İran’la Savaşı Kışkırtmak Trump İçin Ölümcül Bir Yanlış Hesap Olabilir

ABD açısından açık zorunluluk, her iki tarafın da beklediğinden ya da istediğinden daha ileriye kolayca tırmanabilecek anlamsız bir İran savaşından kaçınmaktır. Şimdiye kadar Trump’ın ikinci dönemindeki askerî hamleleri, tartışmalı hedefler uğruna Amerikan hayatlarının kaybedilmesi trajedisini önlemiştir. Ancak geçmişin geleceğin habercisi olacağına dair hiçbir garanti yoktur.
Şubat 15, 2026
image_print

Başkan Trump, bir kez daha ABD’yi İran’la tehlikeli ve gereksiz bir çatışmaya doğru sürüklüyor.

Ocak ayında Trump, protestoları şiddetle bastırdığı için İran rejimini devirmekle tehdit etti. Şimdi ise ABD güçleri Orta Doğu’da yığınak yaparken, İran’a baskı uygulama gerekçesi değişti.

Trump, rejimden İran’ın füze programına sınırlamalar getirilmesi ve ülkedeki zenginleştirilmiş uranyumun tamamen çıkarılması dâhil yeni tavizler talep ediyor. Ayrıca geçen hazirandaki Midnight Hammer Operasyonu’ndan “çok daha kötü” sonuçlar doğuracağını da söylüyor. Başkanın bölgede nihai hedeflerinin ne olduğu belirsizliğini koruyor. Başvurabileceği askerî tedbirler de net değil; bunlar hava saldırılarını, deniz ablukasını hatta rejim değişikliğini içerebilir.

Tırmanma riskleri ciddidir; her iki taraf da karşı tarafın kararlılığını yanlış değerlendirmeye hazır görünmektedir.

İran, misillemeyi, rejimin şu anda karşı karşıya bulunduğu iki tehdidi — Trump’tan kaynaklanan dış tehdit ile devrim olasılığından doğan iç tehdit — bertaraf etmenin bir yolu olarak gerekçelendirebilir. ABD’ye gerçek bir bedel ödeten bir direniş, Trump’ı İran’la savaşmanın maliyetlerinin potansiyel faydalarından ağır bastığına ikna edebilir. Aynı zamanda bu durum, rejimin ABD’nin taleplerine karşı beklenmedik biçimde direnerek iç meşruiyetini yeniden kazanması için de bir fırsat yaratabilir.

Her iki tarafın hayatta kalma zorunluluğu aynı direniş politikasında birleşirken, ABD’nin İran’a yönelik bir saldırısı şaşırtıcı derecede uzun sürebilecek ve tehlikeli bir çatışmaya yol açabilir. İran sert karşılık verecektir — ve yenilgisi önceden kesinleşmiş değildir.

Tarih, konvansiyonel üstünlüklerinin zaferi garanti edeceğine inanan güçlü ülkelerin, kendilerinden daha zayıf ülkelere karşı başarısızlığa uğradığı örneklerle doludur. Asimetrik savaş kuramcısı Andrew Mack’in ifadesiyle, zayıf devletlerin kazanması gerekmez; kaybetmemeleri yeterlidir. Maliyetlerin faydaları gölgede bıraktığı hayati olmayan bir mücadelede, rakipleri kaçınılmaz olarak yorulana kadar onlardan daha uzun süre dayanabilmeleri yeterlidir.

İran’ın bunu başarma ihtimali yüksektir. Güç dengesi ABD’den yana olsa da kararlılık dengesi İran’dan yanadır. İran, ABD ana karasını ciddi biçimde tehdit edemez; ancak ABD ile yaşanacak bir çatışma İran’ın varlığını tehdit eder.

Trump’ın rejimi devirmeye yönelik söylemi, İran liderliği açısından çatışmayı varoluşsal bir düzeye tırmandırmıştır. Geçen yıl İran, nükleer tesislere yönelik sınırlı ABD saldırılarını savaşa dönüştürmemek için büyük ölçüde sembolik bir misilleme tercih etti. Ancak liderlik, ABD’nin rejimi yıkmaya kararlı olduğuna inanırsa, Tahran’ın itidal göstermeye yönelik teşvikleri belirgin biçimde zayıflar.

İranlı liderler, Trump rejim değişikliğine girişse bile ondan daha uzun süre ayakta kalabileceklerini makul biçimde düşünebilir. Trump’ın Venezuela’da Nicolás Maduro’ya karşı elde ettiği hızlı başarı, İran’da tekrarlanması muhtemel değildir; zira rejim değişikliği operasyonlarının çoğu saatler değil, aylar içinde gelişir. Trump’ın uzun süreli askerî operasyonlardan hoşlanmadığı bilinmektedir — Husilere karşı yürütülen kampanyayı iki ayı bile doldurmadan sona erdirdi.

Ayrıca İran rejimi, Trump’ın değişken hedeflerine ulaşmak uğruna ABD kayıplarını göze alıp almayacağı konusunda da kuşku duyabilir.

İran, Husilerden çok daha yeteneklidir ve ABD’nin yaklaşık 40 bin asker konuşlandırdığı Orta Doğu’da misilleme için çeşitli seçeneklere sahiptir. İran bağlantılı militan gruplar son yıllarda düzinelerce ABD tesisine saldırı düzenledi; bunların çoğu, ABD askerlerini taciz etmeyi ve Washington’a Tahran’ın ölümcül şiddet kapasitesini hatırlatmayı amaçlayan düşük yoğunluklu saldırılardı. İran, Irak, Suriye ve Ürdün’deki görece zayıf savunulan karakolları hedef alabilir; ya da geçen yıl seçtiği Katar’daki el-Udeyd gibi, 10 bine kadar asker barındırabilen, daha büyük, daha görünür ve sembolik değeri daha yüksek ABD üslerine saldırabilir.

ABD güçleri İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’i ve en güvendiği yetkilileri hızla ele geçirse ya da öldürse bile, rejimin geriye kalan çekirdek yapısı büyük olasılıkla ABD’nin talimatlarına uymak yerine direnmeyi tercih edecektir. İran rejimi, 1980–1988 arasındaki yıkıcı İran-Irak Savaşı’nda Saddam Hüseyin’i destekleyen ve 2000’li yıllarda Irak ile Afganistan’ı işgal ederek İran’ı çevreleyen ABD’ye derin bir güvensizlik duymaktadır. Daha yakın dönemde ise ABD hükümeti, İran’ın bölgede en büyük tehdit olarak gördüğü İsrail’e “sarsılmaz” destek verdiğini ilan etmiş ve nükleer müzakereler sırasında — İsrail’in talebi üzerine — İran’ı bombalamıştır.

ABD saldırısına verilecek bir karşılık, geçen yaz İsrail ve ABD saldırılarını engelleyememesi nedeniyle zarar gören İslam Cumhuriyeti’nin iç meşruiyetini yeniden güçlendirebilir. Zor durumdaki rejimlerin, siyasi kaderlerini tersine çevirme umuduyla riskli dış politika hamlelerine yöneldikleri bilinmektedir; siyaset bilimciler bu olguyu “diriliş için kumar” olarak adlandırır. İsyan gibi ağır iç baskılarla karşı karşıya kalan liderler, başarılı bir askerî çatışmanın kendilerine kazandırabileceklerini hesaplayarak dışa dönük daha saldırgan bir tutum benimseyebilir. ABD’yle savaşmanın rejimi devrilmekten kurtarma ihtimali zayıf bile olsa, iç anlatıyı rejim başarısızlığından ulusal direnişe kaydırmak isteyen İranlı liderler için bu ihtimal cazip olabilir.

Trump’ı kışkırtmadan cezalandırmanın bir yolunu bulmak, İran’ın kolaylıkla yanlış hesaplayabileceği hassas bir dengedir. İran, geçmişte verdiği misillemelerin fazla zayıf kaldığını telafi ettiğini düşünebileceğinden, hedefi eksik bırakmaktansa aşması daha muhtemeldir; bu da çatışmanın her iki tarafın da istediğinin ötesine tırmanması riskini ciddi biçimde artırır. İran acı verebilir, ancak buna karşılık Trump’ın “uğraşmaktan vazgeçeceğine” dair hiçbir garanti yoktur. Yanlış hesaplama sorununun özü budur — ve bu çatışmayı bu kadar tehlikeli kılan da budur.

ABD açısından açık zorunluluk, her iki tarafın da beklediğinden ya da istediğinden daha ileriye kolayca tırmanabilecek anlamsız bir İran savaşından kaçınmaktır. Şimdiye kadar Trump’ın ikinci dönemindeki askerî hamleleri, tartışmalı hedefler uğruna Amerikan hayatlarının kaybedilmesi trajedisini önlemiştir. Ancak geçmişin geleceğin habercisi olacağına dair hiçbir garanti yoktur.

* Rosemary Kelanic, Defense Priorities’in Orta Doğu Programı direktörüdür.

Kaynak: https://thehill.com/opinion/national-security/5734208-trump-iran-conflict-escalation/