Yapay Zekâ İşimi Elimden Aldı

Elbette yapay zekâ nedeniyle işinden olan ve çalıştığı kuruluşun insani misyonunun yerini net kârın aldığını gören tek kişi ben değilim. İnsan emeğinin yerine yapay zekâyı kullanan şirketlerin çoğunun kalite, ehemmiyet ve erişim bakımından gerileyeceğini düşünüyorum. Asgari sayıda çalışanla faaliyet gösteren, daha yüksek kâr marjlarına ve düşük genel giderlere sahip şirketler, sonunda ürün ve hizmetlerinin pazar payını kaybettiğini görecektir. Ülke orta sınıfının belkemiğini oluşturan sayısız muhasebeci, istatistikçi, analist, mühendis, programcı, tasarımcı, proje yöneticisi ve idari görevli kısa vadeli cüzi kârlar uğruna gelirlerinden, iş güvencelerinden, sağlık hizmetlerinden ve finansal güvenliklerinden mahrum bırakılacaktır.
Ekim 18, 2026
image_print

Emek Gücünün İşlevini Yitirdiği Bir Geleceğe Bakış

 

Bir tıp bilimi dergisinin kıdemli editörü olarak işim; makalelerin okunabilirliğini artırmak, yazarlarla uyumu yakalayan iletişimler kurmak, içerikle ilgili sorunları çözmek ve aylık sayıyı yayımlamak için üretim ekibiyle koordinasyon sağlamaktı. Bu, Francis Fukuyama’nın “sembolik manipülasyon içeren beyaz yakalı iş” olarak tanımladığı türden bir işti. Ancak aynı zamanda kişiler arası iletişim, ana dili kullanma becerisi, yaratıcı problem çözme ve Samuel Johnson’ın ifadesiyle “anlayışın dürüstlüğü ve ayırt etme inceliği” gibi insani becerileri de içeriyordu.

Yirmi yıllık görev sürem boyunca idari müdürle birlikte, New England Journal of Medicine dergisini örnek alarak yayının üretim kalitesini yükselttik. Çabalarımızın sonuç vermesi biraz zaman aldı ancak sonunda başarılı olduk. Dergi; hacim, tiraj, itibar ve sağlık profesyonelleri açısından taşıdığı ehemmiyet bakımından büyüdü. Takdir eden bir okur kitlesine yüksek kaliteli bir yayın sunmak bana başarı duygusu veriyordu. Ayrıca yararlı bir meslek sayesinde geçimimi sağlamak, özellikle kas-iskelet sistemi biliminin en güncel bulgularını klinik uygulamalara kazandırmak iyi hissettiriyordu.

Ardından, 2021’de derginin Yönetim Kurulu teknoloji meraklısı yeni bir idari müdür işe aldı. Kendisiyle yaptığımız ilk toplantılardan birinde, Singapur merkezli, yapay zekâ destekli bir yayıncılık platformu olan Straive’den teklif almamızı istedi. O dönemde bu durum bende herhangi bir alarm zili çaldırmadı çünkü derginin Yönetim Kurulu, onu işe alırken bize, on beş yılda geliştirilen ve derginin büyümesinde önemli rol oynayan üretim kapasitesini dış kaynak kullanımına devretme niyetlerinin olmadığına dair güvence vermişti.

Ancak teklif geldikten iki hafta sonra ve Mart 2022 sayısını tamamlamamızdan bir gün sonra, üretim ekibinin her bir üyesi Zoom toplantısına çağrıldı ve artık hizmetlerine ihtiyaç duyulmayacağı söylendi. Ben yirmi yıldır, üretim müdürü on beş yıldır, metin editörü on yıldır, mizanpaj ve grafik tasarımcısı ise beş yıldır oradaydı. Her birimize, gizlilik sözleşmesini imzalamamız ve yapay zekânın eğitilmesine yardımcı olmak için bir ay daha çalışmamız koşuluyla, yetersiz bir miktar olan 1.000 dolarlık kıdem tazminatı teklif edildi. Hepimiz bu 1.000 dolardan vazgeçtik, gizlilik sözleşmesini imzalamayı reddettik ve yapay zekânın eğitilmesine yardım etmemize ilişkin taleplerini geri çevirdik.

Yönetim Kurulunun bizi işten çıkarma gerekçesi açıktı: makineler insanlardan daha ucuzdu ve daha az zaman alıyordu. Ayrılırken, meslektaşlarıma ve bana, alınan kararın tamamen mali konularla ilgili olduğu, performansımızla bir ilgisi bulunmadığı yönünde bayatlamış beylik laflar edildi. Daha sonra, sürecin en kritik faktörünün; yeni icra direktörünün sözleşmesinde yer alan ve maliyet düşürmeye dayalı, daha yüksek kalitenin daha düşük harcamalar uğruna feda edilmesini teşvik eden bir prim sistemi olduğunu öğrendik.

İş arkadaşlarım başka akademik yayıncılarda iş bulmak için çırpındı. Daha iyi bir işe girebilen tek kişi, bir psikiyatri dergisinde kıdemli editör olarak işe başlayan metin editörüydü. Grafik tasarımcısı, en iyi yaptığı işe odaklanmak yerine, kendi ifadesiyle “her işten biraz” yaptığı akademik ders kitabı yayımlayan bir şirkette daha düşük ücretli bir işe girdi. Üretim müdürü, “sevmediği” bir işe girdi ve sonunda yine işten çıkarıldı. O günden beri geçici ve sözleşmeli işlerde çalışıyor.

Ben akademik yayıncılığa geri dönmedim. Bu alanda yirmi beş yıl geçirmiştim ve artık ayrılmak istiyordum. Erken emekli olmayı ve sade, tutumlu bir hayat sürmeyi seçtim: her gün dört ila altı saat yazmak, bahçede çalışmak, küçük şehrimde yürüyüşe çıkıp insanlarla sohbet etmek, evde tamirat işleri yapmak, eşim ve çocuğumla vakit geçirmek, okumak ve benzeri şeyler. Kulağa ne kadar pastoral gelirse gelsin, bu aslında sektörü ve beni meslektaşlarımla birlikte öğütücüye atan insanları reddetmenin bir yoluydu. Beni ve emeğimin mirasını aşağılayabilecek herhangi bir kuruluş için çalışmayı reddetmekti.

Derginin artık iki çalışanı var: bir idari müdür ve bir reklam yöneticisi. İdari asistan bir süre daha kaldı, ancak boş ofis ve ağır iş yükü bunaltıcı hâle gelince o da ayrıldı. Yapay zekânın tetiklediği işten çıkarmaların pek çok iş yerini benzer şekilde ıssız bırakacağını; geride kalan çalışanların ise yalnızca insanların yetkin bir şekilde yerine getirebileceği çok sayıdaki görevle baş başa kalacağını düşünüyorum. 1990’ların başında, ekonomik durgunluk dönemindeki kurumsal işten çıkarmaların yaşandığı günlerde geçici bir çalışan olarak, yeniden yapılandırılmış ve küçülmeye gitmiş pek çok ofise girdim. Ortamlar; güvensizlik, kızgınlık ve düşük moral nedeniyle çoğu zaman zehirli bir hâldeydi. Yapay zekâ ile yeniden yapılandırılmış iş yerlerinin de buna benzer manzaralar; öfkeli, korku dolu ve geçici işçilerle birlikte aşırı çalıştırılan birkaç çalışanın, neredeyse boşalmış bir ofis katında mutsuz bir şekilde bir köşeye sinip kaldığı bir tablo sunacağını tahmin edebiliyorum.  İşten çıkarıldıktan sonra hemen kalıcı bir iş bulamayanlar, büyük olasılıkla geçici ve serbest çalışma ekonomilerinin kurbanı olacaklardır. Mali istikrardan, sağlık sigortasından, ücretli hastalık izninden ve yasal korumalardan-özgüven ve öz saygıdan bahsetmiyorum bile-yoksun kalanların birçoğu saygın bir yoksulluğa düşecektir.

Yapay zekânın benim ve iş arkadaşlarımın yerini almasından iki yıl sonra dergi basılı yayını bıraktı. Görev yaptığım dönemde okur anketleri, abonelerin üçte birinden fazlasının basılı formatı tercih ettiğini göstermişti. Basılı sayı başlıca ürünümüzdü; çabalarımızın temel odağını oluşturuyor ve dijital baskıya örnek teşkil ediyordu. Basılı yayın, okurlara güzel tasarlanmış ve basılmış bir cildi ellerinde tutma, ağır ağır okuma, dikkatleri dağılmadan metin üzerinde düşünme ve yeniden okuma için duraklama lüksü sunuyordu. Basım ve posta işlemlerinden vazgeçilmesinin, her zaman oldukça istikrarlı seyreden basılı materyal talebinin yetersizliğinden kaynaklandığını sanmıyorum; bu, yöneticilerin ceplerini biraz daha fazla doldurmalarını sağlamak için yapılmış bir hamleydi!

Geçenlerde, ticaretin ve içerik sunumunun birincil kanalı olan web sitesinin “oldukça kötü durumda” olduğunu söyleyen üretim müdürüyle görüştüm. Makalelere şöyle bir göz attığımda, bir insan editör tarafından kolaylıkla fark edilebilecek çok sayıda kullanım hatası ve belirsizliğin yanı sıra, içeriğin değerini düşüren bolca basmakalıp ifade, zorlama kelime oyunları ve dil bilgisi yanlışları olduğunu gördüm. Benim dönemimde olsa grafik sanatçımız tarafından genel tasarıma uyacak şekilde yeniden düzenlenecek ve doğruluğundan emin olmak için ham verilerle karşılaştırılarak kontrol edilecek olan şekil ve grafikler, yazarın orijinal metninden doğrudan kopyalanıp yapıştırılmıştı. Bunların, metinde aktarılan bulguları ne derece doğru yansıttığını kim bilebilir ki? Kısacası bu dergi artık; kalitesini, bilimsel dürüstlüğünü ve okuyucu kitlesi için taşıdığı anlamı güvence altına alan insani niyet ve özenin bulunduğu dönemdeki halinden geriye kalan bir gölgeden ibaretti.

Derginin internet sitesindeki bilgilere göre abone sayısı, insan çalışanların görev yaptığı döneme kıyasla dörtte bir oranında azalmıştı. İçindekiler bölümünde artık eskisinin yarısı kadar makale bulunuyor. Derginin 2020-2024 yıllarına ait IRS Form 990 (Return of Organization Exempt from Income Tax/Gelir Vergisinden Muaf Kuruluş Beyannamesi) belgeleri, brüt gelirinin 1,7 milyon dolardan 1,5 milyon dolara düştüğünü, ancak net karının 28.000 dolardan 328.000 dolara yükseldiğini gösteriyor. Bu net kar ilk bakışta iyi görünebilir ancak sadece brüt gelirdeki düşüşü aşacak ölçüde derin harcama kesintileri yapılmasının sonucudur. Dergi; üretim kalitesini, abonelik gelirlerini ve tirajını düşürme pahasına, insanlardan oluşan bir üretim ekibinin maliyetine denk gelen miktarı tasarruf etti. Daha da kötüsü, kâr amacı gütmeyen bir kuruluş için çok da önemli olmaması gereken net kâr, derginin temel misyonunu azaltma pahasına elde edildi: bu temel misyon araştırma bulgularını mümkün olduğunca çok sayıda sağlık profesyoneline ulaştırmak ve böylece klinik uygulamaları ve hasta sonuçlarını iyileştirmekti.

Elbette yapay zekâ nedeniyle işinden olan ve çalıştığı kuruluşun insani misyonunun yerini net kârın aldığını gören tek kişi ben değilim. İnsan emeğinin yerine yapay zekâyı kullanan şirketlerin çoğunun kalite, ehemmiyet ve erişim bakımından gerileyeceğini düşünüyorum. Asgari sayıda çalışanla faaliyet gösteren, daha yüksek kâr marjlarına ve düşük genel giderlere sahip şirketler, sonunda ürün ve hizmetlerinin pazar payını kaybettiğini görecektir. Ülke orta sınıfının belkemiğini oluşturan sayısız muhasebeci, istatistikçi, analist, mühendis, programcı, tasarımcı, proje yöneticisi ve idari görevli kısa vadeli cüzi kârlar uğruna gelirlerinden, iş güvencelerinden, sağlık hizmetlerinden ve finansal güvenliklerinden mahrum bırakılacaktır.

İşten çıkarılan bu çalışanların, kendi hayatları üzerindeki kontrollerini kaybetmenin yarattığı öfke ve umutsuzluktan kurtulmaları zaman alacaktır. Ben bir yıl boyunca öfkeden köpürdüm, duvarlara bağırıp çağırdım ve üzerinde hiçbir kontrolüm olmayan bir şeyden intikam almak istedim. Öfkeli arınma dönemim, işten çıkarılmamdan hemen önce bir deftere yazdığım bir şeyi bulduğumda sona erdi: benim için ideal bir günü oluşturacak etkinliklerin kısa bir listesi. Dergideki mutsuz son günlerimde, temel ihtiyaçlarımı karşılayacak ve sağlıklı, anlamlı bir hayat sürmemi sağlayacak bir gün tasarlamıştım. Mevcut imkânlarımla tekrarlanabilir ve gerçekleştirilebilir bir gün. Bu notu yeniden okurken, işten çıkarıldıktan sonra zaten ideal günümü yaşadığımı fark ettim. O andan itibaren, yaşadığım hayata karşı duyduğum minnettarlık, kızgınlığımdan daha ağır bastı.

Hâlâ dergide çalıştığıma dair rüyalar görüyorum; ekransız bir klavyenin tuşlarına çılgınca basıyorum ve neler olup bittiğini hiç anlamıyorum. Bu rüyalardan uyandığımda gerçekten bulunduğum yerde olduğumu görmek beni her zaman rahatlatıyor. Yapay zekânın temsil ettiği Faustvari pazarlığa ve bunun yüzünden çoğumuzun yaşayacağı sıkıntılara rağmen anlamlı bir hayatın hâlâ mümkün olduğunu bilmek beni rahatlatıyor.

 

*Jan DiVincenzo, Kuzey Kaliforniya’da serbest yazar olarak çalışmaktadır.

 

Kaynak: https://www.persuasion.community/p/i-lost-my-job-to-ai

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA