Bölgesel istikrar için hâlâ bir tehdit oluştursa da, Sudan’daki süregiden iç savaş dış müdahaleyi ve angajmanı zorunlu kılmaktadır.
Sudan Silahlı Kuvvetleri (Sudanese Armed Forces – SAF) ile Hızlı Destek Kuvvetleri (Rapid Support Forces – RSF) arasında süren iç savaş, yakın zamanda 1989’daki Sovyet çekilmesinden sonra Afganistan’da yaşanan uzun süreli istikrarsızlıkla karşılaştırılmaya başlandı. Her iki ülke de insani krizlerle ve kırılgan devlet yapısıyla boğuşurken, Sudan’ın Afganistan’ın içine düştüğü diplomatik izolasyon, ideolojik aşırılık ve küresel parya statüsünü tekrarlama riski taşımadığına inanmak için nedenler mevcut. Bu ayrım, farklı jeopolitik bağlamlardan, çatışmaların niteliğinden ve uluslararası angajman biçimlerinden kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte, hedeflenmiş müdahaleler olmadan Sudan, ekonomik çöküş, kitlesel yerinden edilme ve parçalanma yoluyla daha da kötüleşme riskiyle karşı karşıyadır.
İlk olarak, Sudan ve Afganistan’ın jeopolitik manzaraları temelden farklıdır; bu da Sudan’ın kalıcı olarak başarısız bir devlet olma olasılığını azaltmaktadır. Afganistan’ın merkezi, ancak denize kıyısı olmayan konumu; Sovyet işgalinden ABD öncülüğündeki müdahaleye kadar tekrarlanan yabancı işgalleri ve vekalet savaşlarına davetiye çıkarmıştır. Bu durum, aşırılıkçı gruplar için bir boşluk yaratarak ülkeyi ulusötesi cihatçılığın bir sığınağı hâline getirmiştir. Buna karşılık, Sudan’ın Mısır, Etiyopya ve Çad dahil olmak üzere yedi ülkeyle sınırı bulunan Kuzeydoğu Afrika’daki konumu, onu bölgesel karşılıklı bağımlılıklar ağına yerleştirmekte ve bu da tam bir siyasi parçalanmayı olasılıksız kılmaktadır.
Mısır gibi komşu ülkeler Nil’in su güvenliği ve sınır istikrarı için Sudan’a bağımlıyken, Afrika Birliği (African Union – AU) ve Arap Birliği, parçalanmayı önlemede çıkar sahibi aktörlerdir. RSF’nin Ekim ayında El-Faşir’i ele geçirerek Darfur üzerindeki kontrolünü pekiştirmesi, bölünme korkularını artırmıştır. Ancak bu durum, ABD’nin çekilmesinden sonra Afganistan’ın yaşadığı izolasyonun aksine, Çad’ın mültecileri kabul etmesi ve AU’nun arabuluculuk çabaları gibi acil bölgesel tepkileri beraberinde getirmiştir. Sudan’ın Kızıldeniz kıyı şeridi de Körfez ülkelerinden ekonomik yatırımlar çekerek, Afganistan’ın engebeli arazisi ve afyon bağımlı ekonomisinin aksine istikrar için bir kaldıraç sağlamaktadır.
Ayrıca, çatışmaların ideolojik temelleri de onları birbirinden ayırmaktadır. 1990’lar Afganistan’ında Taliban’ın katı şeriat yasalarını dayatması, küresel güçleri uzaklaştırmış ve iç muhalefeti bastırmıştır. Bu durum, Afganistan’ın fiilen Taliban kontrolündeki bölgeler ile direniş cepleri arasında bölünmesine neden olmuş ve asgari düzeyde yeniden yapılanmanın gerçekleştiği donmuş bir çatışma yaratmıştır. Nisan 2023’te patlak veren Sudan’daki savaş ise, Bashir’in devrilmesinin ardından geçiş yönetiminin kontrolü için eski müttefikler—SAF lideri Abdel Fattah al-Burhan ile RSF komutanı Mohamed Hamdan Dagalo (Hemedti)—arasında yaşanan bir iktidar mücadelesinden kaynaklanmaktadır.
Darfur’da geçmiş suçların yankılarını taşıyan zulümlerin yaşandığı etnik boyutlar özellikle belirgin olsa da, bu çatışma Taliban’ın sahip olduğu birleşik ideolojik coşkudan yoksundur. Bunun yerine, kaynaklar ve topraklar için yürütülen pragmatik bir mücadele söz konusudur; bu da müzakereleri daha uygulanabilir kılmaktadır. On dokuzuncu yüzyıldaki Mahdist isyanı gibi tarihsel paralellikler, Taliban’ın fundamentalist ethosunu ve sömürgecilik karşıtı coşkusunu yansıtır. Ancak modern Sudan, Afganistan’ın bastırılmış muhalefetinden farklı olarak, 2019 devriminden doğan ve barışı sağlayabilecek canlı bir sivil topluma da sahiptir.
Uluslararası müdahale, Sudan’ı Afganistan’ın yolundan daha da uzaklaştırmaktadır. Afganistan’ın kaderi, 2021’de ABD’nin çekilmesiyle belirlenmiş; dondurulmuş varlıklar ve yaptırımlar arasında bir yönetişim boşluğu bırakılmıştır. Oysa Sudan, sürekli küresel denetimden faydalanmaktadır. BM’nin Kasım ayında toplu katliam soruşturmalarına yeşil ışık yakması, Afganistan’daki cezasızlıkla tezat oluşturan, hesap verebilirliğe doğru atılmış bir adımdır. BM İnsan Hakları Konseyi gibi kuruluşlar “sessizliğin bedeli”ni kınayarak zulümlere karşı harekete geçilmesini isterken, Avrupa Birliği (European Union – EU) bölünmeyi açıkça reddetmektedir.
Bölgesel güçlerin gerilimin azaltılması yönünde harekete geçmeleri için teşvik edici nedenleri vardır. Bu durum, uluslararası toplumun Sudan’ı tamamen terk etmesini muhtemelen engelleyecektir. Ayrıca, Sudan’ın 2011’de yaşadığı önceki bölünme bir uyarı hikâyesi işlevi görerek, benzer bir tekrarın önlenmesi yönünde uluslararası bir mutabakatı teşvik etmektedir. Öte yandan, Afganistan’ın iç bölünmeleri ayrılıkçı bir yön taşımamaktadır.
Tüm bu güvenlik önlemlerine rağmen, müdahale edilmezse Sudan’ın gidişatı daha da kötüleşebilir. Savaş, yaklaşık 12 milyon kişinin yerinden edilmesine ve kıtlığa yol açmıştır. Mevcut güç dengesi, Libya’ya benzer şekilde fiili bir bölünme riskini beraberinde getirmektedir. RSF’nin Eylül ayında açıkladığı paralel hükümet ilanı bu durumu daha da ağırlaştırmış; RSF’nin batıda, SAF’ın ise doğuda kalıcılaşması ihtimalini güçlendirmiştir. Sömürge mirası ve Darfur gibi çevre bölgelerin marjinalleştirilmesi, parçalanma riskini daha da artırmaktadır.
Daha fazla bozulmayı veya parçalanmayı önlemek için çok katmanlı bir yaklaşım şarttır. Ülke içinde bu, 2019 devriminin sivil liderliğindeki siyasi geçiş sürecini yeniden canlandırmak, mahalle komitelerine yerel ateşkesleri kolaylaştırma ve yardım dağıtımı sağlama yetkisi vermek, savaşın aşındırdığı taban güvenini yeniden inşa etmek, kapsayıcı diyaloglar yoluyla etnik grupları bütünleştirmek ve ayrılıkçı hareketleri önlemek amacıyla Darfur’un şikâyetlerini ele almak anlamına gelir.
Bölgesel düzeyde ise dış destekçilere diplomatik yollarla daha fazla baskı uygulanabilir. Afrika Birliği (African Union – AU) ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (Intergovernmental Authority on Development – IGAD), silah ambargolarının uygulanmasına yardımcı olabilir. Amerika Birleşik Devletleri, Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından oluşturulan Sudan Dörtlüsü (Quartet on Sudan), insani koridorlarda kısmi ateşkeslerin umut verici sonuçlar vermesi nedeniyle, yardımı gerilimin azaltılması koşuluna bağlayarak yeni görüşmelere ev sahipliği yapabilir.
Uluslararası düzeyde ise, daha fazla şiddeti caydırmak için BM öncülüğündeki çabaların artırılması gerekmektedir. Mevcut insani yardım düzeyi, toplam ihtiyacın yalnızca yüzde 25’ini karşılamaktadır. Kıtlıkla ve yerinden edilmeyle mücadele etmek için acilen çok daha fazlasına ihtiyaç vardır. Savaşanlardan çıkar sağlayanlara yönelik ekonomik yaptırımların borç hafifletmeleriyle birlikte uygulanması, başka yerlerdeki çatışma sonrası toparlanmalardan çıkarılan derslerle barışı teşvik edebilir.
Sudan’ın Afganistan’ın kaderini paylaşarak yeni bir cihatçı üssü hâline gelmesi için acil bir neden yoktur. Ancak gerçekçilik, acil eylem gerektirir: entegre diplomasi, güçlü insani yardım seferberliği ve kapsayıcı yönetişim. Önleme için mevcut fırsat penceresi her geçen gün daralmaktadır. Sadece ABD Başkanı Donald Trump’ın önderliğinde gerçekleştirilecek koordineli ve kararlı bir hamle Sudan’a istikrar getirebilir ve nesiller boyu sürecek bir felaketi önleyebilir.
*Yazar Hakkında: Eric Alter
Eric Alter, Abu Dabi’deki Anwar Gargash Diplomasi Akademisi’nin dekanı ve uluslararası hukuk ve diplomasi profesörüdür. Birleşmiş Milletler’in eski bir memuru ve kıdemli bir danışmandır.
Kaynak: https://nationalinterest.org/feature/why-sudan-wont-become-another-afghanistan
