Çin’in Yakın Çevresindeki Meselelere Yeniden Odaklanması

Pekin’de düzenlenen Yakın Çevre İle İlgili Çalışmalar Merkez Konferansında yapılan konuşmaların Hoo Tiang Boon, Manoj Kewalramani ve Yun Sun tarafından yapılan analizlerini ilginize sunuyoruz.
Nisan 20, 2026
image_print

Aşağıdaki analizlerde değerlendirilen ve İngilizceye henüz çevrilmiş çalışmalar şunlardır:

Pekin’de düzenlenen Yakın Çevre İle İlgili Çalışmalar Merkez Konferansı; Şi Cinping Konferansta Önemli Bir Konuşma Yaptı, medya özeti Şinhua Haber Ajansı tarafından yayımlandı.

Yeni Şartlarda Çin’in Yakın Çevre Meselelerine Yönelik Kavram ve Eylemlerini Derinlemesine Anlamak, Şanghay Uluslararası Araştırmalar Akademisi’nde araştırma görevlisi olan Li Kaisheng tarafından yapılan çalışma.

Yakın Çevreyle Ortak Bir Gelecek Topluluğu İnşa Etmek: İlerleme, İçgörüler ve Derinleştirme Yolları, Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nde (CASS) araştırmacı ve Çin’in Bölgesel Stratejisi bölüm direktörü olan Wang Junsheng tarafından yapılan çalışma.

Yakın Çevreyle Ortak Bir Gelecek Topluluğunun İnşasını Derinlemesine Geliştirmek, Pekin Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Okulu’nda profesör olan Zhai Kun tarafından yapılan çalışma.

Çin’in Yakın Çevre Uluslararası Ortamını Yeniden Oluşturmak, CASS bünyesindeki Çin Sınır Tarihi ve Coğrafyası Araştırma Merkezi direktörü Şing Guangcheng tarafından yapılan çalışma.

Şimdi yukarıda anlatılan çalışmaları değerlendiren ve Hoo Tiang Boon | Manoj Kewalramani | Yun Sun tarafından yapılan analizlere geçelim:

 

Hoo Tiang Boon

Nanyang Teknoloji Üniversitesi’nde (NTU) Beşeri Bilimler, Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyal Bilimler Okulu’nda doçent ve Konfüçyüs Enstitüsü Akademik Kurulu üyesi

İngilizceye çevrilen belgeler, Çin’in Nisan 2025’te Komşu Ülkelerle İlgili Çalışmalar Merkez Konferansı’nda ortaya konan yakın çevre stratejisinin son versiyonunun önceliklerine ve düşünce yapısına dair birer bakış sunmaktadırlar. Şinhua’nın yayınladığı özet; resmi açıklamayı sunarken, devlet kontrolündeki bir sistemde bulunan Çinli akademisyenler tarafından yazılan diğer makaleler, özellikle Şi Cinping’in söyledikleriyle ilgili olanlar, konferansın fikirlerini entelektüel bir şekilde süslüyorlar. Büyük ölçüde propaganda niteliğinde olsa da, bu belgelerdeki en önemli mesaj açıkça ortadadır: Çin’in yakın çevresini iyi yönetmek, Çin’in kendi yükselişi için temel bir önem taşıyor ve Çin Komünist Partisi, komşu ülkelerine siyasi dikkatini vermeye ve kaynak ayırmaya öncelik vermeye devam edecektir.

Çin’in çevresine yönelik stratejik vurgu yeni değildir. 2002’deki 16. Parti Kongresi’nde Çin’in komşu ülkelerle bağlarını “pekiştirmesi” ve “ortaklıklar” kurması gerektiği belirtilmişti. Şi iktidara geldiğinde yaptığı ilk şeylerden biri, 2013’te Çin’in 周边外交 (yakın çevre diplomasisi) üzerine üst düzey bir forum düzenlemek oldu. Çin’in yakın çevre stratejisi, “大国是关键, 周边是首要, 发展中国家是基础, 多边是重要舞台” (büyük güçler kilit önemdedir, yakın çevre önceliklidir, gelişmekte olan ülkeler temeldir ve çok taraflılık önemli bir sahnedir) şeklinde dört temel stratejik kategoriden biri olarak tanımlanmıştır.

Bu bağlamda, 2025 konferansı hem bir durum değerlendirmesi hem de Çin’in komşuluk politikasının güncellenmesidir. Bu, Çin’in yakın çevre planlarının giderek zorlaşan dış koşullara daha iyi uyum sağlaması gerektiği yönündeki bir farkındalıktan doğmuştur ve bu zorluklar özellikle ABD-Çin rekabetinin yoğunlaşması ve diğer gelişmeler nedeniyle artmaktadır.

Konferansın sonuçlarından da anlaşılabilicek bu vurgu; konferansta, diğer hususların yanı sıra, “birbirine bağlı kalitesi yüksek ağlar kurulması ve komşu ülkelerle üretim ve tedarik zinciri işbirliğinin güçlendirilmesi”nin önemine vurgu yapılmıştır. Tedarik zinciri güvenliğine yapılan atıf, yakın çevre ülkelerinin Pekin’in ABD gümrük vergileri veya ticaret kısıtlamalarının etkisini dengelemesine yardımcı olacak şekilde daha iyi değerlendirilebileceğini göstermektedir. Farklı yakın çevre ülkeleri Çin’e şu fırsatları sunmaktadır: (1) Çin üretim zincirlerini yeniden yapılandırmak için üretim üsleri; (2) Çin ihracatını genişletmek için alternatif pazarlar; (3) Çin sermayesi, işletmeleri ve iş gücü için yatırım alanları; (4) zengin hammadde kaynaklarına sahip bölgeler ve (5) çok taraflı platformlarda siyasi destek sağlayabilecek aktörler ve bu mantıkla yakın çevre ülkeleri Çin’in ABD’nin stratejik baskısına karşı koyma çabasında daha iyi kullanılabilirler. Örneğin yüksek gümrük vergileri ABD pazarına girişlerini sınırlarken Çin elektrikli araçları, Güneydoğu Asya’da pazar paylarını artırmaktadırlar.

Açık olmak gerekirse, Çin “yakın çevresini yeniden keşfetmiyor” aksine ABD-Çin rekabeti bağlamında bu bölgenin Çin için stratejik önemi daha da artmıştır. Coğrafi yakınlık ve tarih nedeniyle yakın çevre ülkeleri Çin’in stratejik hesaplamasında her zaman önemli bir rol oynamıştır, bu yüzden Pekin’in angajmanını artırması doğal bir tercihtir. Bu sefer dikkat çekici olan, Pekin’in yakın çevre stratejisinin kapsamını genişletmiş olmasıdır. Zhai Kun’un People’s Daily’deki yazısı, eski “yakın çevre diplomasisi çalışmaları” ifadesinin “yakın çevre çalışmaları” olarak güncellendiğini, bunun da Pekin’in çabalarının diplomasi ötesine geçerek ekonomik ve siyasi boyutları kapsayan daha kapsamlı bir yapıya dönüştüğünü ve bu dış unsurlar ile iç öncelikler arasında daha fazla etkileşimi içerdiğini göstermektedir.

Ancak yakın çevre çalışmalarının kapsamının genişlemesi, Pekin’in toprak çıkarlarından ödün vereceği anlamına gelmemektedir. Konferansta, “çelişkiler ve farklılıkların” mutlaka çözüleceğini değil en iyi ihtimalle “uygun şekilde yönetileceğini” açıkça belirtmiştir. Başka bir deyişle, Pekin komşu ülkelerle ilişkilerini güçlendirmeye çalışsa da bunu toprak çıkarları pahasına yapmayacaktır; bu da bölgedeki toprak anlaşmazlıklarına yönelik mevcut sert yaklaşımında bir değişiklik olmayacağını göstermektedir.

Çin’in çevre stratejisi işe yarar mı? Konferans, Çin’in çevre ilişkilerinin “şu anda en iyi döneminde” olduğunu ilan ederken, Li Kaisheng’in makalesi Çin’in bugün yaklaşık 28 çevre ülkesiyle çok sayıda ortaklığa sahip olduğunu ve bunun küresel GSYİH’nin yaklaşık yüzde 15’ini oluşturduğunu belirtmektedir. Ayrıca, Güneydoğu Asya’daki hizalanma kalıplarını analiz eden yakın tarihli bir Foreign Affairs çalışması, Güneydoğu Asya’nın “Çin’i tercih etmeye başladığını” ortaya koymaktadır.

Ancak Çin’in bölgesinde elde edebileceği kazanımlar, Çin stratejisinden ziyade, komşu ülkelerin değişen ekonomik koşulları ve iç politikaları gibi rastlantısal faktörlerin bir belirtisi de olabilir. ABD’nin eylemleri (veya eylemsizliği) de önemlidir. Hindistan’ın Çin ile yaşadığı son dönemdeki yumuşama buna bir örnektir. Bu yumuşama en az bir yıldır gelişmekte olsa da, Trump yönetiminin Hindistan ihracatına (şu ana kadar) yüzde 50 gümrük vergisi uygulama kararı, Hindistan’ın Çin ile ilişkilerine dair değerlendirmelerini etkilemiştir. Güneydoğu Asya’da ise bazı ülkeler Pekin’e karşı temkinli olmaya devam etse de, ABD gümrük vergilerinin etkisine karşı bir tampon oluşturmak ve ABD’nin bölgeye yönelik olarak algılanan, varsaydıkları ilgisizliği konusundaki endişeler nedeniyle Çin ile ekonomik entegrasyonu artırmaktadırlar.

Sonuç olarak, konferans, Çin’in yakın çevre ülkeleriyle ilişkilerine yönelik daha proaktif bir yaklaşım sergileme yolunda ilerlediğini yeniden teyit etmektedir. Gelişmelere pasif bir şekilde tepki veren bir aktör olmaktan ziyade, Pekin daha aktif (ve gerekirse iddialı) bir şekilde değişimi yönlendirmeyi ve komşularını Şi’nin “destekleyici” ortam olarak adlandırdığı, yükselişi için elverişli (yani Çin yanlısı) bir bölgesel ekosistem oluşturacak şekilde şekillendirmeyi hedefliyor. Bu tür bir hedef, Hint-Pasifik bölgesindeki Amerikan ekonomik ve güvenlik çıkarlarını zorlayabilir. Bu durum, Washington’un en azından Çin’in bölgeye yönelik yenilenen girişimlerine daha iyi nasıl yanıt verebileceği üzerine düşünmesini gerektiriyor. Yapabileceği en kötü şey ise oturup izlemektir.

 

Manoj Kewalramani

Freeman Çin Çalışmaları Kürsüsü’nde kıdemli (misafir) araştırmacı,
Takshashila Enstitüsü’nde Hint-Pasifik Araştırma Programı başkanı ve Çin çalışmaları uzmanı

 

Nisan ayındaki Yakın Çevre Çalışmaları Merkez Konferansı, Çin liderliğinin komşu ülkelere nasıl baktığı ve nasıl yaklaştığı konusunda bir değişime işaret etmektedir. Konferans özetinin ve Çinli akademisyenlerin analitik yazılarının incelenmesi dört geniş eğilimi ortaya koymaktadır.

Öncelikle, yakın çevre bölgesi tarihsel olarak savunma amaçlı ulusal güvenlik perspektifinden ele alınmıştır. Nisan ayındaki konferans ise bu tarihsel tutumun aksine, Pekin’in küresel diplomasisiyle örtüşen daha geniş ve proaktif bir vizyonu ortaya koydu. Konferansla aslında, Çin’in komşu ülkelerle ilişkilerinin “bölgesel manzara ile değişen dünya arasında derin bir etkileşimin önemli bir aşamasına girdiği” ifade edilmiş oldu. Li Kaisheng gibi Çinli akademisyenler de değerlendirmelerinde bunu vurgulamışlardır. Li, Çin diplomasisinin “yakın çevredeki durumların küresel değişimlerle derinden bağlantılı olduğu yeni bir aşamaya” girdiğini savunmaktadır.

İkincisi, Çinli akademisyenlerin yazıları, ABD ile stratejik rekabetin Çin’in komşu ülkelerle etkileşiminde hâlâ belirleyici olduğunu göstermektedir. Örneğin Wang Junsheng, ABD-Hint-Pasifik Stratejisini “Çin’e yönelik baskıyı yoğunlaştırmak için entegre bir ‘güvenlik-ekonomi-diplomasi’ yaklaşımı” olarak görüyor. Bu bağlam, Pekin’in çevresine yönelik daha kapsamlı yaklaşımını anlamak için de kritik önemdedir. Örneğin Zhai Kun, konferans özetindeki “yakın çevre diplomasisi çalışmaları” ifadesinin “yakın çevre çalışmaları” olarak değiştirilmesinin, “çevre işlerinin diplomatik alanın ötesine geçerek iç ve dış meseleleri koordine eden ve ekonomik, siyasi ve diplomatik alanları bütünleşik şekilde ele alan kapsamlı bir çalışma haline geldiğini” gösterdiğini açıklamaktadır.

Başka bir deyişle, Pekin entegre bir çevreleme stratejisine entegre bir angajman stratejisiyle yanıt veriyor gibi görünmektedir. Bu yaklaşımın amacı, ülkeleri daha bütüncül bir şekilde yapısal olarak Çin’e daha yakından bağlamak ve ABD ile daha geniş stratejik rekabette Çin’e yönelmelerini sağlamaktır. Li, bu bakış açısını iyi bir şekilde özetliyor ve “yakın çevre bölgesi ile büyük güçlerin oyunları arasındaki bağlantının, çok kutuplu bir dünyanın adil ve düzenli gelişimini teşvik etmede kilit bir değişken olduğunu” savunuyor. Ancak Pekin’in bu proaktif yakın çevre politikası kapsamında ne tür kaynakları devreye sokmaya istekli olduğu hâlâ belirsizdir.

Üçüncüsü, Çinli akademisyenlerin yazıları yeni bir Asya güvenlik modelinin oluşturulmasına atıfta bulunmaktadır. Bu, Çin’in yalnızca ABD’ye karşı koymak için değil, aynı zamanda Çin’in çıkarlarına zarar verebilecek bölgesel güvenlik sorunlarını ve eksikliklerini gidermek için daha derin bir güvenlik diplomasisine ihtiyaç duyduğunu kabul ettiğini göstermektedir. Ancak bu modelin neyi içerdiği oldukça belirsizdir. Çin, çatışma yönetimi ve arabuluculuk konusunda temkinli davranmaya devam etmektedir. Bu durum, Mayıs 2025’teki kısa süreli Hindistan-Pakistan savaşına son derece sınırlı katılımından anlaşılmıştır. Benzer şekilde, Afganistan-Pakistan gerilimleri ve 2025 Tayland-Kamboçya çatışmasındaki arabuluculuk girişimleri de sınırlı ve düşük profilli olmuştur. Buna karşılık, Çin’in finansal güvenlik, terörle mücadele, sınır ötesi suçlar, siber güvenlik, sağlık güvenliği ile gıda ve enerji güvenliği gibi alanlarda daha fazla angajman geliştirmesi muhtemeldir.

Son olarak, Pekin için temel ve muhtemelen tercih edilen araç ekonomik diplomasi olmaya devam etmektedir. Bu durum, Çin modernleşmesinin komşu ülkelere fayda sağlamasını ve Asya’nın modernleşme sürecini ilerletmesini güvence altına alma çağrılarında açıkça görülmektedir. Çinli akademisyenler tarafından ortaya konan vizyon, Çin’i bölgesel ekonominin merkezine yerleştirmeye yöneliktir. Bu bağlamda, bazı akademisyenlerin ekonomik açıdan kârlı görünmese bile Çin’in ekonomik, kalkınma ve insani angajmanını genişletmesi gerektiğini savunmaları dikkat çekicidir. Bu aynı zamanda özel sektöre ulusal önceliklere uyma çağrısı olarak da görülebilir. Wang, bu argümanı adalet ilkesi çerçevesinde ele alarak, Pekin’in kapasitesi ölçüsünde yoksul ülkelere yardım etme yükümlülüğü olduğunu ve bunun yapılabilmesi için zaman zaman kâr motivasyonunun adalet lehine bir kenara bırakılması gerektiğini ifade etmektedir.

 

Yun Sun

Stimson Center’da Kıdemli Araştırmacı ve Çin Programı Direktörü

 

Pekin’in gerçekte ne demek istediğini ortaya çıkarmak için, abartılı ve yüceltilmiş söylemlerin katmanlarını bir bir soyup atmak gerekiyor. Bu durum özellikle Çin’in dış politikası için geçerlidir zira Pekin’in stratejik niyeti ve planı, özellikle de sözleri eylemlerle eşleştirmeye çalıştığımızda, her zaman açık değildir.

Bununla birlikte, Çin’in yakın çevresine yönelik yaklaşımının en son ifadelerine ilişkin belgeler ve makalelere dayanarak bazı temalar giderek daha net hale gelmektedir. İlk olarak, stratejik çerçeve açısından yakın çevre, Çin dış politikasının tartışmasız önceliği olarak tanımlanmıştır. Özellikle ABD ile büyük güç rekabeti bağlamında yakın çevre, “安身立命之本” (Çin’in varlığının temeli) olarak nitelendirilmektedir. Bu durum, Çin dış politikasında önceliğin yakın çevre mi yoksa ABD mi olması gerektiğine dair uzun süredir devam eden tartışmayı sona erdirmiştir.

İkinci olarak, kapsam açısından Çin’in yakın çevre tanımı son derece geniştir ve kara sınırını paylaştığı 14 komşusunun topraklarının çok ötesine geçmektedir. Çin için yakın çevre; Rusya, Kuzeydoğu Asya’daki 4 ülke, Güney Asya’daki 8 ülke (geleneksel 6 ülkeye ek olarak Afganistan ve Bhutan), Güneydoğu Asya’daki 11 ülke (Doğu Timor dâhil) ve Orta Asya’daki 5 ülke olmak üzere toplam 28 ülkeyi kapsamaktadır. Bu anlamda Çin, Asya’nın tamamını ve Rusya’yı ulusal güvenlik ve dış ilişkiler açısından en yüksek öncelik olarak görmektedir. Etki alanı açısından bakıldığında, Çin Asya’yı bölgesel hâkimiyeti için doğal bir alan olarak değerlendirmektedir.

Üçüncü olarak, bu yeni yaklaşım açısından Çin’in “yakın çevre ortak kader topluluğu” (ya da “insanlık için ortak geleceğe sahip bir topluluk”) olarak tanımladığı şey, esasen bu ülkeleri Çin yörüngesine dahil etmek; ticaret, yatırım ve tedarik zinciri aracılığıyla ekonomilerini Çin ile derinlemesine entegre etmek amacı taşıyan bir paketleme stratejisidir. Amaç, bu ülkelerin Çin’in ekonomik büyümesinden fayda sağlaması ve Çin zayıfladığında onların da zarar görmesidir. Çin politika literatüründe bu durum “一损俱损, 一荣俱荣” (Çin zarar görürse herkes zarar görür, Çin kazanırsa herkes kazanır) ifadesiyle anlatılmaktadır. Bu konuda en iyi örnek, tedarik zincirindeki kaymalar ve Çin ihracatının Güneydoğu Asya ve Güney Asya üzerinden Amerika Birleşik Devletleri’ne aktarılmasıdır. Ticaret savaşı tırmandığında, ABD’nin yüksek teknoloji ihracatına yönelik kısıtlamalarının etkisi, Çin ürünlerinin yeniden yönlendirilmesi dâhil olmak üzere, Çin’in bölgesel ticaret ortaklarını da etkileyecektir.

Bu bağlamda Çin’in yakın çevre çalışmaları dış politikanın kapsamını aşmıştır; 2013’te kullanılan “周边外交工作” (yakın çevre dış politika çalışmaları) yerine artık “周边工作” (yakın çevre çalışmaları) teriminin kullanılmasının temel nedeni de budur. Çin için yakın çevre yalnızca dış politika meselesi değil; siyasi, ekonomik, askeri, güvenlik, toplumsal ve kültürel entegrasyonun kapsamlı bir birleşimidir.

Çin’in yakın çevre stratejisinin başarısı tartışmalıdır. Çin’in özellikle yerel kamuoyu ve anlaşmazlıkların çözümü gibi birçok alanda hâlâ yetersiz kaldığı açıktır. Ayrıca alt bölgelerin hiçbirinde mutlak bir hâkimiyet kurmuş değildir. Ancak göreli olarak bakıldığında, Şi’nin iktidara geldiği 12 yıl öncesine kıyasla Çin’in bölge üzerindeki etkisini önemli ölçüde artırdığı ve Asya’daki konumunu güçlendirdiği kesindir. Bu eğilimin devam etmesi ve derinleşmesi muhtemeldir.

 

*Manoj Kewalramani, Takshashila Enstitüsü Çin Çalışmaları Uzmanı ve Hint-Pasifik Çalışmaları Programı Başkanı

*Yun Sun, Stimson Center Kıdemli Araştırmacı ve Çin Programı Direktörüdür

*Hoo Tiang Boon, Nanyang Teknoloji Üniversitesi Sosyal Bilimler Okulu Doçentidir

 

Kaynak: https://interpret.csis.org/chinas-renewed-focus-on-periphery-affairs/

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA