Çin ile Avrupa Arasında Yaklaşan Çatışma

Brüksel, Trump’ın gerçeği görmesini bekleyemez. Çin ile Avrupa arasındaki statükoyu sürdürmek artık bir seçenek değildir. Pekin, Avrupalıların sonunda geri adım atacağına inanıyor gibi görünmektedir ve bu nedenle Avrupa’nın kaygılarını gidermek için ciddi hiçbir taviz sunmamaktadır. Gerekli hazırlık ve koordinasyon sağlanmadığı takdirde AB, Çin ile girişeceği bir ticaret çatışmasında kesin bir yenilgiye uğrama tehlikesiyle ciddi biçimde karşı karşıyadır.  Senaryo kolayca öngörülebilir: Çin, Avrupa’nın uygulayacağı gümrük vergilerine sanayi üretimi için kritik öneme sahip girdilerin tedarikini keserek karşılık verebilir.
Temmuz 17, 2026
image_print

Ticaret Savaşı Neden Kaçınılmaz?

2025 yılında Çin lideri Xi Jinping, ABD’nin Avrupa’ya yönelik saldırgan tutumundan yararlanarak Çin’i sorumlu bir alternatif büyük güç olarak tanıtmaya çalıştı. Çin ile Avrupa Birliği arasındaki diplomatik ilişkilerin 50. yıl dönümünü anmak amacıyla gönderilen bir mesajda Xi, Brüksel’i Pekin ile güçlerini birleştirmeye, “çok taraflılığı savunmaya, adalet ve hakkaniyeti korumaya” ve “tek taraflılığa ve zorbalığa karşı çıkmaya” davet etti. Bu yüce söylemlere rağmen Pekin, Avrupalılara somut hiçbir şey sunmadı ve Avrupa sanayisinin geniş kesimlerini tehdit eden haksız ticaret uygulamalarına ilişkin endişelerini gidermek için hiçbir adım atmadı. Nitekim Çin Başbakanı Li Qiang, uzlaşma aramak yerine, kısa süre önce “Çin Şoku 2.0”dan endişe duyan Avrupalıların kaygılarını bir kenara iterek onlara bunun yerine “Çin Fırsatı 2.0”a odaklanmalarını söyledi.

AB’nin önde gelen liderleri ve Brüksel bürokrasisi bu söyleme itibar etmiyor. Avrupa’nın temel sanayi sektörlerinin varlığının Çin tarafından tehdit edildiği sonucuna vardılar. İlk “Çin Şoku”, Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) katılımının ardından 2000’li yılların başında mobilya, tekstil ve metal gibi sektörlerde ABD sanayisinin uğradığı yıkımı ifade eder. Yeni Çin Şoku ise farklı olacaktır. Esas olarak Avrupa’da yaşanacak ve daha şiddetli olacak; otomotiv, makine, kimya, ilaç ve yeşil enerji dâhil olmak üzere gelişmiş sanayi sektörlerini yerle bir edecek ve muazzam iş kayıplarına yol açacaktır.

Avrupalı liderler giderek daha fazla, AB’nin sanayilerini korumak için harekete geçmesi gerektiğini savunuyor. Tehdit o kadar ciddidir ki birkaç yıl önce düşünülemez olan önlemler artık ivme kazanıyor. Örneğin bu yılın başlarında Fransız hükümeti, “Çin’e karşı yaklaşık yüzde 30’luk genel bir gümrük vergisine eşdeğer bir koruma düzeyi oluşturulmasını” önerdi. Almanya başlangıçta tereddüt etmiş olsa da Şansölye Friedrich Merz, Çin’in haksız ticaret uygulamalarıyla başa çıkmak için harekete geçmeye hazır olduğunun sinyalini verdi. Geçen ay ise İspanya hariç tüm AB liderleri, Avrupa Komisyonu’nu harekete geçme seçenekleri hazırlamakla görevlendirdi.

Çin ile topyekûn bir ticaret savaşı gerçek bir olasılık hâline geliyor. Avrupa, bugün Çin ürünlerine tamamen açık olan ve yüksek satın alma gücüne sahip tek büyük pazardır. Çin’de iç talebin zayıf olması ve birçok şirketin kâr elde etmekte zorlanması nedeniyle Pekin, Avrupa pazarına çaresizce ihtiyaç duymaktadır. Sonuç olarak Pekin’in bu pazarı açık tutmak için elinden gelen her şeyi yapması muhtemeldir. Brüksel yaklaşan ticaret savaşında mücadele etme şansına sahip olmak istiyorsa, hem üyeleri arasında azami bir birlik sağlaması hem de benzer görüşlere sahip ortaklarla geniş kapsamlı bir iş birliği kurması gerekecektir. Bunların hiçbiri kolay olmayacaktır. Ancak Avrupa, refahı ve güvenliği açısından hayati önem taşıyan sanayi tabanını korumak istiyorsa, her ikisi de gerekli olacaktır.

Avrupa Uyurken

 

On yıl önce Avrupa’nın Çin’e yönelik politikası rehavetle şekilleniyordu. Pekin, 2015 yılında Avrupa’nın sanayi liderliğini yerinden etme hedefini ortaya koyan Made in China 2025 stratejisini yayımladı. Çok az Avrupalı bu hedefleri ciddiye aldı. Avrupalı sanayi liderleri hem Çin pazarında hem de küresel ölçekte hâkim konumdaydı ve Çinli rakiplerin yenilikçi ürünlerine asla yetişemeyeceğine inanıyordu. ABD Başkanı Donald Trump ilk döneminde Pekin ile bir ticaret savaşı başlattığında birçok Avrupalı, Çin ile sürdürülemez bir ticaret açığı bulunduğu yönündeki teşhisini reddetti. Rehavet devam etti. Biden yönetiminin büyük bölümünde Brüksel, Avrupa sanayisini dezavantajlı duruma düşüreceğinden endişe ettiği ABD Enflasyon Azaltma Yasası’ndaki sanayi politikası sübvansiyonlarından, Çin ile rekabetten daha fazla kaygı duyuyor gibi görünüyordu. Bu süre boyunca Pekin, Avrupalı rakiplerle mücadele edecek ulusal sanayi şampiyonlarını oluşturmak için sistemli biçimde milyarlarca dolar aktardı.

Avrupalıların, Pekin’in çetin bir rakibe dönüşmekte olduğu gerçeğini görmezden gelmesi giderek zorlaştı. Çinli otomobil şirketlerinin yükselişi özellikle kaygı vericiydi ve bu durum, AB’nin 2024 yılının sonlarında Çin’den ithal edilen elektrikli araçlara yüzde 17 ile 35 arasında gümrük vergileri uygulamasına yol açtı. Trump Ocak 2025’te Beyaz Saray’a döndüğünde, Fransa ve diğer önemli üye devletlerin desteğini alan Avrupa Komisyonu, Çin politikası konusunda Washington ile iş birliği yapmak istiyordu. ABD’nin sürece dâhil olmasının isteksiz AB üyelerini daha sert önlemler üzerinde iş birliği yapmaya ikna edeceğine inanarak, Çin’in haksız uygulamalarına karşı ortak hareket etmeyi umuyorlardı. Ancak Trump tarafından geri çevrildiler; Trump bunun yerine Avrupa’yı bir ticaret savaşıyla tehdit etti ve bu durum 2025 yılında Brüksel’in dikkatinin büyük bölümünü meşgul etti.

Bu dikkat dağınıklığına rağmen Avrupalı politika yapıcılar ve iş dünyası liderleri Pekin’e yönelik tutumlarını sertleştirdi. Ticaret dengesizliği sektörler genelinde ve tedarik zincirleri boyunca derinleşiyor, alarm zilleri çalıyor. Rakamlar şaşırtıcı boyutlardadır. Çin’in küresel imalattaki payı 2000 yılındaki yüzde 6 düzeyinden yaklaşık yüzde 30’a yükseldi. Bu arada AB’nin payı yüzde 30’dan yüzde 17’ye düştü. Çin’in AB’ye ihracatının değeri 2015’ten bu yana yüzde 89 artarak ticaret açığını dört katına çıkardı. Geçen yıl Çin’in AB ile ticaret fazlası yaklaşık 411 milyar dolara ulaştı. Bu yıl yalnızca Almanya’nın ticaret açığının 114 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Çin’deki AB Ticaret Odası Başkanı Jens Eskelund, AB-Çin ilişkisini “24.000 konteyner yüklü, 400 metre uzunluğunda, Avrupa’ya gidip neredeyse boş dönen dev bir konteyner gemisine” benzetti. Avrupalı sanayi aktörleri, Çin ithalatının akın ettiği Brezilya, Endonezya ve Güney Afrika gibi ülkelerde de pazar payı kaybediyor. Avrupa’daki etkiler de şimdiden görülmektedir. Alman sanayisi ayda 10.000 iş kaybediyor ve tünel açma makineleri üreticisi Herrenknecht’in kurucusu Martin Herrenknecht şu açıklamayı yaptı: “Çin Şoku gerçektir. Ve Alman sanayisini tüm gücüyle vuruyor.”

Çinli işletmeler, dinamik bir inovasyon ekosisteminden ve korunan iç pazarın sağladığı muazzam ölçek ekonomilerinden yararlanıyor. Ancak Çin’in rekabet üstünlüğü aynı zamanda devasa sübvansiyonlara ve gerçek değerinin yüzde 16 ila 30 altında olduğu tahmin edilen bir para birimine dayanıyor.  Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün yakın tarihli bir raporu, 2005 ile 2024 yılları arasında “Çinli firmaların OECD ülkelerindeki firmalara kıyasla ortalama üç ila sekiz kat daha fazla devlet desteği aldıkları” sonucuna vardı. Aynı zamanda Pekin, Avrupa’nın bağımlılıklarını silah olarak kullanmayı öğrendi. Çin hükümeti artık ihracat kontrollerine yönelik kapsamlı bir yasal çerçeveye, kayda değer bir bürokratik kapasiteye ve Avrupa’nın tedarik zinciri bağımlılıklarına ilişkin istihbarata sahiptir. Bu araçları, Avrupalıları pazarlarını Çin’de üretilen mallara açık tutmaya zorlamak için kullanacaktır.

Yaklaşan Dalga

 

Yaklaşan Çin Şoku uzun süreli ve şiddetli olacaktır. Avrupa’nın tüm temel sanayi sektörleri aynı anda darbe alacak ve maliyet bakımından rekabet edemeyecekleri Çinli rakipler tarafından zayıflatılacaktır. Bütün sektörler çökebilir. 2010’lu yılların başında küresel imalat payının yüzde 30’una sahipken, büyük ölçüde Çinli rakiplerin yükselişi nedeniyle bugün bu payı yüzde 1’e gerileyen Alman ve Avrupa güneş enerjisi sektörünün hikâyesi, gelecekte yaşanacakların habercisidir. Ancak nispeten küçük olan güneş enerjisi sektöründeki iş kayıpları yönetilebilir düzeyde kalmıştır. Bu kez Avrupa yüz binlerce işi kaybetme riskiyle karşı karşıyadır ve bu sektörler ortadan kalktıktan sonra onları yeniden inşa etmek son derece maliyetli olacaktır. Dahası, bu sanayi kapasitesi kaybı, artan bağımlılıklardan oluşan bir kısır döngüye yol açabilir; Çin de daha sonra AB’yi Çin’in bir vasalı hâline getirmek amacıyla bu durumu siyasi olarak istismar edebilir. Bu sektörler Çin rekabetine karşı korunmazsa, Avrupa’nın yeniden silahlanma hedeflerinin gerçekleştirilmesi muhtemelen imkânsız hâle gelecektir. Bugün Çin’den yapılan ithalat ucuz olabilir. Ancak ilerleyen dönemde Pekin, şirketlerinin yerel rekabeti ortadan kaldırdığını bilmenin verdiği güvenle, Avrupa’ya gönderilen ürünlerin fiyatlarını artırabilecek bir konumda olacaktır.

Avrupa hazırlık yapmalıdır. Başlangıç olarak Avrupa Komisyonu, harekete geçmenin gerekliliğini ortaya koyan ikna edici bir söylem oluşturmalıdır. Avrupa’daki Pekin yanlısı sesler ve Çin propagandası, Avrupa’nın alacağı her türlü güçlü ticaret savunma önlemine saldırmaya hazırdır. İngilizce yayımlanan Global Times gazetesi ile Fransa’dan Jean-Luc Mélenchon ve Almanya’dan Alice Weidel’in de aralarında bulunduğu aşırı uçtaki Avrupalı siyasetçiler gibi bu sesler, Avrupa liderlerini Pekin ile maliyetli ve kazanılması imkânsız bir mücadeleye girişerek pervasız davranmakla suçlayacaktır. Ayrıca Çin’i suçlayan Avrupalı politika yapıcıların yalnızca kendi başarısızlıklarını örtbas etmeye çalıştıklarını da ileri süreceklerdir.

Buna karşı koymak için Avrupalı yetkililerin, Pekin ile iletişim kanallarının açık olduğunu ve açık kalmaya devam ettiğini, tercih edilen hareket tarzının ise müzakere edilmiş bir çözüme ulaşmak olduğunu vurgulamaları gerekir. Böyle bir çözüm kapsamında Pekin, iç talebi artırmak için ekonomisini yeniden dengelemeli, haksız sübvansiyonlara son vermeli ve Çin para biriminin değer kazanmasına izin vermelidir. Bu anlaşmanın önündeki engel Avrupa değildir. Engel Çin liderliğidir ve Avrupalı seçmenlerin, Brüksel’in Pekin’i ciddi müzakerelere girmeye zorlamak için harekete geçmesi gerektiğini anlamaları kritik önem taşımaktadır. Seçmenlerin ayrıca ticaret savunma önlemlerinin, hasmane bir küresel ortama uyum sağlamak için hayati önem taşıyan bir ekonomik düzenleme olduğunu anlamaları gerekir. Kısıtlamalar, maliyetleri ve bürokratik yükleri azaltmaya, iç pazarı derinleştirmeye, inovasyonu artırmaya ve AB’yi yapay zekânın sanayide benimsenmesinde lider konuma getirmeye yönelik geniş kapsamlı programları uygulamaları için Avrupalılara zaman kazandıracaktır. Kamuoyu, Avrupa sanayi tabanı korunmadan bunların hiçbirinin gerçekleştirilemeyeceğine ikna edilmelidir. AB liderlerinin, iç reform ile haksız rekabete karşı korumanın aynı madalyonun iki yüzü olduğunu vurgulamaları gerekir.

Avrupalı politika yapıcıların ayrıca Çin’in haksız ticaret uygulamalarıyla başa çıkmak için mümkün olduğunca çok sayıda benzer görüşlü ortağı güçlerini birleştirmeye ikna etmeleri gerekir. Çin rekabetinin tehdidi altında bulunan Japonya ve Güney Kore umut vadeden seçeneklerdir. Ucuz Çin ithalatı akınına karşı hâlihazırda önlemler almış olan Brezilya, Malezya ve Türkiye de öyledir. Bu koalisyon, Pekin üzerinde daha fazla baskı gücü sağlayabilmek için aynı gümrük vergilerini ve ortak ekonomik güvenlik standartlarını uygulama konusunda anlaşmalıdır. Böyle bir koordinasyon, hiçbir ülkenin rekabet açısından dezavantajlı duruma düşmemesini de sağlayacaktır.

En yalın çözüm, haksız rekabet avantajını dengelemek amacıyla tüm ürünlere uygulanacak genel bir telafi edici gümrük vergisi olacaktır.    Ancak bu aynı zamanda siyasi açıdan en az uygulanabilir seçenektir; çünkü yoğun Çin lobi faaliyetleri ve misilleme tehditleriyle karşı karşıya kalan AB üye devletlerinin bu kadar kapsamlı bir önlemi onaylaması olası değildir. Uygulanabilir bir alternatif olarak AB, Andrew Small’ın “sürü sanatı” olarak adlandırdığı yaklaşımı benimsemelidir. Small, “hızla artan ithalata karşı koruyucu önlemler, daha geniş çaplı sübvansiyon soruşturmaları, sektörler genelinde devreye sokulan kamu alımı araçları” ile “sistematik biçimde yürütülen ürün güvenliği ve emniyet denetimleri” çağrısında bulunmuştur. Dağınık bir sürü biçiminde uygulanan bu önlemlerle Pekin’in başa çıkması daha zordur ve bu önlemler, ani ithalat artışlarını yavaşlatıp bağımlılıkları azaltarak Çin Şoku’nun etkisini kırma potansiyeli taşır. Avrupa, katılımcıların Çin ithalatına yönelik üzerinde anlaşmaya varılmış kısıtlamaları uygulaması koşuluyla, karşılıklılık temelinde pazarını serbest ticaret ortaklarına açabilir. Aynı zamanda AB, serbest ticaret ortaklarını Çin’den gelen ithalat artışlarına karşı uygulanan önlemlerden muaf tutmalıdır.

Son olarak Avrupa Komisyonu ve üye devletlerin, farklı tırmanma senaryolarını ayrıntılı biçimde değerlendirip bunlara yönelik hazırlık yaparak Çin’in misillemesine karşı tedbir almaları gerekir. Üye devletler, Komisyonun Çin’in ekonomik zorlama önlemlerine karşı kullanılacak araçları seçmesine olanak tanıyan Zorlama Karşıtı Araç’ın hızla devreye alınmasını taahhüt etmelidir. Gerektiğinde AB, örneğin yarı iletken üretimi ve bakımına yönelik kısıtlamaları sıkılaştırarak ya da uçak bileşenlerine ihracat kontrolleri getirerek, Çin’in Avrupa’ya olan bağımlılıklarını silah olarak kullanabilmelidir. Avrupa pazarına erişimin kesilmesi güçlü bir araç olacaktır; çünkü bu, Çin’in ihracat sektörleri üzerinde büyük bir talep şoku yaratacak, Çin’in ekonomik sıkıntılarını ağırlaştıracak ve deflasyon sarmalını hızlandıracaktır. Pekin, AB birliğini parçalama umuduyla belirli üye devletleri orantısız biçimde hedef alarak büyük olasılıkla böl ve yönet taktiğine başvuracaktır. Komisyon, misilleme için özellikle hedef alınan ülke ve sektörlerin kısmen tazmin edilmesine yardımcı olacak bir dayanışma mekanizmasını haklı olarak şu anda hazırlamaktadır.

Belirsiz Bir Ortak

 

Avrupa küresel ticareti terk etmiyor. Nitekim AB, yakın zamanda Avustralya, Hindistan ve Mercosur ile ticaret anlaşmaları imzaladı. Brüksel’in tutumundaki değişim ise Avrupa’nın, pazarlarını açık tutarak Çin’in otoriter devlet kapitalizminden kaynaklanan rekabetle başa çıkabileceği yönündeki inançtan uzaklaştığını göstermektedir. Bu değişimle birlikte Brüksel ve Washington artık aynı çizgide yer alıyor ve bu durum ABD için son derece büyük bir fırsat sunuyor.

Washington’un Çin’in küresel imalat hâkimiyeti planıyla rekabet edebilmesinin tek yolu, müttefiklerin oluşturduğu ölçekten geçmektedir ve Avrupa bu tür her çabanın vazgeçilmez bir unsurudur. Özel kimyasallar ve polimer ara ürünleri gibi alanlarda Avrupalı üreticiler, Çinli üreticilere karşı tek alternatifi sunmaktadır. Bu alternatifin kaybedilmesi ABD’ye zarar verecek ve onu Çin ürünlerine bağımlı hâle getirecektir. ABD’nin bu çabaya katılması da büyük ölçüde Brüksel’in çıkarınadır. ABD’nin koalisyona katılması, koalisyonu güçlendirecek ve Washington ile topyekûn bir ticaret savaşı tehdidini ortadan kaldırarak Brüksel’in Çin’den kaynaklanan haksız rekabete karşı daha cesur adımlar atmasına olanak sağlayacaktır. Nitekim aydınlanmış çıkar anlayışı, Çin konusunda ABD-AB iş birliği için güçlü bir gerekçe sunmaktadır. Ancak Trump, defalarca bu çıkar anlayışına aykırı hareket ederek Pekin yerine Avrupalı müttefikleri hedef aldı. ABD’nin Çin’in muazzam sanayi gücüne karşı koyma kapasitesini uzun vadede korumak istiyorsa rotasını değiştirmelidir.

Ancak Brüksel, Trump’ın gerçeği görmesini bekleyemez. Çin ile Avrupa arasındaki statükoyu sürdürmek artık bir seçenek değildir. Pekin, Avrupalıların sonunda geri adım atacağına inanıyor gibi görünmektedir ve bu nedenle Avrupa’nın kaygılarını gidermek için ciddi hiçbir taviz sunmamaktadır. Gerekli hazırlık ve koordinasyon sağlanmadığı takdirde AB, Çin ile girişeceği bir ticaret çatışmasında kesin bir yenilgiye uğrama tehlikesiyle ciddi biçimde karşı karşıyadır.  Senaryo kolayca öngörülebilir: Çin, Avrupa’nın uygulayacağı gümrük vergilerine sanayi üretimi için kritik öneme sahip girdilerin tedarikini keserek karşılık verebilir. Bu durum Avrupa’yı tecrit edilmiş hâlde bırakacak ve gerilimin tırmanmasının maliyetlerine katlanmak istemeyen seçmenleri, liderlerine teslim olmaları yönünde baskı yapmaya zorlayacaktır. Böyle bir durumda, Avrupalıların Çin merkezli bir düzene boyun eğmesi gerektiğini savunan yenilgici sesler Avrupa’da daha da güçlenecektir. Ancak bu ihtimal önceden belirlenmiş değildir. Nitekim yenilgi riskinden daha kötü olan tek şey, Avrupa’nın değerli ve yetkin sanayi tabanının kendi hâline bırakılarak eriyip gitmesine izin verme riskidir. Zaman daralıyor, ancak Brüksel hâlâ mücadele edebilir.

Kaynak: https://www.foreignaffairs.com/china/coming-clash-between-china-and-europe

SOSYAL MEDYA