NATO, Önemli Bir Yılda Kilit Zirveye Hazır Olmalı

Transatlantik ilişkilerde zaman zaman gerginlikler yaşansa da, Atlantik’in her iki yakasının iş birliğini sürdürmesi hayati önemdedir. İstikrarlı ve güvenli bir Avrupa olmadan, ABD ekonomisi olumsuz etkilenecek ve bu durum küresel ekonomide de zincirleme sonuçlar doğuracaktır. Ankara zirvesi yaklaşırken, NATO liderlerinin kaybedecek zamanı yok. Güvenlik, harcamalar ve diplomasi alanlarında ilerleme kaydederken transatlantik farklılıkları yönetmek, ittifakın bu jeopolitik belirsizlik çağından daha güçlü mü yoksa daha bölünmüş mü çıkacağını belirleyecektir.
Şubat 1, 2026
image_print

Geçtiğimiz hafta İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu, Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa’daki transatlantik ortakları arasındaki dünya görüşü farkının sürmekte olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bu kez anlaşmazlık Grönland merkezliydi — özellikle de Amerika’nın bu bölgeye daha fazla erişim ve denetim elde etme isteği. Zaman zaman tansiyonun yükseldiği bu ortamda, nihayetinde NATO Genel Sekreteri Mark Rutte devreye girerek durumu yatıştırdı ve transatlantik ilişkilerin yeniden rayına oturmasına katkıda bulundu.

İleriye dönük bakıldığında, 2026 yılı NATO açısından belirleyici bir yıl olacak; zira altı aydan kısa bir süre içinde Türkiye’nin başkenti Ankara’da kritik önemde bir zirve düzenlenecek. Bu zirvenin başarıyla sonuçlanmasını sağlamak için karar alıcıların vakit kaybetmeden gündemi şekillendirmeye başlamaları gerekiyor. Toplantı uzakta gibi görünebilir; ancak devlet yönetimi ve diplomasi açısından bakıldığında altı ay son derece kısa bir süredir. Amerika ile Avrupa’daki ortakların daha yakın biçimde uyumlandırılması ise erken hazırlık, sürekli diplomatik angajman ve Atlantik’in her iki yakasında da güçlü bir siyasi irade gerektirecektir.

Transatlantik ilişkilerin doğru şekilde yönetilmesi, yalnızca Kuzey Amerika ve Avrupa için değil, aynı zamanda küresel ekonomi açısından da ciddi sonuçlar doğurur. Bu iki bölge birlikte, dünya gayrisafi yurtiçi hasılasının neredeyse yarısını oluşturur. Avrupa ve ABD, birbirlerinin en büyük ihracat pazarlarıdır ve her biri diğerinin ekonomisine trilyonlarca dolarlık yatırım yaparak milyonlarca kişinin istihdamına katkıda bulunmaktadır. Atlantik boyunca anlaşmazlıklar ortaya çıktığında, bunun etkileri yalnızca güvenlik politikalarıyla sınırlı kalmaz; ticaret, yatırım ve küresel büyüme üzerinde de zincirleme sonuçlar yaratır.

İttifak, Temmuz ayında yapılacak zirveye doğru ilerlerken, dört temel konunun görüşmelere damgasını vurması beklenmektedir. Karar alıcılar, bu toplantının siyasi sürtüşmelerle değil, somut çıktılarla sonuçlanmasını sağlamak üzere şimdiden gerekli zemini hazırlamaya başlamalıdır.

İlk mesele — son dönemde Grönland’a artan ilgi göz önüne alındığında bu pek de şaşırtıcı değildir — Kuzey Kutbu güvenliğidir. Donald Trump, NATO üyelerini savunma harcamalarını artırmaları yönünde zorlamak konusunda diğer tüm ABD başkanlarından daha fazla çaba harcadığı gibi, ittifakı Kuzey Kutbu’nu ciddiye almaya yönlendirme noktasında da seleflerini geride bırakmıştır. NATO, yakın zamana kadar bu bölgede hangi rolü üstlenmesi gerektiği konusundaki Kuzey Kutbu müttefikleri arasındaki iç görüş ayrılıkları nedeniyle, resmi belgelerinde bu bölgeden söz etmekten dahi kaçınmaktaydı.

Ancak Kuzey Kutbu’nda artan rekabet ve Trump’ın Grönland’ın stratejik önemine yeniden dikkat çekmesiyle birlikte, Arktik güvenliği ilk kez NATO’nun gündeminde üst sıralara taşınmıştır. Bu yaz yapılacak zirvenin sorunsuz ilerleyebilmesi için, müttefiklerin NATO’nun Arktik bölgedeki duruşu, mevcudiyeti ve koordinasyonuna ilişkin somut çıktıların gündeme geleceğini beklemeleri gerekir.

