Trump’ın Venezuela Saldırısı: Avrupa İçin Üç Sonuç

Trump’ın Venezuela’daki askerî müdahalesi, Amerika’nın yarım küresel yönelimini, uluslararası hukuku hiçe sayışını ve başkanın güç kullanımına giderek artan bağımlılığını gözler önüne seriyor. Avrupa, çıkarlarını savunmak için zor tercihlerle karşı karşıyadır.
Ocak 23, 2026
image_print

3 Ocak 2026’da Donald Trump, Venezuela’da askerî açıdan başarılı ancak siyasi açıdan sorunlu bir müdahale gerçekleştirdi. Avrupalılar açısından bu saldırıdan üç sonuç ortaya çıkıyor. Hiçbiri şaşırtıcı değil, ancak hepsi önemli.

  1. Batı yarım küreyi yakından izleyin

Birincisi, ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin batı yarım küreyi öncelemesi, gerçekten uygulamaya konuluyor. Bu değişim çok önemli ve ikinci Trump yönetimi döneminde birçok Amerikan politikasını şekillendirecektir.

21.yüzyılın başlarında, merkezinde eski Sovyetler Birliği ve daha sonra Rusya olmak üzere Avrupa’nın güvenliği ve transatlantik ilişkilerin gücü, ABD’nin güvenlik endişelerinin başında geliyordu. Ancak on yıl kadar önce, Çin’in olağanüstü yükselişinin bir sonucu olarak Amerika Asya’ya yönelmeye başladı; yine de Avrupa’ya ilgisini koruyordu. Şimdi ise batı yarım küre ABD için belirgin bir öncelik haline geldi ve Avrupa kaygılar listesinde hızla geriliyor.

Beklenmedik bir biçimde yeniden moda olan eski Monroe Doktrini’nin amacı Avrupalı güçleri batı yarım küreden uzak tutmaktı. 19. yüzyılın ortalarında Fransa Meksika’ya askerî müdahalede bulunmuş, Britanya Kraliyet Donanması ise hâlâ denizlere hükmediyordu. Ancak doktrinin-başkan tarafından son zamanlarda “Donroe doktrini” olarak adlandırılan-2026’da yenilenmiş Trump versiyonu, öncelikle ABD’nin ekonomik ve ticari üstünlüğünü güvence altına almaya odaklanırken, hızla güçlenen Çin’i ise dolaylı olarak hedef alıyor gibi görünüyor.

Trump, ABD ordusu Venezuela’ya girip Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırdıktan sonra medyayla buluştuğunda, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadeleden çok ülkenin petrolü üzerinde kontrol sağlamanın önemine vurgu yaptı.

Ayrıca Trump, gerçekte böyle bir şey olmamasına rağmen Rus ve Çin gemilerinin Grönland’ı kuşattığına inanıyor. Rusya’nın Kuzey Atlantik üzerinden kendi limanlarından çıkamaması gerçeği ortadayken, Trump’ın inandığı bu durum Grönland’dan oldukça uzaktır. Coğrafi olarak Grönland’ın batı yarım kürede olduğu kuşkusuzdur; ancak aynı derecede açık olan, Danimarka’nın ayrılmaz bir parçası olduğudur ve bu durum Kaliforniya’nın ABD’nin parçası olmasından daha eskidir. Halkı, Avrupa Birliği vatandaşıdır.

Avrupa, Trump’la Grönland konusunda bir karşı karşıya gelmeye hazırlıklı olmalıdır. Batı yarım küreye takıntılı; bahse konu meseleler hususunda son derece bilgisiz ancak Venezuela’daki ilk başarıdan sonra savaşçı moduna girmiş durumda. Avrupa’nın-en azından mecazi anlamda- silahlarını doldurması gerekiyor.

  1. Devletlerin egemenlik hakkı kutsaldır

İkincisi; Trump’a göre uluslararası hukukun -pek de şaşırtıcı olmayan biçimde- ABD’nin dış ve güvenlik politikalarında bir rolü yoktur. 3 Ocak olaylarının ardından müdahalenin iç hukuk ve anayasal uygulamalarla uyumlu olup olmadığına dair hararetli bir tartışma yürütülüyor. Bunu tartışmayı ABD’nin kendi içinde çözmesi gerekir; ancak meselenin hukuki olup olmadığı karar alıcılar açısından acil bir mesele olarak görülmedi.

