Starmer rejiminin, İsrail’in uluslararası sularda Global Sumud Filosu’na saldırmasının yasa dışı olduğunu belirtmeyi reddetmesine gerçekten şaşırmıştım. İngiltere’nin de benzer yasadışı el koyma işlemlerini planladığını fark etmemiştim.
Gazze Filosu’na el konulması açıkça yasa dışıydı: açık nedenlerle, seyrüsefer özgürlüğü yüzyıllardır Birleşik Krallık denizcilik politikasının tartışmasız temeli olmuştur. Birleşik Krallık, nüfusunun hayatta kalabilmek için gıda ithalatına bağımlı olduğu bir adalar topluluğudur. Seyrüsefer özgürlüğü Birleşik Krallık’ın temel stratejik çıkarlarından biridir. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin ilgili hükümleri, boğazlardan geçiş de dâhil olmak üzere, büyük ölçüde İngiltere’nin etkisiyle şekillenmiştir.
Seyir özgürlüğünün önceliğinden vazgeçmek, İngiltere için kesinlikle radikal bir politika değişikliğidir ve tıpkı geleneksel İngiliz hukuk pozisyonlarındaki diğer birçok değişiklik gibi, Starmer rejiminin İsrail’e verdiği aşırı destekten kaynaklanmaktadır.
Bunun ne kadar derin bir değişiklik olduğu genel olarak anlaşılmamaktadır. William Hague’un dışişleri bakanı olduğu David Cameron’un Muhafazakâr hükümeti bile Gazze’ye yönelik İsrail deniz ablukasına ve özellikle İsrail’in uluslararası sularda gemilere el koymasına karşı çıkmıştı. William Hague, 2010 yılında Avam Kamarası’nda Mavi Marmara’ya çıkılması hakkında şöyle demişti: “Uluslararası sularda İngiliz vatandaşlarının alıkonulmasından ciddi şekilde endişe duyuyoruz.”
Bu, uzun süredir İngiliz hukukunda benimsenen ve şimdi Başbakan Keir Starmer, Başbakan Yardımcısı David Lammy ve Dışişleri Bakanı Yvette Cooper tarafından doğrudan reddedilen bir pozisyondur.
Birleşik Krallık’ın artık yalnızca İsrail ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından açıkça yürütülen yasa dışı abluka ve gemilere el koyma kampanyalarını desteklemekle kalmayıp, Starmer’ın aslında seyrüsefer özgürlüğünden vazgeçmeyi ve Trump/Netanyahu doktrinine katılmayı amaçladığını fark etmemiştim.
Birleşik Krallık, bunu şimdi Smyrtos’a, gemi pazar günü Hindistan’daki Sikka’ya giderken Dover Boğazı’ndan geçmekteyken el koyarak yapmıştır.
Dover Boğazı bir boğazdır. İpucu adında saklıdır. Birleşik Krallık’ın onu Rus deniz taşımacılığına kapatma konusunda kesinlikle hiçbir hakkı yoktur. Bu, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 38. maddesinde yer almaktadır. Uluslararası boğazlardan geçişin “engellenmeyeceği” ifadesi oldukça açıktır. Bu, hem Dover Boğazı hem de Hürmüz Boğazı için geçerli olan hukuki bir rejimdir.
Savaş zamanında elbette farklı hususlar geçerlidir ve savaşan devletlerin ticari gemileri ile savaşan devletlere ve savaşan devletlerden gelen gemiler meşru bir hedef haline gelir. İran, kendi topraklarından başlatılan saldırılara izin veren devletleri de savaşan devlet olarak değerlendirmekte tamamen haklıdır.
Eğer çatışmalar sona ererse, bu Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku rejimi Hürmüz Boğazı’nda yeniden uygulanmalıdır.
Dipnot olarak, İran’ın, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin son yasa dışı saldırganlığına kadar, sözleşmeyi imzalamamış ve hatta boğazlardan geçiş konusunda resmî bir çekince koymuş olmasına rağmen, boğazlara ilişkin uluslararası hukuka her zaman sıkı biçimde uymuş olması belirtmeye değerdir. Savaş sırasında bile İran, son derece zor koşullar altında, gerçekten tarafsız gemilerin geçişi için bir sistem kurmaya çalışmıştır.
Uluslararası siyasette Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüseferin tartışmasız şekilde en güncel mesele olduğu bir anda, Birleşik Krallık’ın boğazlardan serbest geçiş ilkesini terk etmeye karar vermesi şaşırtıcıdır.
Rus gemilerine Dover Boğazı’nı kapatmasının ertesi günü Starmer’ın Almanya, Fransa ve İtalya ile birlikte Hürmüz Boğazı’nda “seyrüsefer özgürlüğü” konusunda ısrar eden ortak bir bildiri yayınlaması, ikiyüzlülüğün bambaşka bir boyutudur; gerçekten akıl almaz bir durumdur.
Uluslararası hukuku umursamıyor ve Trump tarzı reel politiğin daha iyi olduğuna inanıyor olsanız bile, şu anda seyrüsefer özgürlüğüne karşı hareket etmek akıllıca görünmemektedir. Birleşik Krallık artık Amerika Birleşik Devletleri’nin Küba ve Venezuela’ya yönelik deniz ablukaları ve İsrail’in Gazze’ye uyguladığı soykırımcı abluka gibi eylemleri kopyalamaktadır. Bunlar ağır Deniz Hukuku ihlalleridir.
İngiliz devlet bakanı Lisa Nandy, hükümet militarist propaganda yaparken dün gece televizyon haberlerindeydi. Kraliyet Donanması’nın tamamen silahsız ve barışçıl bir ticaret gemisine çıkıp onu ele geçirme eylemi, Nelsonvari bir dehanın ürünü gibi sunuldu. Nandy, el koymayı Rusya’nın petrol satışlarının Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşı finanse ettiği ve Birleşik Krallık’ın Rusya’ya yönelik yaptırımları sahada uygulama örneği olarak savundu.
Bunların hiçbiri gemiye el koymak için en küçük bir hukuki gerekçe sağlamamaktadır. Birleşik Krallık, Rusya ile savaş hâlinde değildir. Ukrayna savaş hâlindedir ve Ukrayna donanması bu gemiye el koyma hakkına sahip olurdu. Ucuz popülerlik uğruna ve askerî harcamaların oluşturduğu yolsuzluk bal küpünün etrafında dönen devasa kamu fonlarını artırmak için, Birleşik Krallık bakanları bizi Rusya ile savaşın eşiğine taşımakta kararlı görünmektedir. Ancak hâlâ savaşta değiliz ve bu nedenle Birleşik Krallık’ın Rusya’ya giden, Rusya’ya ait veya Rus bayrağı taşıyan barışçıl ve masum ticaret gemilerine el koyma hakkı bulunmamaktadır.
Birleşik Krallık, Rusya’ya istediği yaptırımları uygulama konusunda hukuken yetkilidir. Ancak bunları yalnızca kendi meşru yargı yetkisi içinde uygulayabilir. Bir yabancı gemi, ister masum geçiş ister transit geçiş kapsamında bir Birleşik Krallık boğazından veya diğer karasularından geçiyor olsun, Birleşik Krallık’ın yargı yetkisi altında değildir. Smyrtos, el konulduğu sırada aslında Birleşik Krallık’ın güneyindeki uluslararası sularda bulunuyordu.
Aslında, Batılı güçlerin hiçbir yargı yetkisinin olmadığı alanlarda Batı yaptırımlarını uygulama girişimi, emperyalizmin mevcut saldırgan dirilişinin klasik bir örneğidir; burada “kurallara dayalı düzen” yani emperyalistler tarafından dayatılan kurallar, uluslararası hukukun yerini almaktadır.
Nandy ayrıca Smyrtos’un “Rus gölge filosunun” bir üyesi olduğunu da ifade etti. Bu, Starmer rejiminin ve ona bağlı ana akım ve kurumsal medyanın Rusya’ya ait veya Rusya tarafından yönlendirilen ticaret filosunu şeytanlaştırmak için tekrar tekrar kullandığı bir terimdir.
Rusya, Hindistan ve Çin gibi ülkelere tamamen yasal şekilde petrol satmaktadır. Bu petrolün Rus bayrağı dışındaki bayrakları taşıyan gemilerle taşınması son derece normaldir.
Birleşik Krallık’a hidrokarbon taşıyan veya Birleşik Krallık’tan hidrokarbon taşıyan gemilerin nerdeyse hiçbiri Birleşik Krallık’ta kayıtlı ve Birleşik Krallık bayraklı değildir.
Onlarca yıldır uluslararası denizciliğin üzücü bir gerçeği olarak ticari gemilerin elverişli bayrakları taşımaları ve uygun yargı bölgelerine tabi olmalarının nedeni; mürettebat maaşı ve refah düzenlemeleri, gemilerin idareci ve mürettebatlarının eğitimi, gemi durumu ile deniz güvenliği ve denetim rejimleri açısından en düşük standartları sunmak için birbirleriyle rekabet etmeleridir.
Panama, Liberya ve Marshall Adaları gibi uluslararası alanda tanınmış elverişli bayrak devletlerinin çoğunun sicil daireleri, olması gerektiği gibi, o ülkelerin hükümet departmanları anlamında gerçekte mevcut değildir. Bunlar, sicili işletmek için hükümete ücret ödeyen ve kayıt yaptıran gemi sahiplerinden ücret toplayan özel şirketlerdir; neredeyse hiçbirinin fiziksel varlıkları yoktur. Sicil yalnızca bir dizüstü bilgisayardaki isimlerden ibarettir ve çoğu zaman da o dizüstü bilgisayar Londra’dadır.
Birleşik Krallık kolonilerinde genellikle bu tür sahte kayıtların önemli sayıda olduğu görülmektedir. Birleşik Krallık, denizcilerin haklarını iyileştirmek için bu sisteme karşı mücadele eden Uluslararası Ulaştırma İşçileri Federasyonu’nun/ International Transport Workers Federation’ın güçlü bir muhalifidir.
Bu sistem, zengin gemi sahiplerinin tüm deniz güvenliği, çevre ve refah düzenlemelerinden kaçınabilmesi için gelişmiştir ve ultra zenginlerin ihtiyaçlarına hizmet eden Birleşik Krallık ve diğer Batılı ülkeler her zaman buna ortak olmuştur. Batılı devletlerin Rusya’yı “elverişli bayrakları” kullanmakla suçlamalarının inanılmaz ikiyüzlülüğü nefes kesicidir.
Batı, onlarca yıl boyunca küresel elverişli bayrak sistemini kurmuş ve bundan kâr sağlamıştır. Rusya ise yalnızca Batılı şirketlerin oluşturduğu ve hâlâ hâkim olduğu aynı sistemi kullanmaktadır.
Bu arada Savunma Bakanlığı’nın kendi propaganda görüntüleri, dün bütün Birleşik Krallık ana akım medyasında gösterilen görüntüler, Smyrtos’un modern, temiz, iyi donanımlı ve konforlu bir gemi olduğunu kanıtlamaktadır ve eski, paslı bir döküntü olduğuna dair tüm propagandalar tamamen gerçek dışıdır.
Sonunda Smyrtos’a el konulmasının iddia edilen hukuki temelini tespit etmeyi başardım ve bu temel, geminin vatansız olduğu ve bu nedenle Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 110. maddesi uyarınca gemiye çıkılıp el konulabileceği iddiasıdır.
Birleşik Krallık, Smyrtos’un 110. maddenin 1(d) bendine aykırı düştüğünü, yani “milliyetsiz” olduğunu iddia etmektedir.
Bu iddiayı birazdan daha yakından inceleyeceğiz. Ancak bir an için bunun doğru olduğunu varsaysak bile, dikkat edilmesi gereken nokta uluslararası sularda yalnızca milliyetsiz bir gemiyi ziyaret etme ve denetleme hakkınızın olduğudur. 110. madde, denetim sonucunda yasa dışı bir faaliyette bulunduğu tespit edilmeyen bir gemiye uluslararası sularda el koyma hakkı kesinlikle vermemektedir. Birleşik Krallık Smyrtos’a el koymuş, onu Birleşik Krallık karasularına getirmiş ve ardından Birleşik Krallık yargı yetkisi altında olduğunu ileri sürmüştür.
Sözleşmenin hiçbir yerinde buna izin verilmemektedir.
Şimdi Smyrtos’un milliyetsiz olduğu iddiasına bakalım. Bu, medyanın size anlatmayacağı şaşırtıcı bir hikâyedir.
Smyrtos, Rusya’dan yola çıktığında Kamerun bayrağı taşıyordu ve Kamerun siciline kayıtlıydı. Bu konuda herhangi bir ihtilaf yoktur.
Gemi seyir hâlindeyken, 10 Haziran’da Kamerun geçerli hukuki sicil kaydını geri çekti. Bunu, Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık, Kamerun’u Rus gemilerini denizcilik sicilinden çıkarmadığı takdirde kalkınma yardımlarını durdurmakla tehdit ettiği için yaptı.
Dolayısıyla Birleşik Krallık, Kamerun’a baskı yaparak geminin sicil kaydını sildirdi. Daha sonra da gemi dost bir limana ulaşamadan önce, kaydı silinmiş olduğu gerekçesiyle gemiye çıktı.
Şüphesiz ki, şu anda Birleşik Krallık güvenlik ve askeri birimlerinde kendi kendine kıkırdayıp çok zeki olduklarını övünerek dillendiren insanlar vardır. Ancak bu, zekice bir savaş hilesi olsa da, barış hilesi sayılmaz. Uluslararası bir mahkemede sorgusunda mutlaka mahkûm edilecektir. Sahiplerine zorla dayatılan beklenmedik bir sicil kayıt değişikliğinin anında tamamlanması son derece zordur ancak kuşkusuz böyle bir süreç başlatılmıştı ve belki de tamamlanmıştı. Birleşik Krallık’ın eylemleri apaçık ve kasıtlı olarak mantıksızdır.
Siyasetçiler aptalca bir şovenizmle ucuz popülerlik elde etmeye çalışmaktadır. Starmer ucuz yoldan bir manşet kazanmıştır. Dünya bir sonraki dünya savaşına biraz daha yaklaşmaktadır. Birleşik Krallık ise dünyanın geri kalanının gözünde daha da fazla meşruiyet kaybetmektedir.
Bu arada Trump, İsrail’in çıkarları uğruna yasa dışı bir savaş başlatmadan önce sahip olduğu açık statüye Hürmüz Boğazı’nın muhtemel dönüşünü büyük bir zafer olarak sunmaktadır.
Seyrüsefer özgürlüğü savunulmaya değer bir ilkeydi. Bu ilke terk edilmiş ve yerini en güçlü donanmalara sahip olanların denizlere hükmetmesine bırakmıştır. Neyse ki Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ne Starmer kadar savaş heveslisidir ne de siyasi açıdan onun kadar çaresizdir. Bununla birlikte Rusya artık Dover Boğazı’nı açık tutmak için en azından bir firkateyn göndermek zorunda kalacaktır. Savaş davulları giderek daha yakından çalmaktadır.
Craig Murray, yazar, yayıncı ve insan hakları aktivistidir. Ağustos 2002 ile Ekim 2004 arasında Özbekistan’da Birleşik Krallık Büyükelçisi ve 2007 ile 2010 yılları arasında ise Dundee Üniversitesi Rektörü olarak görev yapmıştır.
Kaynak: https://www.savageminds.co/p/the-uk-joins-the-pirates
Tercüme: Ali Karakuş
