Taliban’ın inatçılığı bölgesel bir savaş riskini artırıyor

Hindistan’ın, Kabil üzerindeki etkisine dair spekülasyonlar artarken İstanbul görüşmelerinin çökmesinin ardından Afganistan ile Pakistan çatışmaya her zamankinden daha yakın.
Mart 1, 2026
image_print

Afganistan Talibanı bir kez daha ideoloji ve kin duygusunun ötesinde düşünme yetisinden yoksun olduklarını gösterdi. Pakistan ile Afganistan arasında diplomatik bir yumuşama beklentisi yaratan İstanbul görüşmeleri hayal kırıklığıyla sonuçlandı.

Taliban heyeti hazırlıksız geldi, sınır ötesi terörizmin engellenmesi için yazılı taahhüt talebini reddetti ve Tehrik-i-Taliban Pakistan’ın (TTP) Afganistan’daki üslenmelerine ilişkin endişeleri “abartılı” olarak nitelendirdi. Görüşmeler Pakistan’ın uzlaşmazlığından dolayı değil, Kabil’in diplomasiden ziyade meydan okumayı seçmesinden dolayı çöktü.

Bu başarısızlık, Taliban’ın 2021’de yeniden iktidara gelişinden bu yana dış politikasını tanımlayan aynı dar görüşlülüğü gözler önüne seriyor. Uluslararası meşruiyet arzuluyorlar, ancak içeride sorumlu bir devlet gibi davranmayı reddediyorlar. Uluslararası toplum tarafından tanınmayı çok arzuluyorlar ancak egemenliğin en temel koşulu olan topraklarının terörizm için kullanılmamasını sağlamayı taahhüt edemiyorlar.

İstanbul’da barış ve güvenilirlik yolunda mütevazı ama anlamlı bir adım atma fırsatı buldular. Ancak, diplomasilerinin saptırmayla başlayıp saptırmayla bittiği algısını bir kez daha teyit ederek, oradan uzaklaştılar.

Pakistan’ın beklentileri gerçek dışı değildi. Hiçbir ülke, komşusunun topraklarından gelen saldırılara kayıtsız kalamaz. Yıllardır İslamabad, Taliban’dan Afganistan’daki TTP (Tehrik-i-Taliban Pakistan) üslerini dağıtmasını ve aranan militanları teslim etmesini talep ediyor.

Taliban’ın doğrulama ve izleme mekanizmalarını tartışmayı bile reddetmesi son derece manidardır; bu sadece ideolojik bir tercih değil, aynı zamanda siyasi bir tercihtir. Bu durum, kendisini komşularına ve kendi vatandaşlarına karşı sorumlu bir devletten ziyade hâlâ devrimci bir hareket olarak gören bir zihniyeti ortaya koymaktadır.

Bölgesel gözlemcileri asıl düşündüren soru ise bu inatçılığın tamamen Taliban’ın yanlış değerlendirmelerinden mi kaynaklandığı, yoksa dış güçlerin sessizce bu tutumu teşvik edip etmediğidir. Son aylarda Taliban’ın Hindistan ile ilişkileri gözle görülür biçimde yakınlaştı.

Hindistanlı diplomatlar, Doha ve Yeni Delhi’de Taliban temsilcileriyle bir araya geldi ve bu temasları “kalkınma diyaloğu” olarak tanımladılar. Ancak bu girişimlerin zamanlaması, sosyal medyada Taliban yanlısı ve Hindistan bağlantılı hesaplar tarafından yayılan Pakistan karşıtı propagandayla birlikte, rahatsız edici soruları gündeme getiriyor.

Taliban’ın meydan okuması gerçekten bağımsız mı? Yoksa en azından kısmen Hindistan’daki Modi rejiminin stratejik hesaplarından mı etkileniyor?

Başbakan Narendra Modi’nin hükümeti için istikrarsız bir Pakistan açık stratejik avantajlar sunuyor. Bu durum, Hindistan’daki iç huzursuzluktan dikkati başka yöne çekiyor, Pakistan’ı bir çok cephede meşgul ediyor ve İslamabad’ın Keşmir’deki diplomatik nüfuzunu zayıflatıyor.

Pakistan’la iş birliği yapmayı reddeden, Pakistan devletine karşı savaşan militanlara kucak açan ve batı sınırını istikrarsızlaştıran bir Afganistan, Yeni Delhi için son derece elverişli bir sonuçtur. Doğrudan bir koordinasyonun kamuya açık kanıtı olmasa da, çıkarların kesiştiği açıktır.

Elbette Taliban idaresi kukla idaresi değildir. Onların bu meydan okuması aynı zamanda Pakistan’ın onları “kullanıp terk ettiği” yönündeki köklü inançtan da kaynaklanıyor. TTP’yi, yani “Pakistan Talibanı”nı bir terör örgütü olarak değil, ideolojik akraba olarak görüyorlar; bu algı ahlaki çizgileri bulanıklaştırıyor ve bölgesel barışı baltalıyor.

Ancak bu mantığa sarılarak Taliban kendini daha da çok izole ediyor. Militanlığa karşı harekete geçmeyi reddetmeleri yalnızca Pakistan’ı değil, aynı zamanda tamamı ekonomik iş birliğinin koşulu olarak Kabil’den terörle mücadelede adım atmasını sessizce talep eden Pekin, Riyad ve Ankara’yı da hayal kırıklığına uğratıyor.

İstanbul görüşmelerinin çökmesi, diplomatik hayal kırıklığının ötesinde sonuçlar doğuracaktır. Sınır ötesi saldırılar devam ederse Pakistan’ın pasif kalması olası değil. Diplomasi başarısız olursa, maliyeti yüksek olsa da askeri bir karşılık ihtimali giderek güçleniyor. Bu arada Afganistan, bölgesel güçler nezdinde sahip olduğu azıcık sempatiyi de yitirme tehlikesiyle karşı karşıya.

Bu trajedi yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ahlakidir. Açlık ve yoksullukla ezilen sıradan Afganlar, yöneticilerinin ideolojik kibri yüzünden bir kez daha bedel ödüyor. Her başarısız diyalog, daha az ticaret fırsatı, daha az yatırım ve daha derin bir yalnızlık anlamına geliyor.

Taliban, Afganların egemenliğini savunduğunu iddia ediyor, ancak eylemleri bu egemenliğin içini boşaltıyor; militanlığa bağımlı, paranoyayla yönlendirilen ve muhtemelen dış ellerin manipülasyonuna maruz kalan bir egemenlik.

Taliban’ın tutumu dar görüşlülükten kaynaklanıyorsa trajiktir. Dış etkilerle, özellikle de Hindistan’ın mevcut rejimiyle şekilleniyorsa tehlikelidir. Her iki durumda da Afganistan bir kez daha başkalarının jeopolitik oyununda piyon haline geliyor. Ve Güney Asya, istikrara yaklaşmak yerine uçuruma biraz daha yaklaşıyor.

İstanbul görüşmeleri yeni bir başlangıç olabilirdi. Bunun yerine, barışın vizyon gerektirdiğini ve anlık kinlerinin ötesini göremeyenlerin geçmişi tekrarlamaya mahkum olduklarını hatırlatan bir başka örnek oldular.

 

*Avukat Mazhar Sıddık Han, Lahor’daki Yüksek Mahkeme’de bir avukattır.

 

Kaynak: https://asiatimes.com/2025/11/talibans-obstinance-risks-a-regional-war/

TERCÜME: ALİ KARAKUŞ

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.