Ben gururlu bir Yahudi Amerikalıyım. Babam 1921’de yoksulluk ve antisemitizmden kaçmak için Polonya’dan göç etti. Ailesinden geride kalanlar Naziler tarafından katledildi. Çocukluğumdan beri antisemitizmin, ırkçılığın, fanatizmin ve demagojinin nereye varacağını çok iyi biliyorum.
O yüzden açık konuşayım. İsrail’in ve aşırılıkçı lideri Benjamin Netanyahu’nun korkunç ve insanlık dışı eylemlerine karşı sesini yükseltmek antisemitizm değildir. İsrail’in ABD’nin dış ve askeri politikasını şekillendirmedeki tehlikeli ve yıkıcı rolünden söz etmek antisemitizm değildir. Aslında bu, Kongre’nin her üyesinin ve her Amerikalının yapması gereken şeydir.
7 Ekim 2023’te terör örgütü Hamas İsrail’e saldırdı. 1.200’den fazla masum erkek, kadın ve çocuğu öldürdüler ve yüzlerce kişiyi rehin aldılar. Diğer her ülke gibi İsrail’in de Hamas saldırısına karşılık verme mutlak hakkı vardı. Ancak uluslararası hukuku ihlal etme ve tüm Filistin halkına karşı muazzam yıkıma yol açan topyekûn bir savaş yürütme hakları yoktu – uzmanların haklı olarak soykırım olarak nitelendirdiği bir savaş.
2,2 milyonluk nüfustan 72.000’den fazla Filistinliyi öldürme ve 170.000’den fazlasını yaralama hakları yoktu – bunların çoğu kadın, çocuk ve yaşlıydı. Gazze’nin su ve kanalizasyon sistemleri ile elektrik tedariki dahil olmak üzere altyapısının neredeyse tamamını yok etme hakları yoktu.
Gazze’deki 12 üniversitenin tamamını ve yüzlerce okulu yıkarak eğitim sistemini tamamen çökertmeye hakları yoktu. Gazze’deki konutların %90’ından fazlasına zarar verme veya yok etme hakları yoktu; bu da nüfusun büyük çoğunluğunun artık çadırlarda yaşamasına neden oldu.
Gazze’deki hastanelerin %94’ünü hasar verme veya yıkma ve 1.700 sağlık çalışanını öldürme hakları yoktu. Gazze’ye gıda, su, yakıt ve ilaç girişini engelleyen bir abluka uygulama hakları yoktu – bu durum binlerce Filistinliye yetersiz beslenme teşhisi konulmasına ve yüzlercesinin fiilen açlıktan ölmesine yol açtı.
Bu katliam durmadı. Sözde “ateşkes”e rağmen insani yardım hâlâ ihtiyaç duyulan seviyenin çok altında ve İsrail sivilleri öldürmeye devam ediyor.
Ama mesele sadece Gazze değil. Batı Şeria’da, Filistin topraklarını koruyan uluslararası hukukun açık ihlaliyle, Ekim 2023’ten bu yana 233’ü çocuk olmak üzere İsrailli askerler ve yerleşimciler 1.071 Filistinliyi öldürdü. Bu süre zarfında 6.000’den fazla Filistinliye ait evi yıktılar ve Filistin topraklarında 200’den fazla yeni yasa dışı yerleşim yeri ve ileri karakol kurdular.
Bu sadece aşırılıkçı yerleşimcilerin eylemi değil. Bu bir hükümet politikasıdır. Netanyahu’nun güvenlik kabinesi, 1967’den bu yana Batı Şeria’nın yasal statüsüne yönelik en kapsamlı değişiklikleri onayladı – yerleşim genişlemesine ilişkin neredeyse tüm kısıtlamaları kaldırdı. Netanyahu bizzat, “Asla bir Filistin devleti olmayacak.” dedi. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise yeni yerleşim inşaatlarının bir Filistin devleti fikrini “gömeceğini” övünerek söyledi.
Dahası, artık Netanyahu’nun Trump’ı İran’a karşı sebepsiz ve anayasaya aykırı bir savaş başlatmaya ikna ettiğini biliyoruz. Uluslararası hukuku ihlal eden bu savaş, İran ve Lübnan’da yüzlerce çocuk dahil binlerce sivilin yanı sıra 26 İsrailli sivilin ve 13 Amerikan askerinin ölümüne yol açtı. Tüm dünyada milyarlarca masum insan, artan fiyatlar ve temel ihtiyaç maddelerindeki kıtlık nedeniyle bu savaşın ekonomik sonuçlarına katlanıyor.
Ancak Netanyahu için Gazze yeterli değildi. İran yeterli değildi. Şimdi Lübnan’a karşı tam kapsamlı bir genişleme savaşı yürütüyor. Bu savaş sadece 2.000’den fazla kişinin ölümüne yol açmakla kalmadı, aynı zamanda İsrail’in Lübnan topraklarının %14’ünü işgal etmesiyle sonuçlandı.
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, “Gazze’deki model”i izleyerek tüm Lübnan sınır köylerinin yıkılacağını – kendi ifadeleriyle – duyurdu. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise Beyrut’un güneyindeki bir banliyö olan Dahiyeh’in, İsrail’in enkaza çevirdiği Gazze’deki bir şehir olan “Han Yunus’a benzeyeceği” uyarısında bulundu.
Bunlar tehdit değil. Bunlar vaatlerdir.
Son üç yılda Netanyahu hükümetinin sergilediği korkunç ve yasa dışı davranışlar göz önüne alındığında, Amerikan halkı artık bıktı.
Bu ülkede İsrail’e verilen destek ciddi biçimde azaldı. Bugün, yakın tarihli bir Pew araştırmasına göre Demokratların %80’i artık İsrail hakkında olumsuz görüşe sahip ve Cumhuriyetçilerin %41’i de bu görüşü paylaşıyor – gençler arasında bu oranlar daha da yüksek. Yakın tarihli bir Quinnipiac anketi de, Demokratların dörtte üçü ve bağımsızların üçte ikisi dahil olmak üzere %60’ının ABD’nin İsrail’e silah göndermesine karşı olduğunu ortaya koydu.
Bu nedenle bu Çarşamba, Senato’yu iki Ortak Red Kararı üzerinde oylama yapmaya zorlayacağım – bu, Kongre’nin bir silah satışını engellemek için sahip olduğu tek resmi mekanizmadır. İlki, 151,8 milyon dolarlık 1.000 poundluk bombaların satışını engelleyecektir.
İkincisi ise 295 milyon dolarlık buldozer satışını engelleyecektir – bu makineler Batı Şeria ve Gazze’de evleri yıkmak ve bir Filistin devletini fiziksel olarak imkânsız hale getirmek için kullanılmaktadır. Bunlar savunma silahları değildir. Bunlar etnik temizliğin araçlarıdır.
Kongre üyelerinin Amerikan halkını dinlemesi ve ABD’nin aşırılıkçı Netanyahu hükümetine askeri yardımını sonlandırması için çoktan zamanı gelmiştir.
Umarım meslektaşlarım da bana katılarak bu kararları desteklerler.
* Bernie Sanders, ABD senatörüdür ve sağlık, eğitim, çalışma ve emeklilik komitesinin kıdemli üyesidir. Vermont eyaletini temsil etmektedir.
Kaynak: https://www.theguardian.com/commentisfree/2026/apr/15/no-more-us-military-aid-to-israel