Avrupa için de uluslararası hukuk her zaman dokunulmaz olmadı. Ancak genel olarak, Avrupa’nın kendini güvende hissettiği herhangi bir küresel düzenin temel unsuru olarak görüldü. 1999’da Avrupa NATO birliklerinin Yugoslav güçlerine karşı hava saldırıları başlattığı Kosova müdahalesi bu ölçütlere göre uluslararası hukuka uygun değildi. Yine de bir koalisyon içinde gerçekleşmiş olması ve en azından BM içindeki daha geniş bir süreçle bağlantılı olması nedeniyle meşru kabul edildi.

Genel olarak ise Avrupalı devletler, diğer egemen devletlere yönelik silahlı müdahalenin makul tüm ölçütlere göre uluslararası hukukun ağır bir ihlali olduğuna inanıyor. Devlet egemenliği, rejimin niteliğinden ya da yöneticilerin karakterinden bağımsızdır.

Maduro’nun demokratik meşruiyetten yoksun olduğu kesin; başkanın kendisi de büyük olasılıkla bir hayduttu; ancak bunların hiçbiri Venezuela’nın egemen bir ülke olmadığı anlamına gelmez. ABD’nin Venezuela’dan gelen suç aktörleri tarafından saldırıya uğradığı ve meşru müdafaa hakkıyla hareket ettiği iddiası ise gerçeği yansıtmaz.

  1. Güç kullanmak mümkünken neden barışa başvurulsun?

Üçüncüsü, Trump kendini barışın savunucusu olarak ilan etmişken, hedeflerine ulaşmak ve konumunu güçlendirmek için güç kullanımına inanan bir lidere dönüştü.

Birçok “Make America Great Again” (MAGA) Cumhuriyetçisi, önceki yönetimlerin başlıca günahları olarak gördükleri dış müdahalelere ve zorla rejim değişikliklerine karşı kampanya yürütmüştü. Trump muhtemelen ABD ordusunu yabancı ülkelerde geniş ölçekli konuşlandırmaya hâlâ mesafeli; ancak gücünü göstermek için hayalet bombardıman uçakları, seyir füzeleri ve özel kuvvetleri kullanmaktan memnun görünüyor.

Eğer Nijerya’da Hıristiyanların IŞİD tehdidi altında olduğunu düşünürse, ülkenin kuzeybatısındaki bir tarlaya birkaç seyir füzesi fırlatmak onun cevabı oluyor. İran’la nükleer dosya üzerindeki müzakereler fazla karmaşık gelirse, hayalet bombardıman uçakları işi görür. Amerika sokaklarında aşırı dozdan korkunç sayılarda insan ölüyorsa, ABD özel kuvvetlerini Venezuela’ya göndermek çözüm sayılıyor.

Güç kullanımı hormonları harekete geçirir, ancak nadiren sorunu çözer. Tahran’la diplomatik diyalog ve anlaşma ihtiyacı sürmektedir; Sahel’deki IŞİD kaynaklı şiddet meselesi uzun vadeli çözümler gerektirir; Latin Amerika’daki suç kartelleri ya da ABD ve Avrupa’daki uyuşturucu kullanımı ciddiyetle ele alınmalıdır. Buna rağmen, kinetik nitelikte eylem artık Trump’ın sevdiği gümrük tarifeleri kadar popüler bir araç haline gelmektedir. Büyük olasılıkla devamı da gelecektir.

Bu üç çıkarımın hiçbiri tamamen yeni değildir. Ancak Trump, ABD politikasındaki mevcut eğilimlerin daha uç uygulama biçimlerine hızla evrildiğini gösteriyor. Amerika, Avrupa’ya daha da az dikkat ediyor, uluslararası hukuku daha da fazla hiçe sayıyor ve hızlı kinetik eylemlere daha fazla bağımlı hale geliyor.

 

*Carl Bildt, ECFR Konseyi Eş Başkanıdır

Eski İsveç Başbakanı ve Dışişleri Bakanı

 

Kaynak: https://ecfr.eu/article/trump-strikes-venezuela-three-conclusions-for-europe/

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA