parçalarıdır. Sonuç, milyarlarca insanın hayatını nasıl yaşayacağını belirleyecektir.
Ocak 14, 2026
image_print

Küresel enerjiyi kimin domine edeceği sorusu, kişisel bir tercih meselesi değil, küresel sonuçları olan bir meseledir.

İnsanlık tarihinin her döneminde, tek bir kaynak güç yapısını belirlemiştir. Antik çağda bu kaynak topraktı. Sanayi çağında çelik ve kömür. Yirminci yüzyılda petrol. Ve şimdi, yirmi birinci yüzyılda yapay zekâ küresel dönüşümün motoru haline gelirken, dünya, bol, güvenilir ve ölçeklenebilir enerjinin yalnızca ekonomik gücü değil, aynı zamanda ulusların ve vatandaşlarının yaşayacağı koşulları da belirlediği yeni bir aşamaya giriyor. Bugün tanık olduğumuz şey, bir dizi izole jeopolitik olay değil; enerjinin merkez kare olduğu ve özgürlüğün geleceğinin onu kimin kontrol ettiğine bağlı olduğu küresel satranç tahtasının kasıtlı olarak yeniden düzenlenmesidir.

Nicolás Maduro’nun yakın zamanda yakalanması, bu daha geniş stratejik yeniden düzenlemenin bir örneğidir. Böyle bir olayı tek başına bir eylem, tüketilip unutulacak bir manşet olarak görmek caziptir. Ancak büyük güçler böyle hareket etmez ve stratejik düşünenler dünyayı kesinlikle böyle yorumlamaz. Satrançta hiçbir usta bir hamleyi tek başına değerlendirmez. Her hamle bir dizinin parçasıdır — beş hamle ileri, on hamle ileri, bazen yirmi hamle ileri. En büyük oyuncular, kararlı hamle yapılmadan çok önce tahtanın şekillendirilmesi gerektiğini anlar. Anlık çatışmayı değil, zafere giden yolu öngörürler.

Bugün ortaya çıkan jeopolitik manevralara bakarken benimsenmesi gereken doğru bakış açısı budur. Amerika Birleşik Devletleri olaylara sadece tepki vermiyor; uzun vadeli ulusal güvenlik, ekonomik dayanıklılık ve teknolojik üstünlük için kendini konumlandırıyor. Ve bu stratejinin merkezinde enerji yer alıyor.

Enerji sadece bir meta değildir. Medeniyetin kan dolaşımıdır. Satın aldığımız her ürün, sürdüğümüz her araç, inşa ettiğimiz her şehir, bağımlı olduğumuz her tedarik zinciri — modern yaşamın her yönü enerjiyle işler. Enerji olmadan ekonomiler çöker, ordular durur, toplumlar parçalanır. Enerjiyle ise uluslar gelişir, yenilik yapar ve geleceklerini güvence altına alır. Ancak şimdi riskler daha da büyük çünkü küresel arenaya yeni bir güç girdi: Yapay zekâ.

Yapay zekâ, insanlık tarihinde büyümesi doğrudan enerji mevcudiyetiyle sınırlanan ilk teknolojidir. Gelişmiş yapay zekâ sistemlerini eğitmek, devasa veri merkezleri, yüksek yoğunluklu çipler, soğutma altyapısı ve kesintisiz güç gerektirir. Bu sistemler, önceki teknolojileri gölgede bırakacak ölçekte enerji tüketir. Yapay zekâ ekonomik üretkenliğin, askerî kapasitenin ve küresel etkinin belkemiği haline geldikçe, enerjiyi kontrol eden ülkeler yapay zekâ gelişiminin hızını da kontrol edecektir. Ve yapay zekâyı kontrol eden ülkeler, geleceği şekillendirecektir.

İşte bu yüzden, Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki küresel rekabet yalnızca ideolojik ya da ekonomik değil; yapısaldır. Her iki ülke de yapay zekâ devrimine öncülük edecek yeteneğe, sermayeye ve teknolojik altyapıya sahiptir. Ancak yalnızca biri bu devrimi sürdürebilecek enerji kapasitesine sahip olacaktır. Enerji darboğazdır. Enerji kaldıraçtır. Enerji belirleyici faktördür.

Çin, küresel düzeni merkeziyetçi, otoriter ve komünist bir çerçeve aracılığıyla yeniden şekillendirme hedefini açıkça dile getirmiştir. Liderleri, Amerika Birleşik Devletleri’ni geri plana itme ve küresel ekonomik sistemler üzerinde kontrol kurma niyetlerini ifade etmişlerdir. Yurt dışındaki eylemleri de bu hedefi yansıtmaktadır. Afrika’da Çinli şirketler, elektrikli araç bataryaları için gerekli mineralleri sıklıkla çevreye zarar veren ve yerel işgücünü sömüren koşullarda çıkarmaktadır. Kazançların büyük kısmı Çin’e akarken, ev sahibi ülkeler maliyetini üstlenmektedir. Bu bir ortaklık değil; bağımlılıktır.

Amerika Birleşik Devletleri ise tarihsel olarak farklı bir şekilde hareket etmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, ABD Avrupa’yı ele geçirmemiş ya da sömürgeci bir yönetim dayatmamıştır. Bunun yerine, yıkıma uğramış ülkeleri yeniden inşa etmek, ekonomilerini toparlamak ve egemenliklerini güçlendirmek amacıyla milyarlarca dolarlık yatırım yapmıştır. Marshall Planı, modern tarihin en önemli uluslararası cömertlik eylemlerinden biri olarak kabul edilmeye devam etmektedir. Kusursuz değildi, ancak hâkimiyet yerine ortaklığa dayalı bir güç modelini ortaya koymuştur.

Bu zıt modeller önemlidir; çünkü küresel enerjiyi kimin elinde tuttuğu, diğer ülkelerin hangi koşullarda faaliyet göstereceğini de belirleyecektir. Eğer Çin dünya enerji arzını kontrol ederse, bu enerjiye bağımlı ülkelere ekonomik, siyasi ve teknolojik şartlar dikte etme yeteneği kazanacaktır. Eğer Amerika Birleşik Devletleri enerjiyi kontrol ederse, küresel sistemin açık, işbirliğine dayalı ve karşılıklı fayda odaklı kalma olasılığı daha yüksektir. Mesele sadece hangi ülkenin daha güçlü olacağı değildir. Mesele, hangi güç modelinin dünyayı şekillendireceğidir.

Bu da bizi ana teze geri getiriyor: Enerji, özgürlüğü belirler. Bir toplumun yaşayabileceği yalnızca iki yol vardır — özgürlük ya da baskı. Üçüncü bir yol yoktur. Özgürlük, özerklik gerektirir; özerklik ise enerji. Endüstrilerini, ulaşım ağlarını, dijital altyapısını ve yapay zekâ sistemlerini çalıştıramayan bir ülke, bunu yapabilenlerin iradesine boyun eğmek zorundadır. Enerji sadece yakıt değildir; egemenliktir.

İşte bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri’nin enerji kaynaklarını güvence altına alma, enerji üreten bölgeleri istikrara kavuşturma ve yerli üretimi artırma çabaları yalnızca ekonomik kararlar değildir — bunlar ulusal güvenlik zorunluluklarıdır. Bunlar, satranç tahtasındaki hamlelerdir; belirleyici an gelmeden çok önce geleceği şekillendiren hamleler. Enerjiyi kontrol ederek, Amerika Birleşik Devletleri yapay zekâ devrimine öncülük etme, küresel istikrarı sürdürme ve gelecek nesiller için özgürlük koşullarını koruma konumuna yerleşmektedir.

Buna karşılık Çin, önemli enerji kısıtlamalarıyla karşı karşıyadır. Hızlı sanayileşmesi, iç enerji kapasitesini aşmıştır. Büyük ölçüde ithal petrol ve gaza bağımlıdır ve bunların çoğu savunmasız deniz geçitlerinden geçmek zorundadır. Kömür temelli enerji sistemi çevresel açıdan sürdürülemez ve teknolojik olarak sınırlayıcıdır. Amerika Birleşik Devletleri küresel enerji arzı üzerindeki kontrolünü güçlendirirse, Çin’in yapay zekâ gelişimini ölçeklendirme yeteneği yavaşlayacaktır. Bu da çatışma yoluyla değil, yapısal üstünlük yoluyla stratejik bir kaldıraç yaratır.

Batı etkisine alternatif bir blok olarak konumlandırılan BRICS ülkeleri de benzer kısıtlamalarla karşı karşıyadır. Bu ülkelerin birçoğu dış enerji kaynaklarına bağımlıdır, büyük ölçekli yapay zekâ gelişimini destekleyecek altyapıdan yoksundur ya da iç siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklarla mücadele etmektedir. Hedefleri gerçektir, ancak kapasiteleri sınırlıdır. Onların rotasını da enerji belirlemektedir.

Bu bağlamda, küresel enerjiyi kimin domine edeceği sorusu kişisel bir tercih meselesi değil, küresel sonuçları olan bir meseledir. Dünya, iki farklı güç modeli arasında bir seçim yapmaktadır: biri ortaklık, yeniden yapılanma ve paylaşılan refaha dayalı; diğeri ise sömürüye, bağımlılığa ve otoriter kontrole. Söz konusu olan şey, özgürlüğün geleceğinden başka bir şey değildir.

Enerji temeldir. Yapay zekâ ise ufuktur. Ve ilkini kontrol eden ülke, ikincisini şekillendirecektir. Bugün Latin Amerika’da, Orta Doğu’da, Afrika’da ya da Pasifik’te atılan adımlar münferit olaylar değildir. Bunlar, jeopolitik satranç tahtasında uzun vadeli bir stratejinin, çok hamleli bir dizinin parçalarıdır. Sonuç, milyarlarca insanın hayatını nasıl yaşayacağını belirleyecektir.

Özgürlük ya da baskı. Üçüncü bir yol yoktur.

 

Kaynak: https://www.americanthinker.com/articles/2026/01/new_geopolitical_chessboard_energy_and_freedom.html