Gündeme gelmesi muhtemel ikinci mesele, NATO’nun daha geniş bölgeyle olan ilişkilerini ilgilendirmektedir — bu konu, zirveye ev sahipliği yapacak olan Türkiye açısından özel bir önem taşımaktadır. Türkiye, 1950’lerde NATO’ya katıldığından bu yana transatlantik güvenliğin ayrılmaz bir parçası olmuştur; ancak Ankara, Karadeniz bölgesi ve Orta Doğu’daki güvenlik meselelerine giderek daha fazla ağırlık vermektedir.

Özellikle dikkat çekici bir gelişme olarak, 2004 yılında İstanbul’da düzenlenen NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin öncülüğünde NATO ile bazı Körfez ülkeleri arasındaki ilişkileri kurumsallaştıran İstanbul İşbirliği Girişimi hayata geçirilmiştir. O tarihten bu yana söz konusu çerçeve, üst düzey diyalog için yararlı bir platform sunmuş olsa da, ortak güvenliğe dair somut çıktılar üretme açısından sınırlı kalmıştır. Türkiye’nin ev sahipliğinin kazandıracağı diplomatik ivmeyle NATO, bu fırsatı değerlendirerek İstanbul İşbirliği Girişimi’ni yeniden yapılandırmalı ya da en azından canlandırmalı ve Körfez’deki kilit ortaklarıyla ilişkilerini derinleştirmelidir.

Üçüncü mesele — ve şüphesiz Trump açısından en öncelikli konulardan biri — ittifakın savunma harcamalarının durumudur. Trump, Beyaz Saray’daki ilk döneminden bu yana, Avrupa’daki müttefikleri savunma harcamalarını artırmaya çağıran en ısrarcı ABD başkanlarından biri olmuştur. Geçtiğimiz yıl Lahey’de düzenlenen zirvede NATO, savunma harcamalarının gayrisafi yurtiçi hasılanın %5’ine çıkarılmasını hedefleyerek tarihi bir karar almıştır. Bu oran, uzun süredir geçerli olan %2’lik referans değerinin üç puan üzerindedir. Bu hedefin 2030’ların başına dek gerçekleştirilmesi beklenmese de, Trump’ın bu süreçteki gelişmeleri yakından takip edeceği açıktır.

Halihazırda, başta Baltık ülkeleri ve Polonya olmak üzere yalnızca birkaç müttefik %5 hedefiyle ciddi biçimde örtüşmektedir. Eğer Trump, önerdiği 1,5 trilyon dolarlık savunma bütçesini Kongre’den geçirmeyi başarırsa, ABD de bu eşiği aşmış olacaktır. Avrupa’daki müttefikler bu hedefe doğru ne kadar hızlı ve anlamlı ilerleme kaydederse, Beyaz Saray ile Avrupa başkentleri arasındaki ittifak yönetimi de o kadar sorunsuz işleyecektir.

Son mesele ise, kamuoyunun fazla dikkatini çekmesi beklenmese de, kapalı kapılar ardında yoğun biçimde tartışılacaktır: Ukrayna’daki savaş. Trump, Rusya ile Ukrayna’yı müzakere masasına yönlendirme konusunda yavaş ama istikrarlı bir ilerleme sağlamıştır ve zirve sırasında NATO’nun takınacağı tutum, o noktaya kadar diplomatik çabaların ne ölçüde ilerlediğine bağlı olacaktır. Trump, Ukrayna’nın NATO üyeliğinin söz konusu olmadığını açıkça belirtmiştir; bu da, ittifakın Kiev’le olan angajmanını sürdürmek için — Washington’un belirlediği siyasi kırmızı çizgileri aşmadan — yaratıcı yollar geliştirmesi gerektiği anlamına gelir: iş birliğini ve desteği güçlendirecek, ancak bu sınırları ihlal etmeyecek yollar.

Transatlantik ilişkilerde zaman zaman gerginlikler yaşansa da, Atlantik’in her iki yakasının iş birliğini sürdürmesi hayati önemdedir. İstikrarlı ve güvenli bir Avrupa olmadan, ABD ekonomisi olumsuz etkilenecek ve bu durum küresel ekonomide de zincirleme sonuçlar doğuracaktır. Ankara zirvesi yaklaşırken, NATO liderlerinin kaybedecek zamanı yok. Güvenlik, harcamalar ve diplomasi alanlarında ilerleme kaydederken transatlantik farklılıkları yönetmek, ittifakın bu jeopolitik belirsizlik çağından daha güçlü mü yoksa daha bölünmüş mü çıkacağını belirleyecektir.

* Luke Coffey, Hudson Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacıdır. X: @LukeDCoffey

Kaynak: https://www.eurasiareview.com/29012026-nato-must-be-ready-for-key-summit-in-pivotal-year-analysis/

SOSYAL MEDYA