“Ma’duma Setr Taalluk Etmez” IV: Badiou’da Dört Neye Tekabül Eder?

Matematik tek söylem olarak, ama belki de söylemin figürünü dört olarak tespit edecek araçlara sahip bir söylem olarak, ontolojiyle eşitliğini dile getirir. Ancak söylemsel olarak matematiğin de bir dörtleme teşkil etmediği anlamına gelmez bu. Badiou, başka yerlerde de yeri geldiğinde bağlamına uygun olarak yeniden tanımlar[xxi], ancak Varlık ve Oluş'ta bu dörtleme, daha çok ilk ikisinin sofistlik ve doğruluk gibi bir bölünmesi olmak, yani hep bir ikilik içinde görünmek kaydıyla, bilgi, hakikat ve gerçek arasında teşkil eder. Bu üçünü tamamlayan dördüncü ise öznedir.
Ekim 19, 2026
image_print

Doğrusu Badiou’nun ontolojinin ötesinde tanımlamaya çalıştığı olayı sayma biçimi ile ontolojiyi sayma biçimi arasında her zaman geçirgenlik olmadığı söylenebilir. Bunun başka bir ifadesi, Badiou’nun projesinin arkitektonik olmamasıdır. Badiou, özellikle spekülatif olmayı seçer. Ancak spekülatifliği, spekülatif felsefesiyle sistem kuran Hegel’inki gibi de değildir. Badiou’nun felsefesinin nasıl hareket ettiğini kurgulamak bu anlamda hayli zordur. Bu durum sanki Badiou’nun ontolojisini yasladığı veya bizzat ontoloji olduğu öne sürdüğü küme kuramının aksiyomlarının mahiyetinden kaynaklanmış gibi görünür. Lakin Badiou matheme haline getirdiği veya biçimselleştirdiği aksiyomları bile söylemleştirir. Bu anlamda Badiou’nun ontoloji rejimi ile olaya dayalı hakikat rejimi, belli noktalarda, özellikle Badiou’nun ontoloji=matematik anlayışına uygun olarak küme kuramının belli aksiyomları açısından buluşsa da veya Badiou hakikat rejimini de küme kuramı aksiyomlarıyla inşa etmeye çalışsa da, her zaman[i] örtüşmez.

Zaten Badiou da belli buluşmalara rağmen bu örtüşmemeyi ontolojinin olayı yasakladığını, yani ontolojide olaya yer olmadığını belirterek onaylar:  “Ontoloji, kendilerine ait olan çoklukların varlığına veya aksiyomatikleri içinde kümeler olarak bir gibi sayılmalarına izin vermez. Olayın kabul edilebilir ontolojik kalıbı yoktur”.[ii] Bu anlamda küme kuramının aksiyomları, doğaları itibarıyla, (belki, ama sadece belki, Varlık ve Olay‘ın üçüncüsü Hakikatlerin İçkinliği‘ndeki bütün küme kuramı aksiyomlarının toplamının varsaydığı bir hali işaret eden, ancak kendisi bizzat küme olmayan, başka şeyler yanında mutlak’ın da işareti olan V hariç) herhangi bir sistemleştirmeye veya kalıba girmeye uygun değildir. Ancak söylem öyle değildir. Söylemin bir figürü olsa da ve bu figür dört olsa da, söylem gezgindir. Hatta denebilir ki küme kuramına uygun argüman, doğrusal değil, diagonaldir.

Tam da bu nedenle ontolojinin konusu olan varlık ile hakikatin konusu olan olayın bir metaontolojide birlikte okunması gerektiğini düşünen Badiou’nun ontoloji olarak matematik ile söylem olarak matematik arasında da bir ayrım yaptığını hatırlatmak önemlidir. Elbette ontoloji=matematiktir ve bu Badiou’nun ontolojik tasavvurunun merkezini oluşturur. Ancak bu şu anlama gelir: Küme kuramının öngördüğü bir aksiyom, ister istemez, kendiliğinden ontolojiktir, tıpkı matematikteki kategori kuramının, ister istemez, ilki kadar çok aşikar olmasa da, kendiliğinden mantıksal olması gibi.[iii] Yani matematik belli matheme‘lerle dile getirilebilir olmakla, düşünce ile varlığı buluşturan en kendiliğinden sözdür. Ancak bu kendiliğindenliğin ötesinde, matematik aynı zamanda ontolojinin bir söylemi, aslında ontolojinin tek söylemidir: “Bütün rasyonel düşünce tarihi, bana, matematiğin, nesnesiz bir oyun olmaktan ziyade, yasasının olağanüstü ağırlığını ontolojinin söylemini desteklemeye bağlı olmasından aldığı hipotezi varsayıldığında aydınlanmış göründü. Kantçı sorunun tersine çevrilmesiyle, artık mesele “Saf matematik nasıl mümkün?” sorusunu sormak ve transandantal bir özne sağolsun cevabını almak değildi. Aksine [mesele,] saf matematik varlığın bilimi olmakla, bir özne nasıl mümkündür [sorusudur]”.[iv] Bu anlamda küre kuramının aksiyomlarından elde edilen ontoloji ile bir söylem olarak matematiğin ontolojisi farklı düzeylere sahiptir: “Desteklediğim tez, varlığın matematiksel olduğunu, yani matematiksel nesnelliklerden teşkil olunduğunu hiçbir biçimde beyan etmez. Bu tez, dünya hakkında bir tez değildir, söylem hakkında bir tezdir. Matematiğin, bütün tarihsel oluşumu boyunca, varlık olarak varlığın ifade edilebildiği şeyi bildirdiğini beyan eder”. Bu anlamıyla matematik, “ne hakkında konuştuğunu mutlak olarak ‘bilen’ tek söylemdir: haddi zatında, bu bilginin matematik-içi anlamda yansıtılmasına hiç ihtiyaç olmamasına rağmen, varlık”.[v]

Tam da bu ontoloji=matematik ile bir söylem olarak matematik arasındaki fark nedeniyle, dört‘le ilgili durum burada karşımıza bir soru olarak çıkar: Eğer söylemin figürü dört ise, matematiğin söylem halinde dört nasıl işler? Matematik ontolojinin tek söylemi olabilir mi gerçekten? Eğer öyleyse Badiou’nun, projesinin ana amacı olan Bir‘in hükümranlığından kurtulmuş bir ontoloji inşa ettiği nasıl iddia edilebilir?

Bu soru matematiğin bir olay ve ona sadakat içeren bir hakikat öngördüğünü kabul etmeyi gerekli kılar. Badiou’nun Georg Cantor’un küme kuramını icat etmesinden (tıpkı Pavlus’un İsa-Olayı gibi) “Cantor-olayı” diye bahsetmesi de bu gerekliliği işaret eder.[vi] Bu durumda bir söylem olarak matematikteki matematiksel ontoloji (matematik=ontoloji) de olayın bir hakikati olmayacak mıdır? Yani matematik=ontoloji kendi içinde Cantor-olayının içerdiği, ancak ona dayalı olarak inşa edilen olaydan bağımsız bir hakikat ve ona sadakat talep etmeyecek midir?

Dolayısıyla her matematik (söylemi) ontoloji olmalıdır. Matematikteki belli bir söylemin bir olay ve o olayın mahalli çerçevesinde oluşan hakikatine sadakat gereklidir. Badiou buna, çoğunlukla kendi yeniden tercüme ettiği şekilde tasarlasa da, Platonizm de der. Demek ki matematiğin ontolojiyle aynı şey olması, matematiğin Platoncu söylemidir. Öyleyse Cantor-olayından neşet eden, dolayısıyla bu olayın hakikatine sadakati öngören, ama bir söylem olarak matematikle de alakalı olan Platonizm nedir?

Badiou matematikte, hatta genel olarak (metaontolojik olarak) Platonizm söylemini benimsediğini beyan etse de bunu hiçbir zaman Pavlus’un (veya Pascal’ın, üzerinde durmayacağımız, ama projesinin belli aşamalarında önemli yerleri haiz bir Malebranche’ın ya da Kierkegaard’ın) Hristiyani söylemi veya hakikat ile ona sadakati çerçevesinde olduğu üzere, üzerinde dura dura ele almaz.

Şunu iddia etmek abartı olmayacaktır: Dört, Badiou’da söylem olarak neredeyse her tasnife sokulur; öyle ki beşli veya daha fazlalı bir tasnif Badiou’da neredeyse nadirattandır. Örneğin Badiou’nun kimi makalelerinin derlemesinden oluşan Sonsuz Düşünce‘de dört, felsefenin arzu boyutunun sayısıdır (veya söylemidir) ve “isyan, mantık, evrensellik ve risk”e karşılık gelir.[vii] Aynı kitapta hakikat hakkında “dört temel tez” sunulur (Heideggerci yapının hakikatinin geriye şiirden başka bir şey bırakmaması; Heidegger’i dışlayan analitik yapının önermeci yapısına kapılmadan Heideggerci yapının tersine çevrilmesi; bunun için hakikatin olayının ve ona sadakatinin “türeyimsel kudret” olarak tasarlanması ve hakikatin özünün düşünceye sunumunun bütün kategorilerinin olumsuz olduğunun benimsenmesi).[viii] Felsefe ve şiir arasındaki ilişkide de “dört kiplik” vardır.[ix] Felsefe ve sinema arasındaki ilişki “dört örnek”le açıklanır.[x] Bu dörtlemelere başka örnekler de eklenebilir: Örneğin, ama sadece örneğin, “hakikat vardır” sorununun tarihinin “dört evresi” vardır: Grek çağı, Descartes çağı, Fransız devrimi ve Hegel çağı, varlık meselesinin politik hakikat figürü bağlamında tartışıldığı “dördüncü çağ” (yani, denebilirse, Badiou çağı).[xi]

Ancak Baidou bir söylem olarak matematiği net bir biçimde söylemin figürü olan dört ile ilişkiye sokmaz. Yani Cantor-olayının Pavluscu olay gibi dört söylemi ve söylemsel adresi olan üçlü yapısı yok gibidir. Üstelik böyle bir değerlendirme ihtiyacını karşılayabildiği söylenebilecek bir yerde matematiği söylemin figürü olan dört‘le ve Platonizmi de içerecek bir biçimde ele alırken, matematik söylem kendi içinde bölünür. Ancak öncelikle söylemden ziyade matematik ile felsefe arasında (tıpkı Adorno’nun, sonrasında da Edward Said’in müzikle ilgili olarak yaptığı “son dönem üslubu” çözümlemelerinde olduğu gibi) üslup açısından yapılmış bir tasnifin içinden gelişen bir bölünmedir bu.

Buna göre matematikle felsefe arasındaki ilişkide öncelikle “küçük üslup” ve “büyük üslup” farkı vardır. “Küçük üslup”, felsefe karşısında matematiğe “hizmetçi rolü” verir ve onun tek işlevinin, felsefi uzmanlaşmanın zaten tanımlı bir alanını daimileştirmeye yardım etmekten oluştuğunu varsayar. Lacancı dört söyleme göre akademinin söylemine denk gelen “küçük üslup”, matematiği dil ile mantığın değerlendirilmesi vasıtasıyla yürüyen belirli bir felsefi ilgi alanı olarak gördüğünden, gerilere doğru taşındığında, “skolastisizm”e denk gelir.[xii] İşte bu skolastik üslup içinde matematik ile felsefe arasındaki ilişkiyi bir dörtleme içinde kuran bir damar vardır. Küme kuramına bakışları açısından da ifade etmek gerekirse: Birincisi Platonistin tutumudur ve dilin sınırlarına karşı kayıtsız olan ve beşerin inşa edici kapasitelerini aşan kendiliklerin varlığını kabul eder (“Kümeler, zihinden bağımsız ideal kendilikler olarak gerçek bir varoluşa sahiptir”). İkincisi, nominalistin tutumudur ve sadece tikellerin şeffaf bir sentaktik biçimi ifa eden kanıtlanabilirliğini kabul eder (“Kümeler yalnızca lingüistik ifadeleri gerçekleştiren tikel kendilikler olarak vardır”). Üçüncüsü, kavramsalcının tutumudur ve bütün varoluşun etkin bir inşaya tabi olduğunu ileri sürer (“Kümeler zihinsel inşalar olarak vardır)”. Bu üçlünün yanında bir de “agnostik”in tutumu vardır ki bu dördüncü tutum, “fazlalık [supernumerary] tezidir: ‘Kümelerin var oluş tarzı hakkındaki sorunun verili teorik bağlam dışında hiçbir anlamı yoktur'”.[xiii]

Ancak Badiou, matematiğe dair küçük üsluptaki dörtlemenin söylemsel gücünü üsluba devrederek ilerler. Yani, bu dört tarzdan herhangi birisi değil, dördü de birden küçük üslubun kuşatıcılığı altındadır. Bunun nedeni de, küçük üslubun matematiğin nesnelerinin felsefi bir inceleme gerektirdiği varsayımıdır. Başka bir ifadeyle, küçük üsluptaki realist, lingüistik, inşacı veya göreceli olarak adlandırılabilecek dörtlü yaklaşım, matematiksel nesnelerin felsefi olarak incelenmesinin yollarıdır. Ancak o zaman Badiou kendisini nasıl Platoncu olarak görebilmektedir?

Badiou’nun büyük üslubu tasviri, matematiği felsefenin hizmetine sokan küçük üslubun aksine, “matematiğin felsefenin doğrudan aydınlanmasını” sağlayan bir üslup olmasına dayanır. Üstelik bu aydınlanma, “zorlama ve hatta şiddetli bir müdahale”yle yürütülür.[xiv] Lakin Badiou, “müdahale” mefhumunun da işaret edeceği üzere, bu üslubu, küçük üsluptaki gibi, bir sayma işlemi içinde ele almaz. Büyük üslupta küçük üsluptaki gibi dört farklı yönelim yoktur. Bunun yerine beş farklı örnek üzerinden müdahalenin nasıl gerçekleştiğini göstermeyi tercih eder. Başka bir ifadeyle, Pavlus’ta ve birazdan göreceğimiz üzere Pascal’da iş başında olan “müdahale”, Badiou’nun büyük üsluba atfettiği bir özeliktir; ancak farklı farklı örnekleri vardır. Bu beş büyük örnek, Descartes, Spinoza, Kant, Hegel ve Lautréamont’tan gelir. Descartes için matematik felsefedeki “kesinlik”in paradigmasını sağlar; Spinoza için “bilginin tarihsel kaderini” sunar ve bilmenin, evrensel ve mutlak olarak ikna olmak olmasını sağlar; Kant için “bilimin emin yolu”nu temin eder; Hegel için “spekülatif” felsefe de, matematik de “sonsuzluk” mefhumunu paylaşır. Adı pek bilinmeyen Lautréamont’a gelince, hem felsefe ve hem de şiir arasında kalan bir figür olarak, ama aynı zamanda Eski Ahit ile Masonik sembolizmi de kaynaştırarak, “hümanist insan kavrayışına doğrudan meydan okuyan bir tür tavizsiz sonsuzluk” bahşeder ve böylece “matematik ile insan zihni arasında hiç bir esastan uyum” olmadığı bir yolu açar: “Matematik, ‘o yüce hakikat’in disiplini ve katılığı, değişmezliği ve hayalidir”. Badiou’ya göre buradan matematiğin haddi zatında varlığı kaydettiğini (inscribe) söylemeye bir adım kalmıştır.[xv] Dolayısıyla Badiou kendisine Lautréamont’un asıl adı olan Isidore Ducasse’den mülhem “Ducasseci” ya da onun sonradan önce gotik edebiyatını, sonradan da sürrealistleri etkileyen Maldoror Şarkıları adlı mensur şiirinden mülhem “Maldoror oğlu” da diyebilir. Ama Platoncu demeyi tercih etmiştir, çünkü Plato da tam olarak aynı şeyi söylemektedir. Başka bir ifadeyle, Descartes için temel meseleleri kuşatmak için “mutlak kesinlik”; Spinoza için “Tanrı’nın idraki sevgisi”; Kant için inanç ile bilgi arasındaki ayrım çizgisi; Hegel için mutlak olanın öznesi olma demek olan matematik, Lautréamont için ise hümanist insanı biçimsizleştirmenin ve onun üstesinden gelmenin yolunu işaret eder. Bu da bir müdahale gerektirir ve Platon için “yeni bir siyaset yaratma”nın yolu olan matematiğe bir adım yaklaşmak demektir.

Yine de Badiou büyük üsluptaki herhangi bir tarzı kendi başına söylemselleştirmez. Yani, büyük üslubun söylemin figürü olan bir dört‘ü yoktur. Çünkü “her bir durumda, mesele, ‘sağlam [rigorous] matematik’e müteşekkir olma meselesidir. Mesele, felsefenin, Descartes’ten Lacan’a kadar olduğu gibi, aşkınlığa bağlı bir rasyonalizm; Spinoza’dan Deleuze’a kadar olduğu gibi, dirimselci içkincilik; Kant’tan Ricaouer’ya kadar olduğu gibi, dindarane eleştiri; Hegel’den Mao Zedong’a kadar olduğu gibi, mutlağın diyalektiği; ya da, Lautréamont’tan Nietzsche’ye kadar olduğu gibi, estetik yaratılışçılık [creationism] olarak kavranıp kavranmadığı meselesi değildir. Bu soykütüklerinin her birinin kurucuları için mesele hep şudur ki matematiğin soğuk radikalliği, altından geçmeye zorlanacağı dönüşümlere uygun düşünen bir özne işlenmesini [forge] sağlayan zorunlu talimdir [exercise]“.[xvi] Başka bir ifadeyle, nasıl ki bir demirci ham demiri işleyerek ortaya belli bir kalıba sokulmuş ürün çıkarıyorsa, matematik de düşünen öznenin nasıl olması gerektiğine kalıp verecek ve özneyi ona göre dönüştürecek bir tür demircidir.

Dolayısıyla Badiou, küçük üslupta sadece zihni aşan kendilikler olarak kabul gören Platonist tanımlamasını, genişleterek ve ona müdahaleci politik bir boyut katarak yeniden biçimlendirir. Bu anlamda Badiou, matematiğin bir söylem olarak teşkilini söylemin figürü olan dört üzerinden gerçekleştirmez. Ontoloji olarak matematik ile söylem olarak matematik arasındaki ayrım, aslında felsefe ile matematik arasındaki ilişkinin bir ayrımıdır ve bu nedenle sadece öznenin değil, felsefenin de kendisini matematiğe göre konumlandırmasını gerekli kılar. Badiou’nun bu anlamda düsturu “felsefe mantığa matematik yoluyla girmelidir, mantık yoluyla matematiğe değil” düsturudur. Her ne kadar büyük söylem içinde felsefeyi matematiğe göre biçimlendiren filozoflarda durum her zaman bu şekilde tecelli etmese de, Badiou büyük üsluptan metaontolojik olarak matematikselleştirilebilir bir olay mefhumuna uygun bir hakikat tarihi yazılabileceğini düşünür.[xvii]

Dolayısıyla felsefe aynı zamanda felsefenin de tarihi biçimini alır.[xviii] Bu hakikat tarihine göre “matematik bize olan ile ilgili olarak söylenmesi zorunlu olanı öğretir; orada olduğunu düşündüğümüz şeyle ilgili söylenmesine müsade edilen şeyi değil”.[xix] Yani, ister mantıkla ilişkisinde olsun, isterse de söylemsel olarak olsun felsefe, matematiğin ontoloji olduğunu kabul etmeli; ama bu kabulün de matematikte içkin olanı aşikar kılacak sonsuz bir süreklilik içinde açılacağını içerecek şekilde bir olay ve hakikat kapsayacağını araştırmaya koyulmalıdır. Felsefe şu hakikati kabul etmelidir: “Hakikat şudur ki matematiksel devrim -Greklerin döneminden beri matematikte her zaman içkin olanı aşikar hale getirme- henüz gelmemişti ve bir anlamda her zaman henüz gelmemiş olacaktır; çünkü bizler hala süreye [continium] uygun türden sonsuzluğun nasıl makul bir şekilde ‘zorlanacağı’nı bilmiyoruz”. Başka bir ifadeyle mutlak olanın makul bir şekilde nasıl kalıba gireceğini hala ve henüz bilmiyoruz. Ancak “Matematikle sonsuzun yakın olduğunu … biliyoruz”.[xx]

Bu anlamda matematik tek söylem olarak, ama belki de söylemin figürünü dört olarak tespit edecek araçlara sahip bir söylem olarak, ontolojiyle eşitliğini dile getirir. Ancak söylemsel olarak matematiğin de bir dörtleme teşkil etmediği anlamına gelmez bu. Badiou, başka yerlerde de yeri geldiğinde bağlamına uygun olarak yeniden tanımlar[xxi], ancak Varlık ve Oluş‘ta bu dörtleme, daha çok ilk ikisinin sofistlik ve doğruluk gibi bir bölünmesi olmak, yani hep bir ikilik içinde görünmek kaydıyla, bilgi, hakikat ve gerçek arasında teşkil eder. Bu üçünü tamamlayan dördüncü ise öznedir. Ancak özne Pavlus’taki mistik söylem gibi hakikat adına geri çekilir ve hakikatin sonsuzluğunu (yani, “gerçek”i; Badiou’nun “Matematiğin tarihselciliği sonsuzun emeğinden, onun süregiden ve varsayılamaz yeniden serimlenmesinden başka bir şey değildir. Bir devrim, ister Fransız isterse de Bolşevik olsun, gerçeğini sunsa da, biçimsel özgürleşim kavramını tüketemez”[xxii] diyerek Lacancı hep olumsuz niteliğiyle tanımlanabilen, nihayette ulaşılamaz olan ve her türlü imgesel veya simgesel alana çekilde de, nihayette geride hep kendi çekirdeğinden bir şeyler bırakan, hep eksik kalan bir gerçek yerine, hala ya da henüz ulaşılamaz olsa da, ileride ulaşılabilecek (belki de mesiyanik) bir hedef olarak beliren matematiksel bir “gerçek”i) adlandıran olarak belirse de yerine hep hakikate bırakır (yani dört, üç‘e döner). Burada bizi şimdilik ilgilendiren şey, söylemsel olarak matematiğin içindeki dört‘ün, Pavlus’taki gibi evrensellik içerecek bir Hristiyan söylemi üretimi olmadığından ve dolayısıyla karşısına başka söylemleri almak zorunda kalmadığından, hep matematik içre gerçekleşmesidir.

 

Notlar:

[i]Burada “her zaman” ifadesi Badiou’nun ontoloji anlayışı bakımından yanlış görülebilir. Çünkü Badiou’nun metaontolojisinde olaya yer varsa da ontoloji=matemtaik denklemi olayı içermez. Ancak burada bir söylem olarak matematikten söz ettiğimizden “her zaman” ifadesini yine de geçerliliğini sürdürecektir; çünkü matematiğin söylemi ontolojisinin söylemi değildir.

[ii]Badiou, Being and Event, s. 199.

[iii]Badiou, Varlık ve Olay projesinin ikinci cildini teşkil eden Dünyaların Mantığı‘nda matematikteki haliyle kategori kuramını kullanır. Ancak ilginç olan husus şudur ki bunu ontolojide küme kuramını kullanması kadar açık etmez. Bu ancak Badiou’nun Dünyaların Mantığı‘nda ilişkisel bir çözümleme yapmasından anlaşılır. Başka bir deyişle, küme kuramı, temelde ait olma (ya da elemanı olma) açısından gelişirken, kısmen küme kuramına da dayanan kategori kuramı temelde ilişki açısından gelişir. Bu konuda bkz., William Watkin, Badiou and Communicable Worlds: A Critical Introduction to Logics of Worlds, (Bloomsbury, Londra: 2021), s. 7-27. Aslında Badiou, kategori kutamını matematik üzerine daha önceki bir kitabında, Dünyaların Mantığı‘nda da ele alacağı “transandantal”ı izah etmek için zaten kullanmıştı. Bkz., Alain Badiou, Mathematics of the Transcendental, der. ve çev. A. J. Bartlett ve Alex Ling, (Bloomsbury, Londra: 2014). Bu kitap, Baidou’nun 1998’de verdiği seminerlere dayanır.

[iv]Badiou, Being and Event, s. 6.

[v]Badiou, Being and Event, s. 8-9; italik eklendi.

[vi]Badiou, Logics of Worlds, s. Liii: “Sanırım, tıpkı Varlık ve Olay‘ın hakikatler ontolojisini Cantor-olayının ve matematiksel çokluk kuramının altına yerleştirerek muazzam ölçüde dönüştürmesi gibi, Dünyaların Mantığı‘nın da transandantal ile empirik olanın eklemlenmesini Grothendieck-olayı (ya da Eilenberg veya Mac Lane yahut Lawvere… olayı) ve mantıksal deste (sheaf) kuramı altına yerleştirerek muzzam ölçüde dönüştürdüğünü söyleyebilirim”.

[vii]Felsefe(nin) arzusunun bu dört unsuru, felsefi yönelim olarak analitik, hermenetik ve postmodern olarak üçe, her yönelimin ortak temel aksiyomu olarak da “hakikat metafiziğinin imkansızlığı” ile dilin anlam sorununun yönelimin temel mercii olması olarak ikiye, bu durum karşısında savunulabilecek tek konumun “kararlı bir üslubu, Descartes okulundaki gibi bir üslubu yeniden keşfetme” çabası olarak bir doğru geriler. Bkz., Alain Badiou, “Felsefe ve Arzu”, Sonsuz Düşünce içinde, çev. Işık Ergüden ve Tuncay Birkan, (Metis Yayınları, İstanbul: 2019), s. 11-25.

[viii]Alain Badiou, “Felsefe ve Hakikat”, Sonsuz Düşünce içinde, s. 27. Aynı makalede “olay”ın şeması da dörtlüdür. Bkz., s. 30.

[ix]Alain Badiou, “Felsefe ve Şiir”, Sonsuz Düşünce içinde, s. 57. Yine de Grek geleneği ile Heideggerci şiir anlayışı üçlü şema içinde kavranırken Badiou’nun Heidegger’i dördüncü bir ilişki icat etmemekle ve şair ile filozofu ne kaynaşmaya dayalı ve ne de mesafeli bir estetik icat etmeye yeltenmeden şiir ile felsefeyi aşırı kaynaştırmakla suçladığını ekleyelim. Bkz., s. 56-61.

[x]Alain Badiou, “Felsefe ve Sinema”, Sonsuz Düşünce içinde, s. 73.

[xi]Badiou, The One, s. 24-25. Varlık ve Olay‘da ise çağdaş durum gözetilerek yapılan çağ tasnifi değişiktir: (İlk ikisi  Grek ve Galileci, üçüncüsü ise “matematiksel rasyonalite” olarak) üçüncü bilim çağı, (birincisi Descartesci, ikincisi de, denebilirse, Cantorcu olmak üzere) ikinci Özne öğretisi çağı ve hakikat öğretisinde yeni bir çıkış çağı (birinci hakikat çağı). Bkz. Badiou, Being and Event, s. 3.

[xii]Alain Badiou, “Mathematics and Philosophy: The Grand Style and the Little Style”, Theoretical Writings içinde, s. 3-5.

[xiii]Badiou, “Mathematics and Philosophy: The Grand Style and the Little Style”, s. 6-7. Badiou bu tutumları küme kuramına dair bir çalışmanın sonund yer alan “felsefi mülahazalar” kısmına dayalı olarak yapar. Bkz., Abraham A. Fraenkel, Yehoshua Bar-Hillel ve Azriel Levy, Foundations of Set Theory, (Elsevier, Amsterdam: 1973), s. 332.

[xiv]Badiou, “Mathematics and Philosophy”, s. 8.

[xv]Badiou, “Mathematics and Philosophy”, s. 8-13.

[xvi]Badiou, “Mathematics and Philosophy”, s. 15; italik eklendi.

[xvii]Bu konuda Badiou’yu benzer bir tarihyazımına girişinlerle kıyaslamalı olarak ele alan gayet ufuk açıcı bir değerlendirme için bkz., Balibar, “‘The History of Truth'”, özellikle s. 16-22.

[xviii]Felsefenin felsefe tarihi olarak ele alınmasıyla, en azından Varlık ve Oluş‘un tasarlanması aşamasında başka bir dörtlemenin ortaya çıktığı da belirtilmelidir. Varlık ve Oluş‘u Descartes’in meditasyonları gibi meditasyonmlara ayıran Badiou, bunu büyük üsluba uygun bir matematik ve felsefe ilişkisi temelinde yaptığını belirtir. Böylece toplamda otuz yedi meditasyondan oluşan kitap, “her büyük kavram”ın, “peş peşe gelen üç düşüncede, üç biçimde” sunulduğu bir tasarım içerir. Bunlardan “bir tanesi katıksız felsefedir, başka biri sağlam matematiksel desteklere dayanmıştır, sonuncusu da büyük bir klaisk filozofun, hatta bir şairin (Hölderlin, Mallermé) yorumlanmasına sırtını vermiştir”. Aslında Badiou Varlık ve Oluş’un ilk nüshalarında bir dördüncünün de olduğu belirtir: İlk nüshalarda “siyasla kimliğe sahip dördüncü bir düşünce” daha vardır. Ancak daha sonra bundan vazgeçmiş ve dörtleme üçlemeye dönmüştür. Bunun nedeni, Badiou’nun Varlık ve Oluş‘la birlikte, en azından ontolojisini izah ederken, daha önceki Maocu kanıtlamalardan ya da “Spartaküs’ten Mao’ya uzanan ‘komünist değişmezler'”den vazgeçmesidir. Böylece politika, tıpkı Pavlus’taki mistik söylem gibi geri çekilir ve zaten matematiksel söylemin kanıtlamaya çalıştığı bir unsur olarak Dört‘ten Üç‘e geri çekilişin bir unsuru olarak kalır. Bkz., Alain Badiou, “Yeni Basıma Önsöz”, Model Kavramı içinde, çev. Alp Tümerketin, (İthaki Yayınları, İstanbul: 2015), s. 9-12. Bu kitap aslında Badiou’nun matematikle ya da matematikte politikadaki değişmezlerin yerini gösterir bir paradigma oluşturulabileceği varsayımına dayanır ve Varlık ve Olay sonrası çalışmalara nazaran, tıpkı Özne Teorisi gibi, daha politiktir. Yine de politikanın geri çekilmesinin, Badiou’daki Hristiyani damarı daha açığa çıkardığı söylenebilir.

[xix]Badiou, “Mathematics and Philosophy”, s. 16-17; italik aslında.

[xx]Badiou, “Mathematics and Philosophy”, s. 19.

[xxi]Lacan bağlamında bir örnek için bkz., Badiou, Lacan: Anti-philosophy 3, s. 146-148.

[xxii]Badiou, “Mathematics and Philosophy”, s. 20.

Ahmet Demirhan

Ahmet Demirhan: Ankara’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünü bitirdi. Konya Selçuk Üniversitesi Sosyoloji bölümünde Yüksek lisans ve Doktorasını tamamladı. Modernlik ve postmodernlik ekseninde teolojinin aldığı biçimler üzerine çeşitli derlemeler hazırladı. halen batı da vatan fikrinin gelişimi ile doğu’da hakimiyet telakkilerinin teşekkülü üzerinde çalışıyor.
Bazı eserleri: Modernlik (2004), İslamcı ve Puriten (2012), Kuruluş sarmalından kurtulmak; Osmanlı ve hakimiyet telakkileri(2019), Göbeğini kaşıyan adamın psikanalizi (2019)adlı çalışmaları var.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA