Suriye’yi istikrara kavuşturmak, ekonomisini de istikrara kavuşturmaktan geçiyor. Ülkenin acilen uluslararası desteğe ve daha güvenli bir yatırım ortamına ihtiyacı var.
Suriye uzun zamandır aklımdan çıkmıyor: Halkının yaşadığı 15 yıllık travma ve uluslararası çabaların 15 yıllık başarısızlığı. Ben de bunun ikinci kısmının doğrudan içindeydim; önce Birleşmiş Milletler (BM) Özel Temsilcilik Ofisi’nde kıdemli bir görevli, ardından da BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) başkanı olarak görev yaptım. Bu yüzden Suriye halkına karşı kendimi masum göremem.
BM’de görev yaptığım dönemde, Beşşar Esed rejiminin üst düzey yetkilileriyle, aralarında Esed’in de bulunduğu çok sayıda toplantıya katıldım. Bazıları, daha fazla insani erişim sağlamak uğruna bu diyaloğu sürdürdüğümüzü, benim ve BM’nin bir tür pazarlığın parçası olduğunu söyleyebilir.
Gerçek ise farklı. İnsani yardım kuruluşları ve onların yetkilileri, insani yardıma katkı sağlayabilecek ya da onu engelleyebilecek herkesle görüşür. Bu bir pazarlık değildir. Bir zorunluluktur. Nitekim arabulucular da çatışmayı sona erdirme çabaları kapsamında çatışmanın bütün taraflarıyla görüşür.
Esed’le yaptığım sayısız görüşmenin tamamı, halkının refahı için atması gereken kararları alması yönünde ona baskı yapmak içindi. Diplomat olarak geçirdiğim elli yıl boyunca görüşmek zorunda kaldığım, acı yaratma ve bu acıyı sürdürme yönündeki korkunç gücü elinde bulunduran pek çok kişiden biriydi.
2012’de, Esed’in korkunç savaşının ilk dönemlerinde, Şam’da yaşıyor ve BM adına hükümetle her gün sonuçsuz müzakereler yürütüyordum. Her görüşmede gözaltılar konusunu gündeme getiriyordum. Bir gün masanın karşı tarafındaki adam saati durdurdu. “Mikrofonları kapatın,” dedi, “kalemlerinizi de bırakın.” Sonra bana dönüp açıkça şöyle dedi: “Bununla vakit kaybetmeyi bırakın. Onları asla serbest bırakmayacağız. Bu gerçeği de hiçbir zaman kabul etmeyeceğiz.”
2022’de, Esed’le yaptığım özel bir görüşmede cezaevlerini boşaltmasını önerdim. “Elbette,” diye yanıt verdi. “Ben zaten cezaevlerini boşalttım. Artık içeride tutuklu yok.”
Bir yıl sonra, yıkıcı depremlerin ardından Esed’le üç kez görüştüm. Benim görevim, halkının refahı ve hakları için gerekli ve açık olan adımları atması konusunda onu ikna etmekti.
Bugün artık çabalarımın açıkça başarısız olduğunu söyleyebilirim. Suriye halkı askerî müdahaleyle kurtuldu. Şam’ın kontrol altına alınması barışın önünü açtı.
Hayatını diyalog ve müzakereye adamış biri olarak, ihtiyaç duyulan şeyin söz değil eylem olduğunu ve bunun aslında yıllar önce gerekli olduğunu kabul etmek benim için acı bir gerçek.
Bugün anlıyorum ki uluslararası toplumun en temel yanlışı, daha en başından rejim değişikliğini Suriye’nin çektiği acıları sona erdirmenin yolu olmaktan çıkarmasıydı. Bunun yerine, ağırlıklı olarak Batılı ülkeler ile bölgesel müttefiklerden oluşan “Suriye’nin Dostları” adlı grup, Esed karşıtı muhalefeti destekledi; ancak neredeyse her Suriyeli aileyi etkileyen gözaltılar ve ölümlerin günlük bilançosunda neredeyse hiçbir fark yaratamadı.
Yalanlar, Suriye’nin çektiği acılar boyunca sürdü.
Savaş artık sona erdi. Şimdi geriye kalan, barışı inşa etmek. Ve Şam’da son dönemde art arda meydana gelen bombalı saldırılardan da gördüğümüz gibi, Suriye’nin başarısız olmasını isteyenlerin sayısı hiç de az değil.
Bugün en büyük öncelik ekonomiyi yeniden ayağa kaldırmak. Savaşın, yaptırımların ve ekonomik çöküşün birleşen yükü altında Suriye halkı her geçen yıl daha da yoksullaştı. Bugün nüfusun üçte ikisi aşırı yoksulluk içinde yaşıyor. Üstelik bu, büyük bir insan kaynağına sahip ve komşuları açısından açıkça önemli bir ülke için geçerli.
Yardımlar geliyor, ancak her yerde olduğu gibi burada da çok geniş bir alana yayılıyor. Körfez ülkeleri ve Avrupa Birliği üyesi ülkeler destek vermeyi sürdürüyor. Ancak insani yardım alanındaki çalışmalarım sayesinde çok iyi biliyorum ki Suriye’nin krizlerine sürdürülebilir bir çözüm, ekonomiye yapılacak özel yatırımlarla mümkün olabilir.
Bankacılıktan enerjiye, inşaattan gıda işlemeye, tarımsal sanayiden hafif imalata kadar birçok alanda Suriye’nin büyük bir büyüme potansiyeli var. Yurt dışındaki Suriyelilerin sermayesi toparlanmanın öncülüğünü üstlenebilir; ancak bunun için yine de önemli ölçüde küresel sermayeye ve teknik desteğe ihtiyaç duyulacak.
Geriye iki sorun kalıyor: Çoktan kaldırılması gereken son yaptırımların hâlâ yürürlükte olması ve bunların barışın inşası açısından tehdit oluşturmaya devam etmesi; bir de yatırımcılar açısından riskin yönetilmesi.
Amerika Birleşik Devletleri’nin kısa süre önce Suriye’yi “teröre destek veren devlet” listesinden çıkaracağını açıklaması, ilk sorunun çözümüne büyük katkı sağlıyor.
İkinci sorun ise hâlâ ciddi bir zorluk. Kısa süre önce Şam’da görev yapan kıdemli bir büyükelçi bana, Suriye’yi destekleme konusunda uluslararası bir mutabakat bulunduğunu, ancak ülkenin yatırım yapılmasını mümkün kılacak öngörülebilir kurallar ve hukuki güvenceler hâlâ sunamadığını söyledi.
Suriye hükümetinin yatırım için daha güvenli bir ortam oluşturması, Suriye’yi risk almaya değer hâle getirmesi ve bunu kararname ya da vaatlerle değil, iyi hazırlanmış yasalarla sağlaması gerekiyor. Ne yazık ki açıkladığı taahhütleri yerine getirme kapasitesi hâlâ sınırlı. Bürokratik hantallık ve resmî kararsızlık, çoğu zaman fırsatların önünü kesiyor. Hükümetin kamuoyu önünde, kapsayıcı ve kararlı biçimde hareket etmesi gerekiyor.
Bunun önemi ne kadar vurgulansa azdır. Suriye, bölgenin istikrarı açısından kilit öneme sahip bir ülke. Bu her zaman böyleydi; Orta Doğu’da çatışmaların giderek tırmandığı bugün ise her zamankinden daha fazla.
Kaynak: https://www.aljazeera.com/opinions/2026/7/22/syrian-people-must-not-be-failed-again
