Kadim Bilgelik: Ben, Çocuklarım ve Rock ‘n’ Roll

Emekliliğimden hemen önce, 2018’de Florida’da annemi ziyaret ettiğimde aklımda bu düşünceler vardı. Annem bana yaşlı yetişkinlere yönelik aldığı bazı derslerden bahsetti. Bu dersleri sunan kuruluş Osher Lifelong Learning Institute (OLLI) idi. Bu ulusal kuruluş, ABD’nin dört bir yanında yerel üniversitelerle iş birliği yapan yerel şubeleri destekliyor. Öğretmenlerin hepsi bir konuda tutku sahibi gönüllülerdir. Ziyaretim sırasında beni bir yabancı film dersine götürdü ve dersi çok beğendim. İşte o zaman dank etti: Ben rock ‘n’ roll hakkında ders vermeliydim!
Aralık 6, 2025
image_print

Oğlunuzun ya da kızınızın rock ‘n’ roll arkadaşınız olması harika bir şeydir. Dinlediğimiz müzik ve yarattığımız anılar, tıpkı rock ‘n’ roll gibi asla ölmeyecek.

Benim gibi bir Baby Boomer’sanız (II. Dünya Savaşı sonrası nüfus patlaması kuşağı: 1946-1964 arası doğanlar), ergenlik yıllarınızı rock ‘n’ roll’un altın çağı olarak görmekten kendinizi alamazsınız. The Beatles, The Beach Boys, The Rolling Stones, Jimi Hendrix ve daha niceleri, biri diğerinden güzel şarkılar üretiyorlardı; bu müzikler, bugün hâlâ ilk duyduğumuz zamanki kadar taze geliyor. Rock ‘n’ roll tutkunu olarak kaderim, 14 Eylül 1964’te ben 12 yaşındayken Beatles’ın büyüdüğüm yer olan Pittsburgh’a gelmesiyle mühürlendi. Babam bazı bağlantılarını kullanarak kulis için bir geçiş ayarladı ve ben gerçekten de Muhteşem Dörtlü ile tanıştım. En çok hatırladığım şey, ne kadar kısa olduklarıydı; bu devasa müzisyenlerin, aslında devasa boyutlarda olmasını bekliyordum.

Liseyi bitirdiğimde, hoş görürseniz ifade edeyim, The Smothers Brothers, The Temptations, Little Anthony and The Imperials, Vanilla Fudge, The Doors, The Guess Who, Three Dog Night ve Led Zeppelin gibi biz Baby Boomer’ların yakından tanıdığı grupları dinlemiştim. Üniversitede The Moody Blues’u (açılışı Van Morrison yapmıştı), Neil Young, James Taylor ve Carole King, Ike & Tina Turner, The Who, The Rolling Stones ve Grateful Dead’i gördüm. Hukuk fakültesi yıllarımda Bruce Springsteen, Billy Price ve Keystone Rhythm Band, dava örneklerini okumanın stresinden uzaklaşmak için öğrencilere bir mola veriyordu.

Gençliğimin müziğinin asla geçilemeyeceği teorisine dayanarak, hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra yeni müzik dinlemeyi bıraktım. Ama bir gün, yaklaşık kırk yaşlarındayken, bir basketbol maçından genç bir meslektaşımı eve bırakıyordum ve o da radyoyu Washington, D.C.’nin “alternatif” istasyonuna çevirdi. Mutlu bir şaşkınlıkla fark ettim ki iyi, hatta harika yeni müzikler, hukuk fakültesinden mezun olduğumda bitmemiş. Önümde yepyeni bir müzik evreni açılmıştı.

Yaklaşık beş yıl sonra, oğlum altı aylıkken, birlikte R.E.M.’in Automatic for the People albümünü dinliyorduk. Neşeli şarkıları “The Sidewinder Sleeps Tonite” çalmaya başlayınca Sam kucağımda mutlu mutlu sallanıyordu. Ardından “Everybody Hurts” geldi; acının her notasında hissedildiği yavaş bir şarkı. Sam dans etmeyi bıraktı, dinledi ve gözyaşlarına boğuldu. O anda anladım ki, tıpkı bana olduğu gibi rock ‘n’ roll onun ruhuna da konuşuyordu.

Kızım Eva, Sam’den beş buçuk yıl sonra doğdu. Çocuklar küçükken konserlere gitmeye pek vaktim olmuyordu. Müzik arka plana itilmişti. Hızlıca 2007’ye geleyim. The Wall Street Journal’dan Steve Stecklow’un 13 yaşındaki oğlunu ilk Springsteen konserine götürmesiyle ilgili bir makalesini okuyordum. Hemen Springsteen’in yaklaşan Magic Tour konseri için iki bilet aldım ve Sam’le birlikte yola koyulduk. Yaklaşık yirmi yıl sonra, oğlumla birlikte toplam 114 konsere katıldık. Birlikte yaptığımız çok az şey bizi bu kadar yakınlaştırmıştır.

Her iyi ebeveyn gibi, çocuklarıma eşit davranmak için elimden geleni yaptım. Ne yazık ki Eva’nın müzik zevki benimkinden çok farklıydı; mesela Taylor Swift ve Nicki Minaj ve ben asla bir Swiftie olmayacaktım. Ama en sevdiği sanatçıları gördüğündeki o tarifsiz mutluluğa tanık olunca, sevdiği şarkılara benim gibi tüm hayatı boyunca eşlik edişini izleyince, o çok sevdiği sanatçılarının konserlerine onu hevesle götürmeye başladım; böylece onunla birkaç saatlik neşeli zaman geçirme fırsatını çoğaltmış oluyordum. Ve tabii ki, Yılın Babası konumumu sağlamlaştırıyordum.

Bu deneyimler bana önemli bir ders verdi. Oğlunuzun ya da kızınızın rock ‘n’ roll yol arkadaşınız olması harika bir şeydir. Dinlediğimiz müzik ve yarattığımız anılar tıpkı rock ‘n’ roll gibi asla ölmeyecek.

Rock ‘n’ roll’un bana öğrettiği ikinci bir şey daha vardı: Bilgimi başkalarına aktarmayı seviyordum. Ofisi benimkine bitişik olan genç bir kadın avukat vardı. Sık sık beni ofisten çıkarken, bir konser için yola koyulurken üzerimde bir grubun tişörtüyle görürdü. Ertesi gün gösterinin nasıl geçtiğini sorardı. Kısa süre sonra, tıpkı bir zamanlar benim olduğum gibi, onun da hâlâ üniversite yıllarının müziğinde takılı kaldığını fark ettim. Yeni müzikler hakkında ondan daha çok şey biliyordum, bu yüzden onun müzik danışmanı oldum. Her hafta ona dinlemesi için bir albüm verirdim. Sonra ertesi hafta bu albümü tartışırdık. Bazı albümler 60’lar ve 70’lerden; diğerleri ise daha yeniydi.

Ona verdiğim albümlerden biri Panic! At the Disco’nun Death of a Bachelor albümü ve “Crazy = Genius” adlı şarkıydı. Nakaratı şöyle:

Dedi ki, tıpkı Mike gibisin

Aşkım ama Brian Wilson olmak istiyorsun, Brian Wilson

Dedi ki, tıpkı Mike gibisin

Aşkım ama asla Brian Wilson olamayacaksın

 

Panic! At the Disco’yu boş verin! Bütün günü ona, Wilson’ın The Beach Boys’un arkasındaki dâhi olduğunu, onun hiç bilmediği bir şeyi anlatarak geçirdim. Meslektaşımla yaşadığım bu deneyim, rock ‘n’ roll hakkında birine bir şeyler öğretmeye yatkın olduğumu fark etmemi sağladı.

O zamana geldiğimde, altmışlı yaşlarımın başındaydım. Emekliliğe nasıl hazırlanılacağıyla ilgili makaleler okumaya başlamıştım. Sürekli karşıma çıkan temalardan biri, emekliliği birkaç yıl önceden planlamaya başlamanın gerekliliğiydi. Bir diğeri ise emekliliğin tutkulara sarılma zamanı olması gerektiğiydi. Bu tavsiyeyi ciddiye aldım. Müzik, hayatım boyunca tutkum olmuştu. Emekli olduğumda her hafta farklı bir sanatçı keşfetmeye karar verdim. Sanatçı hakkında okuyacak, albümlerini dinleyecek, şarkı sözlerini öğrenecektim. Ve her zaman olduğu gibi yeni müzikler keşfetmeye çabalayacaktım.

Emekliliğimden hemen önce, 2018’de Florida’da annemi ziyaret ettiğimde aklımda bu düşünceler vardı. Annem bana yaşlı yetişkinlere yönelik aldığı bazı derslerden bahsetti. Bu dersleri sunan kuruluş Osher Lifelong Learning Institute (OLLI) idi. Bu ulusal kuruluş, ABD’nin dört bir yanında yerel üniversitelerle iş birliği yapan yerel şubeleri destekliyor. Öğretmenlerin hepsi bir konuda tutku sahibi gönüllülerdir. Ziyaretim sırasında beni bir yabancı film dersine götürdü ve dersi çok beğendim. İşte o zaman dank etti: Ben rock ‘n’ roll hakkında ders vermeliydim!

Derse biraz iddialı bir isim koydum: Rock ‘n’ Roll Tarihi. Müfredatı hazırlamak tam bir aydınlanma yaşattı bana: Öğrenmem gereken hâlâ çok şey vardı. Mesela elektrikli gitarla gospel (İncil metinlerinden yapılan nakaratlı şarkılar) şarkıları çalan Sister Rosetta Tharpe’ın insanları (Chuck Berry dahil) onu Rock ‘n’ Roll’un Vaftiz Annesi olarak adlandırmaya nasıl yönelttiğini öğrendim. Leo Fender ile Les Paul arasındaki rekabetin bize elektrikli gitarı nasıl kazandırdığını öğrendim. Çeşitli şarkıların ilham kaynakları hakkında harika hikâyeler keşfettim. Yepyeni bir dünya açıldı önümde.

Farkına bile varmadan yeni dersler için yeni konular bulmaya başladım. Tarih dersim için araştırma yaparken, rock ‘n’ roll’un gelişiminde önemli rol oynayan albümlere dair referanslar buldum. Bu da ikinci dersim İkonik Albümlere yol açtı; burada The Beach Boys’un Pet Sounds albümüne daldım; Beatles ya da Bob Dylan’ın hangi albümünün en ikonik olduğunu tartıştım; Rolling Stones, The Who, The Band ve Springsteen’in diskografilerini ele aldım; Aretha Franklin, Carole King, Joni Mitchell, Patti Smith ve Lauryn Hill gibi kadın şarkıcıların büyük albümlerini inceledim.

Albümlerden sonra sözler üzerine; söz yazarları üzerine, plak şirketleri üzerine; sanatçıların diğer sanatçılardan fikir, söz ve müzik ödünç alma biçimleri üzerine ve Tharpe, Ma Rainey ve Memphis Minnie gibi rock ‘n’ roll’un siyah vaftiz anneleri üzerine dersler verdim. Hatta Sex, Drugs, and Rock ‘n’ Roll Şarkıları adlı bir ders bile verdim; her hafta belirli bir konudaki şarkılara odaklanıyordum. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde oldukça popülerdi, öyle ki bir devamını hazırladım: Sex Şarkıları, Bölüm 2. Bu derste ele aldığım 10 konu seks temalı şarkıları içermiyordu ama insanların dikkatini çekeceğini bildiğim için başlıkta sex’i bıraktım. (Dikkat çekti de.) Şu anda One-Hit Wonders hakkında bir ders veriyorum (“Itsy Bitsy Teenie Weenie Yellow Polka Dot Bikini” şarkısını hatırlıyor musunuz? Ya da hepimizin ergenlik çağındaki Boomer’ların dinlediği o sözlerle The Kingsmen’den “Louie Louie” şarkısını?). Bahar dönemi için Rock’ın Büyük Gitaristleri üzerine bir ders hazırlıyorum. 2029’a kadar beni götürecek kadar yeni ders fikrim var.

Öğrencilerime söylediğim gibi, bu dersleri onlar için vermiyorum; kendim için veriyorum. Her ders öğrenmek istediğim bir konuyu kapsıyor. Dersi vermek araştırmam için büyük bir motivasyon ve intizam sağlıyor. Ama daha da önemlisi, 73 yaşında, hayatım için motivasyon ve düzen sağlıyor. Washington, D.C.’deki OLLI’nin “merak emeklilik bilmez” “motto”su ister ders versin ister alsın, emekli olan herkes için değerli bir motto gibi geliyor bana.

Çocuklarımın henüz kendi çocukları yok. Ama olduklarında, bu rock ‘n’ roll profesörü onlarla da rock yapmaya hazır olacak.

 

Larry Gondelman, Washington, D.C.’de yaşayan emekli bir avukat ve bir rock ‘n’ roll hocası.

 

Kaynak: https://www.thefp.com/p/ancient-wisdom-me-my-kids-and-rock

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA