Fransız Zamanında Yaşamak

Yaklaşık yirmi yıldır Fransa’da yaşıyorum. Chicago’lu tipik bir Amerikalı olarak söyleyebilirim ki, alışmak zorunda kaldığım başlıca kültürel farklardan biri Fransız zamanında yaşamaktır. Yani, Fransızlar zamanı Amerikalılardan bambaşka bir şekilde algılıyor. Size birkaç örnekle anlatayım.
Ocak 3, 2026
image_print

Yaklaşık yirmi yıldır Fransa’da yaşıyorum. Chicago’lu tipik bir Amerikalı olarak söyleyebilirim ki, alışmak zorunda kaldığım başlıca kültürel farklardan biri Fransız zamanında yaşamaktır. Yani, Fransızlar zamanı Amerikalılardan bambaşka bir şekilde algılıyor. Size birkaç örnekle anlatayım.

Fransız eşim, Paris’te biriyle akşam yemeğimiz olacağını defalarca söylemiştir. Ben de her seferinde “Saat kaçta?” diye sorarım. O ne zaman derse desin—örneğin 20.00—biz 20.30’dan önce asla orada olamayız. Eğer 21.00’den sonra varırsak geç kalmış sayılırız. Nihayet ona “Artık çıkmamız gerekiyor” dediğimde—mesela saat 23.30—katılır gibi olur ama biz hiçbir zaman gece yarısından önce evden çıkmayız.

Fransa’da yemek yemek meşhur biçimde yavaştır. Bu, yerel restoranların ekonomik işleyişine bile yerleşmiştir; genellikle bir garson, on iki masaya birden bakar ve her masa gecede yalnızca bir kez servis alır. Oysa ABD’de kâr edebilmek için her masaya gecede birkaç kez servis yapılması gerekir. Fransa’daki “fast food”un çoğuysa aslında Amerikalıdır. Kızım ve arkadaşları sık sık McDonald’s’a gider. “Fransız fast food’u” deyimi tam anlamıyla bir tezatlık.

Kasap gibi küçük bir dükkâna uğrayıp hızlıca bir şeyler almak istediğim anların sayısını gerçekten hatırlayamam. İçeride sadece bir müşteri vardır: Yıllardır o dükkâna gelen yaşlı bir hanımefendi. Haftalık alışverişi, kasabın özel hazırlık yapmasını gerektirir. Tabii ki havadan sudan, çocuklardan ve işlerin gidişatından da konuşmaları gerekir. Her şey oldukça sevimli, ama şöyle “girip çıkarım” demeyi unutun.

Yaz aylarında birçok işletme bir ay hatta daha uzun süreliğine tatile girer. Yıllar önce eşimle birlikte bir kanepe satın aldığımızda ağzım açık kalmıştı. Ayın haziran olmasına rağmen, fabrikanın yaz tatiline girecek olması sebebiyle teslimatın ekimden önce mümkün olmayacağını öğrendik.

Fransız zamanı deneyimimde adeta doruk noktası, işyerimdeki idari birimle yaptığım e-posta yazışmasıydı. Tatil günlerini erken emeklilikle birleştirme imkânı hakkında bilgi istemiştim. Talebimi 8 Aralık 2017 Cuma günü gönderdim. Cevap ise 18 Aralık Salı günü geldi. Ne düşündüğünüzü biliyorum: On gün o kadar da kötü değil, arada bir hafta sonu da var. Belki ABD’de bunun daha beteriyle karşılaşmışsınızdır. Ama olağanüstü dikkatli okurlar fark edecektir ki, 18 Aralık 2017 yılında Pazartesi gününe denk geliyordu. Yani gelen yanıt aslında 2018 tarihliydi—ilk mesajımdan tam bir yıldan fazla zaman sonra! Üstelik o üç satırlık cevapta bu devasa gecikmeden tek kelimeyle bile bahsedilmiyordu. Bu kültür gerçekten bulaşıcı; Amerikan büyükelçiliğinden gelen bir e-postanın bile yanıtlanması aylar sürebiliyor.

Zaman algısıyla bağlantılı bir diğer konu da insanların konuşma şekli; bu da doğrudan yazı diline yansıyor. Virgüllerle ya da noktalı virgüllerle uzatılmış uzun cümleler, iş toplantılarında yaptığım pek çok tartışmanın birebir yansıması gibiydi. Eminim çoğu Amerikalı —ve diğer ülkelerden insanlar da— bana katılacaktır. Ancak Fransız klavyesinin bu kalıbı yansıttığını fark eden tek kişi ben olabilirim: Virgül ve noktalı virgül tuşları doğrudan erişilebilirken, nokta koymak için shift tuşuna basmak gerekiyor!

Son günlerde Avrupa’nın çöküşü üzerine birçok yorum yapıldı—Ukrayna Projesi’nin felaketi ve Trump’ın yeni Ulusal Güvenlik Stratejisiyle birlikte. Doug Casey’nin açıkladığı gibi:

“Avrupa, özellikle de, batmakta olan bir gemidir. Vergilere, düzenlemelere, borca, sosyal yardımların körüklediği kitlesel göçe ve Avrupa Birliği bürokrasisine gömülmüştür. Üretken olmayı unutmuş ve intihar niteliğindeki çevre ve sosyal politikaları benimsemiştir.”

Bu gerilemenin bir kısmı, Fransız zamanı gibi kültürel tuhaflıklara bağlanabilir. Örneğin Paris’in güney yakasında inşası süren 42 katlı yeni bir kule olan Tour Triangle’ı ele alalım. Wikipedia’ya göre bu yapının temeli 2008 yılında atılmış. Proje, 2014’te reddedildikten sonra 2015’te sivil onay almış. İnşaat 2022’de başlamış ve 2026’da tamamlanması planlanıyor. Bu zaman çizelgesine bakarsak, herhangi bir projenin nasıl kâr edebileceğini anlamak güç. Pekin’de bu işin onda biri sürede biteceğini tahmin ediyorum. Bu inşaatı son zamanlarda gözlemlemem, bu yazıyı kaleme almam için bana ilham verdi.

Tour Triangleın fotoğrafını 18 Aralık’ta Meudon’dan çektim. Her zamanki gibi kalitesiz fotoğrafım için kusura bakmayın.

Yanlış anlaşılmasın; bu lokasyonda yükselen bu mimarinin—cam ve çelikten modern bir kule—hayranı değilim. Öte yandan, Fransız yaşam temposunu gerçekten çok seviyorum (emekliliğin bunda payı büyük); ancak bu hayat tarzı, jeopolitik güç elde etmek için pek elverişli değil. Bu nedenle, mevcut kültürle ve daha birçok sebeple, Fransızların o “Napolyon özentisi” Macron’un peşine takılıp Rusya’yla savaşa girmeleri tam anlamıyla akıl dışı olur.

Kaynak: https://irakatz.substack.com/p/living-on-french-time