Kalıcı Olarak Geçici: Ürdün’deki Suriyeli Mülteciler

Bağışçılar mali desteklerini (Ürdün'de kalan, Suriye'ye dönen ya da tamamlayıcı hareketlilikten yararlanan mülteciler için) örneğin çalışma izinleri, sosyal güvenlik borçları ve yeniden giriş ile kimlik belgeleri konusunda idari yüklerin somut olarak hafifletilmesi koşuluna bağlamalı. Bağışçılar bunları Ürdün hükümetinden talep etmeli.
image_print

Geri dönüş baskısı ile tıkanan uyum arasında

Ürdün örneği, uzun süreli yerinden edilme durumlarında kalıcı çözümlere ulaşmak için uluslararası desteğin ve mülteci kabul etme isteğinin yetmediğini gösteriyor. Görece elverişli koşullara rağmen ülkede yaşayan Suriyeli mültecilerin çoğunun önünde görünür bir uzun vadeli gelecek yok. Ürdün hükümetinin çıkarlarıyla uluslararası bağışçıların öncelikleri arasındaki etkileşim, bunun yerine mülteciler için sınırlı katılıma dayalı bir sistem doğurdu. Bu sistem pek çok Suriyelinin güvencesiz gündelik hayatını büyük ölçüde kendi başına düzenlemesine imkân tanıyor, ancak ne kayda değer haklar ne de bir gelecek sunuyor. Uluslararası kaynaklarla finanse edilen ve geçici ikamete göre kurgulanan bu ara düzenlemeler uzun süre işledi. Fakat yardım fonları azaldıkça ve geri dönüş beklentileri arttıkça giderek kırılganlaşıyor. Bu durum, Almanya gibi bağışçılar açısından şu soruyu gündeme getiriyor: Gönüllü geri dönüşün birçok kişi için gerçekçi olmadığı, üçüncü ülkeye yeniden yerleştirmenin nadir kaldığı ve yerel uyumun siyasi olarak tıkalı olduğu bir gelecekte destek nasıl yapılandırılabilir?

Aralık 2024’te Esed rejiminin düşmesi ve ardından gelen siyasi geçiş süreci, Suriyeli mültecilerin geleceğini bölgedeki başlıca ev sahibi ülkelerde yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Ürdün’de bu tartışma, uzun zamandır “uzun süreli” nitelemesini hak eden bir mülteci durumuyla aynı döneme denk geliyor. Ürdün 2011’den bu yana Suriye iç savaşından kaçan 900 binden fazla kişiye koruma sağladı. Eylül 2026 itibarıyla yaklaşık 330 bin Suriyeli Ürdün’de mülteci olarak kayıtlı bulunuyor ve bu kişiler yıllardır güvencesiz sosyal ve ekonomik koşullarda yaşıyor.

Ürdün hükümeti, ilk insani acil durumu karşılamak için uluslararası bağışçılarla iş birliği yaptı. Bölgesel Mülteci ve Dayanıklılık Planı (3RP) ve Ürdün Müdahale Planı (JRP) aracılığıyla ABD, Avrupa Birliği ve üye ülkeleri ile uluslararası finans kuruluşları insani yardımın yanı sıra eğitim, belediye altyapısı ve ekonomik kendine yeterlilik alanlarındaki programları finanse etti.

Ürdün böylece, Mülteciler Küresel Mutabakatı’nda (GCR) çerçevesi çizilen, uzun süreli yerinden edilme durumlarına daha kalkınma ve çözüm odaklı yaklaşımın bir modeli işlevi görüyor. Aynı zamanda ev sahipliği isteğinin, kayda değer bağışçı fonlarının ve kurumsallaşmış iş birliğinin bulunduğu yerde bile uluslararası desteğin sınırlarını ortaya koyuyor.

Ürdün’de kalıcı çözümler neden işlemiyor?

Suriye krizinin başlamasından on beş yıl, GCR’den ise neredeyse on yıl sonra, Ürdün’ün iddialı yaklaşımına rağmen Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (BMMYK) öngördüğü üç geleneksel kalıcı çözümün hiçbirinin uygulanabilir olmadığı netleşti. Üçüncü ülkeye yeniden yerleştirme marjinal düzeyde kalıyor, geri dönüş birçok durumda ne güvenli ne de arzu edilir, yerel uyum ise siyasi olarak tıkalı.

Kontenjanların sınırlı olması nedeniyle yeniden yerleştirme yalnızca özellikle kırılgan mülteciler için bir seçenek oldu. ABD gibi başlıca hedef ülkelerin katılımını fiilen geri çekmesinin ardından küresel yeniden yerleştirme sayıları dibe vurdu ve zaten zayıf olan yeniden yerleştirilme ihtimali daha da düştü.

İktidar değişimine rağmen Suriye’ye geri dönmek de birçok Suriyeli mülteci için cazip olmayan ve zor bir seçenek olmayı sürdürüyor. Yine de geri dönenlerin sayısı başlangıçta arttı (Aralık 2024 ile 2025 sonu arasında yaklaşık 200 bin), geri dönüş niyeti de öyle. BMMYK’nin Şubat 2025’te yaptığı bir ankete göre Ürdün’deki Suriyeli mültecilerin yüzde 40’ı sonraki on iki ay içinde geri dönmeyi planlıyordu. Ancak Haziran 2025’e gelindiğinde bu oran yalnızca yüzde 22’ye düştü. Başlıca engeller süregiden güvenlik kaygıları, konut eksikliği ve Suriye’deki sınırlı istihdam olanakları. Ürdün tarafında da hukuki ve ekonomik engeller var: Ürdün’deki pek çok Suriyeli hane, çoğu zaman yüksek kiralardan, sağlık harcamalarından veya çalışma izniyle ilgili ücretlerden kaynaklanan ve ülkeden ayrılmalarını zorlaştırabilecek borçları olduğunu bildiriyor. Kimlik belgesi sorunları ve mülkiyet anlaşmazlıkları durumu daha da karmaşık hâle getiriyor.

Bu nedenle Ürdün’deki mülteci durumunun gönüllü geri dönüşle çözülmesi olası görünmüyor. Ürdün hükümeti yine de bu çözüme bel bağlıyor ve uzmanlara göre gelecekte toplu zorla geri gönderme planı bulunmuyor.

Bağışçıların tercih ettiği, kapsamlı hak ve yükümlülükler içeren yerel uyum ise hiçbir zaman Ürdün hükümetinin planı olmadı. Ürdün, Cenevre Mülteci Sözleşmesi’ni imzalamadı. Bu nedenle Suriyelilerin koşulları kapsamlı bir ulusal sığınma mevzuatı olmaksızın, esas olarak idari düzenlemeler ve BMMYK ile iş birliği çerçevesinde belirleniyor.

Daha ileri gitme çabalarına rağmen Ürdün’deki uluslararası yardımın amacı bu yüzden kalıcı uyum değil, Suriyeli mültecilerin uzayan geçici kalışları boyunca “insanca bir yaşam” sürmelerini sağlamak oldu. Ürdün mültecileri gönüllü olarak kabul etmiş ve bağışçılar uzun yıllar boyunca oldukça cömert destek vermiş olsa da ortaya çıkan ara düzenlemeler güvencesiz kalıyor ve Ürdün’deki Suriyelilere ne kayda değer haklar ne de anlamlı bir gelecek sunuyor.

Siyasi bir uzlaşma olarak ara çözümler

Ürdün’deki mültecilerin süregiden arafta kalmışlığı, siyasi bir uzlaşmanın sonucu. Ürdün, geçici, denetlenebilir ve dışarıdan finanse edildiği sürece mültecilere sınırlı hukuki, sosyal ve ekonomik katılım hakkı tanıdı. Bağışçılar, kalıcı uyumu başarıyla savunamadan pragmatik ara çözümleri desteklediler. Mülteciler de ortaya çıkan hareket alanını gündelik hayatlarını sürdürmek için kullandı.

Bu durum, Ürdün hükümeti ile bağışçıların siyasi hedeflerinin birbirinden ayrışmasından kaynaklanıyor. Bu ayrışma, mültecilerin 2011’de gelmeye başlamasından bu yana var ve onlara yönelik muameleyi bugün de şekillendirmeye devam ediyor.

Ürdün hükümetinin mültecileri gönüllü olarak kabul edip uyumlarını reddetmesinin ardında birkaç etken yatıyor. Bunlar arasında, ülkenin tarihiyle ve sakinlerinin tahminen yarısı ile üçte ikisi arasındaki bir bölümünü oluşturan çok sayıda Filistinlinin vatandaşlığa alınmasıyla bağlantılı demografik ve kimliğe ilişkin hassasiyetler yer alıyor. Nedenleri arasında Ürdün ordusu ile Filistinli milisler arasındaki 1970-71 iç savaşının da bulunduğu bu çelişkili deneyim, Ürdün hükümetinin, başka büyük mülteci gruplarının kalıcı uyumu olarak yorumlanabilecek her türlü politikaya isteksiz yaklaşmasına katkıda bulunuyor. Zorlanan iş piyasası ve hükümetin Ürdünlüleri kıt iş imkânları için rekabetten koruma isteği de bunda rol oynuyor.

Öte yandan Suriyeli mülteciler, kısmen kültürel yakınlıklar sayesinde toplumda geniş ölçüde kabul gördü ve varlıkları, uluslararası destek beklentisiyle yakından ilişkilendirildi. Ürdün, kayda değer miktarda yardım ve yatırım seferber etmeyi başardı ve kırılgan Ürdünlülerle ev sahibi toplulukların da uluslararası programlardan yararlanmasını sağladı. Yardım kuruluşlarının bu yaklaşımı, normalde çok daha yoksul ev sahibi ülkelerde uygulanan, kalkınma odaklı mülteci politikasının iyi uygulamalarıyla örtüşüyor. Orta gelirli bir ülke olan Ürdün, uluslararası desteği kendi lehine kullanmayı başardı.

Batılı bağışçılar ise birbiriyle çatışan çıkarlar arasında yol bulmak zorunda kaldı. İnsani sıkıntıyı hafifletmenin yanı sıra Ürdün’deki mülteciler için uzun vadeli bir gelecek de oluşturmak istediler. Amaçları, birçok Avrupa hükümeti için siyasi açıdan sıcak patates olan Avrupa’ya ikincil göçü sınırlamak, bunu yaparken de kamplar ya da paralel yapılar aracılığıyla uzun vadeli insani yardım sağlamanın pahalı yolundan kaçınmaktı. Bu amaçla mülteciler için ülke içinde bir gelecek yaratmaya ve onların ekonomik kendine yeterliliğini desteklemeye çalıştılar. Bunun en belirgin yolu da yerel uyumdu. Ne var ki Avrupa’nın bölgesel istikrara ve düzensiz göçün azaltılmasına yönelik çıkarı, iş piyasasına serbest erişim gibi mülteciler lehine yapısal ve hukuki iyileştirmeler için Ürdün hükümetiyle açık bir çatışmayı göze alma, hatta yalnızca yardımı daha fazla koşula bağlama isteğini zayıflattı.

Mevcut durum: Uyum olmadan kalmak

Bu ara düzenlemeler, Suriyeli mültecilerin Ürdün’deki ikametlerini hukuki, sosyal ya da ekonomik olarak güvenceye almadan gündelik hayatlarını sürdürmelerine imkân tanıyan sınırlı katılım biçimleri olarak anlaşılabilir. Bunların birçoğunun yasal dayanağı yok; geri alınabilir, geçici, belirli sektörlerle sınırlı ve dış finansmana bağımlı olmaya devam ediyorlar. Acil durumu atlatmayı sağlıyorlar ama temeldeki güvencesizliği ve geleceksizliği gidermiyorlar, kalıcı çözüm sunmaları ise hiç söz konusu değil.

Ücretli iş: Güvencesiz, geçici, çoğu zaman kayıt dışı

Güvencesiz ve geçici düzenlemeler en çok ücretli istihdam alanında yaygınlaştı. Ürdün’ün iş piyasası yabancı işçilere büyük ölçüde kapalı. Ürdün hükümeti, Suriyeli mültecilerin kayıtlı istihdama erişimini esas olarak tarım, inşaat ve bazı hizmet sektörleri gibi alanlarda, çoğunlukla düşük vasıflı ve düşük ücretli birkaç işle sınırladı. Çalışma izni almanın idari engelleri ve maliyeti ile birçok mülteci hanesinde kısa vadeli, esnek geçim stratejilerinin büyük önem taşıması da kayıt dışı istihdamı besliyor. 2025’te çalışan Suriyeli mültecilerin yüzde 93’ünün çalışma izni yoktu.

2016’da başlatılan ve Ürdün Mutabakatı (Jordan Compact) olarak bilinen önemli bir reform girişimi sınırlı başarı elde etti. Ürdün’ün, Suriyeli mültecilerin belirli sektörlerde ve özel ekonomik bölgelerde çalışma iznine erişimini genişletme taahhüdü karşılığında uluslararası bağışçılar, hibeler ve düşük faizli krediler (Ürdün’ün orta gelirli ülke statüsüne rağmen) dahil ek fon ile ekonomi politikası teşvikleri sundu. Bu teşvikler arasında AB’ye yapılan ihracatta tercihli gümrük tarifelerine imkân tanıyan basitleştirilmiş AB menşe kuralları da vardı. Ürdün Mutabakatı’nın ekonomik açıdan kazan-kazan çözümlere geçişin habercisi olması amaçlanmıştı ve yüksek beklentilerle karşılandı. Teoride iş piyasasına erişimi genişletse de fiilen mevcut olan işlerin güvencesiz ve kayıt dışı niteliğini değiştirmek için pratikte pek bir şey yapmadı. Bunun önemli bir nedeni, yerel koşullara yeterince uyarlanmamış olmasıydı.

Son yıllarda Ürdün hükümeti, örneğin iş piyasası denetimini sıkılaştırarak kayıt dışı istihdamı daha sıkı düzenlemeye de başladı. Aynı dönemde, Ürdün Mutabakatı kapsamında Dünya Bankası gibi bağışçıların ortak finanse ettiği, Suriyeli mültecilere yönelik çalışma izni sübvansiyon programının süresi Temmuz 2024’te doldu. Bunun sonucunda kayıtlı istihdamın maliyeti belirgin biçimde arttı. Bu da işçiler ve işverenler için kayıt dışı sektöre yönelme teşvikini artırıyor.

Bu arada istihdamı kayıt altına alma çabaları, bazı mülteciler için yeni mali riskler doğurdu. Örneğin ankete katılan Suriyeli mültecilerin yüzde 22’si, Ürdün Sosyal Güvenlik Kurumu dahil Ürdün kurumlarına borcu olduğunu bildirdi. Yüksek primler ve daha da yüksek birikmiş borçlar, özellikle düşük ve istikrarsız gelire sahip olanlar için kayıtlı istihdamı cazip olmaktan çıkarabiliyor.

Ekonomik ve sosyal hayatta kalma stratejileri

Güvencesiz iş koşulları karşısında, insani yardım ve kalkınma kuruluşlarının yürüttüğü çalışma karşılığı nakit (cash-for-work) programları önemini koruyor. Bu programlar mültecilere kısa vadeli gelir, görece güvenli çalışma koşulları ve özellikle kadınlar için potansiyel olarak yeni sosyal ve mali fırsatlar sağlıyor. Öte yandan geçici nitelikteler ve nadiren güvenceli, uzun vadeli istihdama yol açıyorlar.

Ekonomik hayatta kalma çoğu durumda insani yardım, özel borçlanma ve sosyal ağların desteğinden oluşan kırılgan bir karışıma dayanıyor ve dış yardıma ağır biçimde bağımlı. Ürdün’deki Suriyeli mültecilerin üçte ikisi yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve birçoğu veresiye gıda almak, çocuk çalıştırmak ya da sağlık ve eğitim harcamalarını kısmak gibi olumsuz başa çıkma stratejilerine başvuruyor. Borç, gündelik hayatın temel bir unsuru. BMMYK’nin 2024 verilerine göre her on mülteci hanesinden dokuzu temel ihtiyaçlarını karşılamak için borçlanıyordu. Azalan yardımlar, artan hayat pahalılığı ve bölgesel istikrarsızlık bu baskıları daha da ağırlaştırıyor. Bu koşullarda kamplarda kalmak (ya da kamplara geri dönmek) da bir hayatta kalma stratejisi olabiliyor, çünkü en azından şimdilik uluslararası finansman orada asgari düzeyde hizmet ve altyapı sağlıyor. Bununla birlikte kayıtlı mültecilerin yüzde 81’i ev sahibi topluluklar içinde yaşıyor. Bu kişiler, daha kapsamlı bakım sunan ama bunun bedeli olarak sosyal ve ekonomik katılım için daha az fırsat tanıyan kamplardaki hayata kıyasla daha fazla bağımsızlığı tercih ediyor. Ancak bu stratejiler çoğu durumda yalnızca kısa vadeli güvence sağlıyor. Kampların gelecekteki finansmanı belirsiz ve hizmetler şimdiden azaltılmış durumda; tamamen kapatılmaları gerçek bir ihtimal.

Belge şart, uzun vadeli güvence yok

Ürdün vatandaşlığı almak, dolayısıyla tam uyum, Suriyeli mülteciler için gerçekçi bir seçenek değil. Vatandaşlık kanunu kısıtlayıcı; vatandaşlığa alınma siyasi olarak hassas ve pratikte büyük çoğunluk için ulaşılamaz.

Yine de Suriyeli mülteciler, yasal ikametlerini ve koruma statülerini kanıtlamak ve gündelik hizmetlere erişmek için BMMYK sığınmacı/mülteci belgesi ile İçişleri Bakanlığının verdiği hizmet kartı gibi belgelere ihtiyaç duyuyor. Bu belgeler örneğin çalışma izni başvurusu ve sübvanse edilen sağlık hizmetlerine erişim için gerekli olsa da sahiplerinin statüsü geçici kalıyor. Bunun yanı sıra özellikle doğum, evlilik ve ölüm belgeleriyle ilgili sorunlar; kimliği kanıtlamak, ücretli bir işte çalışmak, sağlık hizmetine erişmek ya da hareket serbestisini kullanmak önünde ek engeller oluşturabiliyor.

Eğitim: Sürekliliği olmayan kısmi uyum

Ürdün’ün sınırlı katılım politikası eğitim alanında da kendini gösteriyor. Ürdün, uluslararası bağışçıların kayda değer desteğiyle Suriyeli çocuklara ilk ve ortaöğretime ücretsiz erişim sağladı. Bu çoğu zaman normal okullarda ikili öğretim sistemiyle yapıldı; Suriyeli öğrenciler öğleden sonraki ikinci vardiyada ders gördü. 2024-25 öğretim yılında Suriyeli çocukların yüzde 80’inden fazlası okula gitti. Bu da kısmi sosyal katılımı kolaylaştırdı ve bir “kayıp kuşak” ortaya çıkmasını büyük ölçüde önledi. Ne var ki bu kısmi uyum biçimi çoğu zaman bir gelecek sunamıyor: Suriyeli öğrenciler ortaöğretime, mesleki eğitime ve yükseköğretime geçişte, kısmen bunların maliyeti nedeniyle ciddi engellerle karşılaşıyor. Bu güçlüklere sıklıkla kalabalık sınıflar, azaltılmış ders saatleri, destek hizmetlerinin eksikliği ile burslara, mesleki eğitime ve kayıtlı istihdama erişim yokluğu ekleniyor.

Baskı altındaki bir uzlaşma

Suriye’deki siyasi geçiş ve uluslararası finansmandaki keskin düşüş, uzlaşma olarak ortaya çıkan ara çözümleri yavaş yavaş aşındırıyor. Washington insani yardım ve kalkınma iş birliğine ayırdığı fonları büyük ölçüde kesti. Almanya gibi bağışçılar da desteklerini azaltıyor. 2025’te 3RP’nin Ürdün bölümünde yüzde 65’lik bir finansman açığı vardı.

Bu, Suriyeli mültecilerin Ürdün’deki kalışını bugüne kadar en çok istikrara kavuşturan araçları, yani insani yardımı, eğitim olanaklarını, çalışma karşılığı nakit programlarını ve kamplardaki hizmetleri zayıflatıyor. Kesintiler, mültecilere sağlanan koruma düzeyini düşürmenin yanı sıra bağışçıların Ürdün’den daha kapsamlı haklar, daha iyi istihdam olanakları ya da hareketlilik düzenlemeleri talep etme yönündeki siyasi etkisini de sınırlıyor.

Ürdün’ün, geri dönüşün orta ve uzun vadede mülteci durumunu önemli ölçüde hafifleteceği yönündeki beklentileri muhtemelen yalnızca kısmen karşılanacak. Ülke içindeki destek azalırsa, istihdam olanakları güvencesiz kalırsa ve ikamet koşulları daha kısıtlayıcı hâle gelirse geri dönüş kararlarının baskı altında verilme riski artıyor. Bu, gönüllü geri dönüş ilkesini zedelemenin yanı sıra Suriye’de yeni koruma riskleri, yeniden yerinden edilme ve toplumsal istikrarsızlık da yaratabilir. Ayrıca yeni Suriye hükümetinin ülke içinde yerinden edilmiş kişilere yönelik kampları 2027’ye kadar kapatma planlarını da zorlaştırıyor.

Ürdün ile uluslararası bağışçılar arasında çok sayıda ara düzenleme üzerinden işleyen uzlaşma uzun süre işe yaradı, ancak yeterince çözüm odaklı değildi. Azalan finansman ve Suriye’ye geri dönüşe ilişkin artan beklentilerin baskısı altında, mültecilerin yoksulluğa, borca ve geleceksizliğe daha da itilme riski büyüyor.

Bundan sonra ne olacak?

Ürdün örneği, uluslararası bağışçılarla yakın iş birliği yapan ve onlara bağımlı olan, görece cömert ve misafirperver bir ülkede bile uzun süreli mülteci durumlarında kalıcı çözümler için alanın ne kadar dar olduğunu açıkça gösteriyor. Bağışçılar için soru şu: Ürdün deneyiminden ne öğrenilebilir ve hâlâ hangi seçenekler var?

Deneyimden ders çıkarmak

Belirli kavramsal, siyasi ya da teknik güçlüklerle karşı karşıya kalan bazı alanlarda çok az ilerleme kaydedildi. Geriye dönüp bakıldığında buralarda iyileştirme önerileri açıkça görülüyor.

Birinci nokta, bağışçıların mülteci politikalarının dili ve hedefleriyle ilgili. Kalıcı çözümlere yapılan atıf normatif açıdan önemini korusa da sahadaki siyasi gerçeklikler üzerinde çok sınırlı bir etkisi oldu. Her şeyden önce yerel uyum, hem bir terim hem bir kavram olarak Ürdün hükümetinin kesin reddiyle karşılaştı. Bu durum geçici, duruma özgü ara çözümlere yol açtı; ama aynı zamanda çatışan hedefleri örten ve ara çözümlerin aceleyle ilerleme olarak yorumlanmasına davetiye çıkaran uzlaşma terimlerine de. Burada bağışçıların hedef ve çıkarlarında daha şeffaf ve dürüst bir yaklaşım, sorunlara ilişkin farkındalığı artırmak ve izlenen yolu yeniden düşünüp değiştirebilmek için arzu edilirdi.

İkincisi, Ürdün Mutabakatı çıkar temelli, kazan-kazan yaklaşımların sınırlarını ortaya koydu. Ürdün ile (Avrupalı) bağışçıların çıkarlarını uyumlu hâle getirme niyeti siyasi açıdan yenilikçi ve umut verici olsa da çalışma izinlerinin, ekonomik teşviklerin ve ticari ayrıcalıkların istihdamı, kalkınmayı ve mülteci korumasını destekleyeceği beklentisi fazla iddialı çıktı. Mutabakat iş piyasasına kayıtlı erişimin genişlemesine yardımcı olsa da temel sorunlar çözümsüz kaldı. Suriyeli işçilerin, kendileri için pek kazançlı olmayan fabrika işlerine talebi düşük kaldı. Bunun bir nedeni, fabrikaların çoğu zaman uzak yerlerde olması ve birçok kişinin yalnızca tarımda ya da hizmet sektöründe deneyim sahibi olmasıydı. Çalışma izinleri pahalı ve elde edilmesi zor olmayı sürdürdü. Suriyeli mültecilerin göçmen işçi olarak ekonomik potansiyelinden yararlanma planı tutmasa da Mutabakat, çıkar temelli uzlaşmaların mümkün olduğunu gösterdiği için öğretici olmayı sürdürüyor. Hedeflenen istihdam ve koruma sonuçlarına ulaşmak, Ürdün’ün tekstil sektöründeki ve Suriyeli kadınların iş gücüne katılımına ilişkin engeller gibi yapısal ve kültürel engelleri gidermeye yönelik adımlar gerektirirdi. Paydaşların ve uzmanlıklarının daha kapsamlı biçimde sürece dahil edilmesi bunu sağlayabilirdi.

Üçüncü ders, 2016 Dünya İnsani Zirvesi’nden sonra popülerliği hızla artan köklü bir insani yardım aracı olan “çalışma karşılığı nakit” ile ilgili. Bu araç Ürdün’de yaygın biçimde ve geçmişten farklı olarak kalkınma odaklı amaçlarla da kullanıldı. Kısa vadeli güçlü yanları tartışmasız: Çalışma karşılığı nakit, ihtiyaç sahiplerinin hızla yardım almasını sağlarken toplumsal kaynaşmaya ve altyapıya da katkıda bulunuyor. Ancak bu son katkı, genel olarak istihdam etkileri gibi, abartılmamalı. Çalışma karşılığı nakit kısa vadeli istikrar sağlamanın ötesine geçecekse beceri eğitimine, belgelendirmeye, takip eden fırsatlara ve kayıtlı istihdam yollarına daha sıkı bağlanmalı ve nihayetinde kendini gereksiz kılmalı. Aracın yoksullukla mücadeledeki başarısı da büyük ölçüde ödeme düzeyine bağlı. Aksi hâlde insani acil durumlara müdahalede işe yarıyor, ama daha geniş etkisi sınırlı kalıyor.

Dördüncüsü, koşulluluk sorusu gündeme geliyor. Avrupalı ve diğer bağışçılar, dış yardıma ağır biçimde bağımlı Ürdün üzerinde mali kaldıraca sahip olsalar da bunu Suriyeli mülteciler için daha kapsamlı haklar, Ürdün, Suriye ve üçüncü ülkeler arasında hareketlilik olanakları ya da daha uzun vadeli bir gelecek sağlamak için yalnızca sınırlı ölçüde kullandılar. Ürdün hükümetinin hangi tavizleri vermeye hazır olabileceği belirsizliğini korusa da ikincil göç riski, görünüşe göre Avrupalı bağışçıları Suriyeli mülteciler için daha iyi bir gelecek elde etmeye yönelik ciddi her girişimden caydırdı. Geriye dönüp bakıldığında daha fazla cesaretin belirleyici bir fark yaratıp yaratmayacağını söylemek imkânsız. Açık olan şu ki ara düzenlemeler, ikamet statüsünü çevreleyen temel belirsizliği ortadan kaldırmadan kayda değer mali kaynakları bağladı.

Eylem önerileri

Almanya ve AB gibi bağışçıların gelecekteki çalışmaları için hangi dersler çıkarılabilir? Siyasi ve mali hareket alanı daralmaya devam etse de yerinden edilme krizini ele alırken kalıcı çözümler vazgeçilmez olmayı sürdürüyor. Bu da Ürdün’deki uluslararası desteğin dikkatle önceliklendirilmesini daha da önemli kılıyor.

Temel ihtiyaçlar ve koruma: Alman hükümeti, yerel uyum tıkalı kalsa bile mültecilerin Ürdün’de insanca yaşayabilmeleri için temel hizmetlerin ve korumanın sürdürülmesine yardımcı olmalı. En kırılgan hanelerin, Suriye’de kaynakları, bağlantıları ve mal varlıkları olmadığı için geri dönmekte çoğu zaman en çok zorlananlar olduğu düşünüldüğünde bu daha da önemli. Desteğe yönelik yeni kesintiler yoksulluğu, borçluluğu ve olumsuz başa çıkma stratejilerini ağırlaştırır ve gönüllü olmayan geri dönüş kararlarının riskini artırır. Mülteciler Ürdün’ü, Suriye’de uygulanabilir bir gelecek gördükleri için değil, ekonomik nedenlerle kalmak imkânsız hâle geldiği için terk ederse bu, Suriye’nin istikrarını tehlikeye atma riski taşır.

Bir süreç olarak geri dönüş: Uluslararası bağışçılar ve yardım kuruluşları geri dönüşü bir süreç olarak desteklemeli. Güvenli ve onurlu geri dönüş; güvenilir bilgi, hukuki sonuçlar hakkında danışmanlık ve özellikle aşama aşama geri dönen haneler için resmîleştirilmiş “git-gör” ziyaretleri ile yeniden giriş olanakları gerektiriyor. Geri dönüş sürecinde koruma izlemesi ve idari destek hayati önem taşıyor. Geri dönen kadınların ve kadın reisli hanelerin korunmasına özel dikkat gösterilmeli. Geri dönenlerin Suriye’ye vardıklarında hukuki ve mülkiyet meselelerinde yardıma, konut ve iş bulma ile temel hizmetlere erişimde desteğe ihtiyacı var. Geri dönüş yardımı lojistik ve başlangıç desteğiyle sınırlı kalmamalı, yeni koruma risklerini ve yerinden edilmeyi önlemeye hizmet etmeli. Suriye’deki hâlâ kırılgan durum göz önüne alındığında Alman hükümeti, Almanya’dan geri dönüş yerine bölge içinden geri dönüşe verilecek desteğe de öncelik tanımalı.

Tamamlayıcı hareketlilik seçenekleri: Uluslararası bağışçılar, kendi yeniden yerleştirme programlarına (özellikle kırılgan mülteciler için) ek olarak ulusötesi ve bölgesel hareketlilik ile mültecilere yönelik eğitim ve öğretim yolları gibi tamamlayıcı hareketlilik seçeneklerini genişletmeli.

Ürdün ile Suriye arasında ulusötesi (iş gücü) hareketlilik olanakları teşvik edilmeli. Bu, çalışma izinleri ve sosyal güvenlik borçlarıyla ilgili idari ve mali engellerin kaldırılması ya da kimlik belgesi düzenlenmesi için pratik prosedürlerin oluşturulması yoluyla yapılabilir.

Suriyeli mültecilere yönelik mevcut eğitim programları, ulusötesi hareketliliğe (bölgenin ötesi dahil) katkıda bulunmak için başarılı eğitim geçişlerine ve düzenli göç yollarına daha güçlü biçimde yönelmeli. Bu nedenle bağışçılar, ilköğretimdeki başarılı çabaları ortaöğretimi, mesleki eğitimi ve yükseköğretimi de kapsayacak şekilde genişletmeli. Bu süreçte maliyet engellerini kaldırmalı, beceri gelişimini ve belgelendirmeyi desteklemeli, yeterliliklerin tanınmasını kolaylaştırmalılar. Alman hükümeti, Almanya’da ve AB’de burslar, eğitim ve öğrenim programları ile işe dayalı hareketlilik programları sunarak Ürdün’de edinilen eğitim yeterliliklerini Ürdün’de, Suriye’de ya da üçüncü ülkelerdeki düzenli iş gücü hareketliliği kanalları üzerinden ikincil göç ve eğitim için gerçekçi yollara bağlamaya yardımcı olabilir.

Bağışçılar mali desteklerini (Ürdün’de kalan, Suriye’ye dönen ya da tamamlayıcı hareketlilikten yararlanan mülteciler için) örneğin çalışma izinleri, sosyal güvenlik borçları ve yeniden giriş ile kimlik belgeleri konusunda idari yüklerin somut olarak hafifletilmesi koşuluna bağlamalı. Bağışçılar bunları Ürdün hükümetinden talep etmeli.

Almanya ve AB’nin en öncelikli hedefi, Suriyeli mültecilerin sınırlı katılımını yönetmekle yetinmek yerine koruma, güvenilir haklar ve düzenli hareketlilik seçenekleri aracılığıyla mültecilere gerçek bir gelecek ve uygulanabilir göç yolları sağlanmasını güvence altına almak olmalı.

*Nadine Biehler ve Dr. Amrei Meier, Küresel Meseleler Araştırma Grubunda araştırmacıdır. Bu değerlendirme, Federal Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Bakanlığının finanse ettiği “Değişen Küresel Düzende Göç ve Yerinden Edilme” projesi kapsamında yazılmıştır.

Kaynak: https://www.swp-berlin.org/en/publication/permanently-temporary-syrian-refugees-in-jordan