“Pan-Afrikacı” Macron’a Cevap

Macron gibi Avrupalılar hâlâ Afrika’yı, Avrupalıların hafızasını kaybetmiş bir seyirci önünde ahlaki komedi oynayabilecekleri bir tiyatro sahnesi olarak görüyorlar. Biz Afrikalılar asla unutmamalıyız ki, tilki birdenbire kendini kümes hayvanları koruma derneğinin başkanı ilan ettiğinde, akıllı tavuklar alkış tutmaz. Tüylerini sayarlar.
Haziran 6, 2026
image_print

Üyesi olduğum Yoruba halkı şöyle der: “Ọmọ Atiro to ra bata wálé fún bàbá ẹ̀, ọ̀rọ̀ ló fẹ́ gbọ́.” Sakat bir adamın çocuğu eve babası için ayakkabı getiriyorsa, teşekkür beklemiyordur. Hakaret işitmek istiyordur.

Elysee Sarayı’nda oturan ve kendini hâlâ Napolyon’un reenkarnasyonu gibi görmeye devam eden o fiziksel cüce ve entelektüel bodur herife bir cevap verelim.

Tutulmamış sömürgecilik vaatlerinin kadim şehri Nairobi’nin, Élysée Sarayı’nın genç kiracısı ve karısı tarafından sürekli tokatlanan Emmanuel Macron’un Afrikalıların önünde durup kendisini “Pan-Afrikacı” ilan ettiği yer olarak seçilmesi şaşırtıcı değil.

İğrenç bir aptaldan tiksindirici bir açıklama!

İnsan nerdeyse; Kwame Nkrumah, Patrice Lumumba, Thomas Sankara ve Ruben Um Nyobè’nin ruhlarının saygısızlık edilmiş mezarlarından yükselip Fransız adama, başkanlık uçağına binmeden önce endüstriyel miktarlarda şampanya içip içmediğini soracaklarını düşünüyor.

Pan-Afrikacı mı? Fransa? Dakar’dan Cibuti’ye kadar parçalanmış her hayalin üzerinde parmak izi bulunan Fransa mı?

Avrupalıların cür’etlerine hayran olmamak elde değil. Bu cür’et onların tükenmez miktarda sahip oldukları tek doğal kaynaktır. Toprağınızı işgal ederler, atalarınızı köleleştirirler, madenlerinizi yağmalarlar, liderlerinizi yozlaştırırlar, vatanseverlerinizi öldürürler, para biriminizi değersizleştirirler, topraklarınıza askerî üsler kurarlar; onlarca yıl sonra da çıkıp size demokrasi, insan hakları, iklim değişikliği ve “ortak insanlık” üzerine ders verirler.

Sömürgecilik resmî olarak sona ermiş olabilir ama Avrupa’nın ikiyüzlülüğe yönelik iştahı hâlâ capcanlıdır.

Fransa’nın Afrika’daki tarihi yalnızca bir suç tarihi değildir; operasyonel bir barbarlıktır. Nantes ve Bordo’daki Fransız köle limanları, siyah bedenler üzerinden zenginleşti.

Milyonlarca Afrikalı hayvan gibi Atlantik’in ötesine taşınırken Avrupalı filozoflar özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve medeniyet üzerine zarif makaleler yazıyorlardı.

Sadece Cezayir’de, Fransız sömürgeciliği çoğu türler ürpertici bir soğukkanlılıkla katledilen yüz binlerce insanı öldürdü. Madagaskar’da, Kamerun’da, Fildişi Sahili’nde, Mali’de, Çad’da, Nijer’de, Burkina Faso’da ve başka yerlerde Paris; katliamlar, işkenceler, zorla çalıştırma, kukla yerel yöneticiler ve ekonomik şantaj yoluyla hüküm sürdü.

Sömürge bayrakları indirildikten sonra bile Fransa sadece kamçıyı kravatla değiştirdi. Meşhur CFA (Communauté Financière Africaine) frangı, Frankofon Afrika’nın ayak bileklerine vurulmuş parasal bir zincire dönüştü. Fransız şirketleri uranyum, petrol, altın, kakao ve stratejik mineralleri karanlıkta beslenen vampir yarasalar kadar karlı biçimde sömürmeye devam ederken Paris, sözde egemen devletlerin mali politikalarını dikte etmeyi sürdürdü.

Merhum François Mitterrand bir keresinde kendisinden beklenmeyecek bir dürüstlükle, Afrika olmadan Fransa’nın üçüncü sınıf bir güce dönüşeceğini itiraf etmişti. İşte bu cümlede Fransız ihtişamının ölüm ilanı yatıyor. Fransa’nın büyüklüğü her zaman Afrika’nın sefaletine bağlı olmuştur.

Ve Afrikalılar bu düzene meydan okumaya her kalkıştıklarında, Paris yakın zamanda Mali’de olduğu gibi darbelerle, suikastlarla, sabotajlarla ve paralı asker savaşlarıyla karşılık verdi.

Kan izi uzun ve kötü kokulu. Fransa, Sylvanus Olympio’dan Modibo Keïta’ya, Lumumba’dan Sankara’ya kadar ilerici Afrikalı liderlerin yok edilme ya da itibarsızlaştırılma süreçlerine katıldı.

Françafrique’in o uğursuz cenaze levazımatçısı Jacques Foccart, o kadar geniş kapsamlı bir darbe ve siyasi manipülasyon imparatorluğu kurmuştu ki, CIA bile zaman zaman onu profesyonel bir hayranlıkla izliyordu.

İhtiyatlı tahminlere göre Fransa, sömürgecilik sonrası Afrika’daki onlarca darbe ve darbe girişimiyle doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılıydı. Gabon, Togo, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Fildişi Sahili, Burkina Faso, Mali, Nijer… Liste profesyonel bir kundakçının seyahat programı gibi duruyor.

Herhangi bir Afrikalı lider Fransız ticari çıkarlarını tehdit ettiğinde ya da egemenlik ile ilgili fazla yüksek sesle konuştuğunda, havada gizemli biçimde barut kokusu yayılmaya başlıyordu.

Ve şimdi bu sendeleyen budala, bu emperyal mekanizmanın mirasçısı Macron, Nairobi’de Pan-Afrikacı pozu veriyor.

Bu aptalın ciddi bir eğitime ihtiyacı var.

Pan-Afrikacılık, Afrikalıların Avrupa barbarlığı altında çektiği acılardan doğdu. Marcus Garvey, Kwame Nkrumah, W. E. B. Du Bois (William Edward Burghardt Du Bois), George Padmore, Julius Nyerere ve benzerlerinin entelektüel fırınlarında dövüldü. Avrupa tahakkümüne karşı Afrika onurunun doktriniydi.

 

Herhangi bir Fransız başkanın kendisine Pan-Afrikacı demesi, bir termitin kendisini odunun koruyucusu ilan etmesi gibidir.

Sırada ne var? NATO’nun kendisini savaş karşıtı bir örgüt olarak ilan etmesi mi? Wall Street, kendini yoksulluk manastırı mı ilan edecek? Sömürgecilik hayaletleri sömürgecilikten arınma üzerine seminerler vermeye mi başlayacak?

Macron’un açıklaması yalnızca saçma değildi; özellikle bu çağda son derece aşağılayıcıydı. Bu, Avrupalı siyasi sınıfın içine işlemiş tedavisi imkânsız paternalizmi-Afrikalıların hiçbir tarihsel hafızaya sahip olmadığı ve hala Avrupalıların hoşgörülerine ve onaylarına özlem duyduğumuz varsayımını -gün yüzüne çıkardı.

Macron’u Pan-Afrikacı yapan kim veya neydi? Kültürsüz ve eğitimsiz bir soytarının kibirli ve saçma iddiası!

Macron gibi Avrupalılar hâlâ Afrika’yı, Avrupalıların hafızasını kaybetmiş bir seyirci önünde ahlaki komedi oynayabilecekleri bir tiyatro sahnesi olarak görüyorlar.

Çıplak kral misali Avrupalılar, kendi ürettikleri ninniler eşliğinde dans etmeyi sürdürüyor; ayaklarının altındaki zeminin kaydığının farkında değiller.

Sahel boyunca genç Afrikalılar giderek daha fazla Fransız ve Batılı vesayeti reddediyor. Fransız askerleri birçok ülkeden çıkarıldı. Fransa’nın Afrika’nın hayırsever koruyucusu olduğu yönündeki eski mitoloji, yağmur mevsiminde termitler tarafından kemirilmiş bir sömürge konağı gibi çöküyor.

Bu nedenle Afrikalılar, Avrupalı liderler ahlak atına binip Afrika topraklarına her ayak bastıklarında önemli bir ders çıkarmalıdır. Ruto ve Tinubu gibi beyazların karşısında köy aptalları gibi sırıtmayı sürdüren özenle hazırlanmış kuklaların aksine, Afrikalılar asla cilalı aksanlardan, pahalı takım elbiselerden ya da dostluk tiyatrolarından etkilenmemelidir.

Gerçek şu ki: Avrupa, Afrika’ya sevgiden dolayı gelmiyor. Avrupa geliyor çünkü Afrika hâlâ onu hayatta tutuyor.

Ne yazık ki, günümüz Avrupalıları ataları gibi davranmaya devam ediyor: Afrikalılara, cezadan muaflarmış gibi davranırken Afrika kaynaklarını kendi hakları olarak görüyorlar ve şu zihniyeti geliştirmiş durumdalar: Öldürerek elde edebilecekken neden para ödeyeyim ki?

Biz Afrikalılar asla unutmamalıyız ki, tilki birdenbire kendini kümes hayvanları koruma derneğinin başkanı ilan ettiğinde, akıllı tavuklar alkış tutmaz. Tüylerini sayarlar.

 

*Femi Akomolafe, tutkulu bir Pan-Afrikancıdır. Londra merkezli New African dergisinin muhabiri ve Accra merkezli Daily Dispatch gazetesinin köşe yazarıdır. Hem Avrupa’da hem Afrika’da yaşamaktadır ve Afrika meseleleri üzerine çeşitli gazete ve dergilerde düzenli olarak yazmaktadır.

 

Kaynak: https://femiakogun.substack.com/p/a-reply-to-macron-the-pan-africanist

 

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA