Avrupa’nın Panik Ekonomisi: Sessizce Kabul Edilen Yenilgi

Avrupa’nın liderleri şu anda beklentileri düşürüyor çünkü depoların ne içerdiğini, fabrikaların henüz neyi teslim edemediğini, borç eğrilerinin neye benzediğini — ve halkın zaten anlamaya başladığı şeyleri — biliyorlar.
Ocak 1, 2026
image_print

Dondurulmuş Varlıklar ve Boş Cephanelikler 

Bir başbakan, kendi ekibine “dinlenin, çünkü gelecek yıl çok daha kötü olacak” dediğinde, bu kara mizah değildir. Bu, yorgunluğun ifadesi değildir. Bu, maskenin düşmesidir — liderlerin, içsel tahminler artık kamuoyuna sunulan söylemle örtüşmediğinde verdikleri türden bir ifşadır.

Giorgia Meloni seçmenlere seslenmiyordu. Devlete sesleniyordu — artık sonuçları gizlenemeyen kararları uygulamakla görevli bürokratik çekirdeğe. Sözleri sıradan bir iş yükü artışıyla ilgili değildi. Kısıtlamalarla ilgiliydi. Sınırlarla ilgiliydi. Kriz yönetiminden kontrollü çöküşe geçmiş ve 2026’da biriken maliyetlerin nihayet çarpışacağını bilen bir Avrupa hakkındaydı.

Meloni’nin ağzından kaçırdığı şey, Avrupa’nın elitlerinin zaten farkında olduğu bir şeydi: Batı’nın Ukrayna’daki projesi, doğrudan maddi gerçekliğe toslamış durumda. Ne Rus propagandası. Ne dezenformasyon. Ne de popülizm. Çelik, mühimmat, enerji, işgücü ve zaman. Ve maddi gerçeklik kendini dayatmaya başladığında, meşruiyet de çözülmeye başlar.

 

Avrupa’nın Altından Kalkamayacağı Savaş

Avrupa savaş pozisyonu alabilir. Ama savaş için üretim yapamaz.

Yüksek yoğunluklu bir yıpratma savaşının dördüncü yılına girilirken, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa, onlarca yıl boyunca unutmaya çalıştıkları bir gerçekle yüzleşiyor: Bu tür bir çatışma, gösterişli konuşmalarla, yaptırımlarla ya da diplomasiyi terk ederek sürdürülemez. Böyle bir savaş, kayıpları aşan miktarda mermi, füze, eğitimli ekipler, bakım döngüleri ve üretim oranlarıyla — aylar boyunca, kesintisiz şekilde — sürdürülebilir.

2025 itibarıyla bu fark artık teorik değil.

Rusya, şu anda Batılı yetkililerin bile NATO’nun toplam üretimini geride bıraktığını kabul ettiği ölçekte topçu mühimmatı üretiyor. Rus sanayisi, tam seferberliğe bile geçmeden, merkezi tedarik, sadeleştirilmiş tedarik zincirleri ve devlet yönlendirmeli üretim sayesinde kesintisiz, savaş zamanına yakın bir üretim rejimine geçmiş durumda. Yıllık topçu mühimmatı üretiminin birkaç milyon mermi seviyesinde olduğu tahmin ediliyor — bu üretim vaat değil, fiilen gerçekleşiyor.

Avrupa ise 2025 yılı boyunca, maddi olarak asla ulaşamayacağı hedefleri kutlamakla meşguldü. Avrupa Birliği’nin amiral gemisi niteliğindeki taahhüdü hâlâ yılda iki milyon mermi üretmek — ancak bu hedef, yeni tesislere, yeni sözleşmelere ve yeni işgücüne bağlı ve savaşın belirleyici zaman dilimi içinde, hatta hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleşmeyebilir. Hayal edilen bu hedefe ulaşılsa bile, Rusya’nın üretimiyle eşitlenmesi mümkün değil. ABD ise, acil bir kapasite artışının ardından — ve bu büyük bir “eğer” — yılda yaklaşık bir milyon mermi üretmeyi öngörüyor. Kâğıt üzerinde birleştirilse bile, Batı’nın toplam üretimi, Rusya’nın halihazırda teslim ettiği miktarla başa çıkmakta zorlanıyor. Kâğıttan kaplan derler ya — tam da öyle.

Bu bir fark değil. Bu, büyük bir tempo uyuşmazlığı. Rusya şu anda büyük ölçekli üretim yapıyor. Avrupa ise, o ölçeği yeniden üretme kapasitesini ileride bir gün kurabilmenin hayalini kuruyor.

Ve zaman, yaptırım uygulanamayacak tek değişkendir.

Amerika Birleşik Devletleri de Avrupa’nın boşalmış kapasitesini basitçe telafi edemez. Washington’ın kendisi de endüstriyel darboğazlarla karşı karşıya. Patriot hava savunma füzelerinin üretimi yılda birkaç yüz adedi geçmiyor; oysa şu anda talep hem Ukrayna, İsrail ve Tayvan’ı hem de ABD’nin kendi stoklarının yeniden doldurulmasını aynı anda kapsıyor — ve bu dengesizlik, Pentagon’un üst düzey yetkililerinin bile kısa sürede giderilemeyeceğini, hatta belki hiçbir zaman giderilemeyeceğini kabul ettiği bir durum. ABD donanmasının gemi inşası da aynı hikâyeyi anlatıyor: denizaltı ve yüzey savaş gemisi programları, işgücü kıtlığı, yaşlanan tersaneler ve maliyet aşımları nedeniyle yıllarca gecikmiş durumda ve anlamlı bir genişleme ancak 2030’lu yıllara sarkabiliyor. Amerika’nın Avrupa’yı sanayi altyapısıyla destekleyebileceği varsayımı artık gerçekle örtüşmüyor. Bu sadece Avrupa’nın sorunu değil; Batı’nın tamamının sorunu.

Fabrikasız Savaş Hazırlığı

Avrupalı liderler “savaş hazırlığı”ndan sanki bu yalnızca siyasi bir duruşmuş gibi söz ediyor. Oysa gerçekte bu, endüstriyel bir durumdur — ve Avrupa bu durumu karşılayamıyor.

Yeni topçu üretim hatlarının istikrarlı bir üretim kapasitesine ulaşması yıllar alır. Hava savunma önleme füzelerinin üretimi ani sıçramalarla değil, partiler hâlinde ölçülen uzun döngülerle yapılır. Patlayıcılar gibi en temel girdiler bile hâlâ darboğaz durumundadır; onlarca yıl önce kapatılan tesisler ancak şimdi yeniden açılıyor — ve bazıları 2020’lerin sonuna kadar tam kapasiteye ulaşamayacak.

Sadece bu tarih bile bir itiraftır.

Bu sırada Rusya, halihazırda savaş zamanı temposunda faaliyet gösteriyor. Savunma sektörü her yıl binlerce zırhlı araç, yüzlerce uçak ve helikopter ile büyük miktarda insansız hava aracı teslim ediyor.

Avrupa’nın sorunu kavramsal değil; kurumsal. Almanya’nın çok övülen Zeitenwende hamlesi bu gerçeği acımasızca ortaya koydu. On milyarlarca avro tahsis edildi, ancak tedarik darboğazları, parçalı sözleşmeler ve zayıflamış tedarikçi tabanı, teslimatların söylemin yıllarca gerisinde kalmasına neden oldu. Avrupa’nın en yetkin silah üreticisi olarak sıkça anılan Fransa daha sofistike sistemler üretebiliyor; ancak bu sistemler, yıpratma savaşının binlerce birim gerektirdiği bir ortamda, sadece onlarca birimlik butik miktarlarda üretilebiliyor. Avrupa Birliği’nin kendi mühimmat hızlandırma girişimleri bile, yalnızca kâğıt üzerinde kapasiteyi artırabildi; cephedeki mermiler ise haftalar içinde tükenmeye devam etti. Bunlar ideolojik başarısızlıklar değil. Bunlar idari ve endüstriyel başarısızlıklardır — ve baskı altında katlanarak büyürler.

Fark yapısaldır. Batı sanayisi, hissedar verimliliği ve barış zamanı kâr marjları için optimize edilmiştir. Rusya’nınki ise baskı altında dayanıklılık gösterecek şekilde yeniden düzenlenmiştir. NATO yardım paketleri açıklar. Rusya teslimatları sayar.

210 Milyar Avroluk Fantezi

Bu endüstriyel gerçeklik, dondurulmuş varlıklar meselesinin neden bu kadar önemli olduğunu ve neden başarısız olduğunu açıklar.

Avrupa liderliği, Rusya’ya ait devlet varlıklarına el koymayı ne hukuki yaratıcılık ne de ahlaki netlik nedeniyle gündeme aldı. Bu yolu izledi çünkü zamana ihtiyacı vardı. Savaşın Batı’nın sanayi koşullarında sürdürülemeyeceğini itiraf etmekten kaçınmak için zamana. Üretimi, finansmanla ikame edebilmek için zamana.

Yaklaşık 210 milyar avroluk Rus varlıklarına el koyma girişimi, hukuki riskler, piyasa etkileri ve Belçika’nın öncülüğünde İtalya, Malta, Slovakya ve Macaristan’ın da doğrudan el koymaya karşı çıkması nedeniyle, 20 Aralık’ta başarısız olunca; Avrupa bunun yerine daha zayıf bir alternatife razı oldu: 2026–27 yılları için Ukrayna’ya verilecek 90 milyar avroluk bir kredi. Bu kredi, yıllık 3 milyar avro faizle geri ödenecek ve Avrupa’nın geleceği üzerine bir ipotek daha koyacak. Bu bir strateji değildi. Bu bir hasar kontrolüydü — ve zaten zayıflamış olan Birliği daha da böldü.

Açık biçimde el koymak, Avrupa’nın finansal emanetçi olarak güvenilirliğini yerle bir ederdi. Kalıcı hareketsizleştirme bu patlamayı önledi — ama yavaş bir kanamaya yol açtı. Varlıklar süresiz olarak dondurulmuş durumda; bu da Avrupa’da tutulan rezervlerin artık koşullu olduğunu ve riske değmediğini dünyaya ilan eden sürekli bir ekonomik savaş eylemi anlamına geliyor. Avrupa, hukuki kopuş yerine itibar aşınmasını seçti. Bu tercih, güç değil, korku anlamına geliyor.

Bilanço Savaşı Olarak Ukrayna

Daha derin gerçek şu ki, Ukrayna artık esas olarak bir cephe meselesi değil; bir ödeme gücü sorunudur. Washington bunun farkında. Amerika Birleşik Devletleri utancı tolere edebilir. Ama ucu açık yükümlülükleri sonsuza dek taşıyamaz. Bu yüzden bir çıkış rampası aranıyor — sessizce, düzensiz biçimde ve retorik bir örtüyle birlikte.

Avrupa ise böyle bir çıkışa ihtiyaç duyduğunu kabul edemez. Çünkü bu savaşı varoluşsal, medeniyet temelli ve ahlaki bir mesele olarak çerçeveledi. Uzlaşmayı yatıştırma, müzakereyi teslimiyet ilan etti. Ve böyle yaparak kendi çıkış yollarını da yok etti.

Artık maliyetler, hiçbir anlatının yönünü saptıramayacağı noktalara düşüyor: Avrupa bütçelerine, Avrupa’nın enerji faturalarına, Avrupa sanayisine ve Avrupa’nın siyasi uyumuna. 90 milyar avroluk kredi bir dayanışma göstergesi değil. Bu, çöküşün menkul kıymetleştirilmesidir — yükümlülükler ileriye devredilirken, onları haklı kılacak üretken zemin erimeye devam ediyor.

Meloni bunu biliyor. Bu yüzden sesi meydan okuyucu değil, yılgındı.

Panik Yönetimi Olarak Sansür

Maddi sınırlar sertleştikçe, anlatı kontrolü de sıkılaşır. Avrupa Birliği’nin Dijital Hizmetler Yasası’nın agresif biçimde uygulanması, güvenlik için değil. Bu uygulama, en Orwellvari haliyle, artık açık hesap verebilirliğe dayanamayacak hale gelmiş bir elit mutabakatın etrafında bir bilgi çemberi oluşturmak, yani onu kontrol altında tutmak içindir. Vatandaşlar önce sakin bir şekilde, ardından sakin olmadan, ısrarla “Bütün bunlar ne içindi?” diye sormaya başladığında, meşruiyet illüzyonu hızla çöker.

İşte bu yüzden düzenleyici baskı artık Avrupa sınırlarını da aşıyor; yargı yetkisi ve ifade özgürlüğü konusunda transatlantik gerilimlere yol açıyor. Kendine güvenen sistemler diyalogdan korkmaz. Kırılgan sistemler ise korkar. Buradaki sansür ideolojik değildir. Bu, bir sigortadır.

Sanayisizleşme: Konuşulmayan İhanet

Avrupa yalnızca Rusya’ya yaptırım uygulamadı. Kendi sanayi modeline de yaptırım uyguladı.

2025 yılı itibarıyla, Avrupa sanayisi hâlâ Amerika Birleşik Devletleri veya Rusya’daki rakiplerine kıyasla çok daha yüksek enerji maliyetleri ödemeye devam ediyor. Kıtanın motoru olan Almanya, enerji yoğun imalat sektörlerinde sürekli bir daralma yaşıyor. Kimya, çelik, gübre ve cam üretimi ya tamamen durduruldu ya da başka ülkelere taşındı. İtalya ve Orta Avrupa genelindeki küçük ve orta ölçekli işletmeler ise manşetlere çıkmadan sessizce iflas ediyor.

İşte bu yüzden Avrupa, ihtiyaç duyduğu ölçekte mühimmat üretemiyor. Bu yüzden yeniden silahlanma, bir koşuldan çok, hâlâ yerine getirilememiş bir vaatten ibaret. Ucuz enerji bir lüks değildi. Temeldi. Onu kendi ellerinizle ortadan kaldırırsanız — örneğin Nordstream gibi — yapı içten içe çöker.

Tüm bunları izleyen Çin ise Avrupa’nın kâbusunun öteki yarısını elinde tutuyor. Savaş hazırlığına geçmeden, dünyanın en derin üretim tabanını kontrol ediyor. Rusya’nın Çin’in bu genişliğine ihtiyacı yok — yalnızca arkasında stratejik bir derinliğe ihtiyaç duyuyor. Avrupa’nın ise ikisi de yok.

Meloni’nin Aslında Korktuğu Şey

Sıkı çalışmaktan değil. Yoğun programlardan da değil. Onun korkusu, Avrupa elitlerinin 2026 yılında aynı anda üç şeyi birden kontrol edemez hale gelmesi.

Para — Ukrayna’nın finansmanı Avrupa Birliği’nin bilanço sorunu haline gelirken, “Rusya ödeyecek” fantezisinin yerini gerçek maliyetler alıyor.

Anlatı — sansür sıkılaşmasına rağmen, kıta genelinde yankılanan o soruyu bastıramadığı için: “Bütün bunlar ne içindi?”

İttifak disiplini — Washington çıkış için manevralar yaparken, maliyetleri, riskleri ve aşağılanmayı Avrupa üstleniyor.

İşte asıl panik budur. Savaşı bir gecede kaybetmek değil; enerji faturaları, kapanan fabrikalar, boşalan cephanelikler ve ipotek altına alınmış gelecekler üzerinden gerçeklik sızdıkça, meşruiyeti yavaş yavaş kaybetmektir.

Uçurumun Kenarındaki İnsanlık

Bu sadece Avrupa’nın krizi değil. Bu bir medeniyet krizi. Üretemeyen, yenileyemeyen, gerçeği söyleyemeyen ve geri çekildiğinde meşruiyeti çöken bir sistem sınırına ulaşmış demektir. Liderler, kurumlarını daha kötü yıllara hazırlamaya başladıklarında, bu yalnızca bir rahatsızlık öngörüsü değildir. Bu, yapının kendisinin artık sürdürülemez olduğunu kabul etmektir.

Meloni’nin sözleri bu yüzden önemliydi — çünkü gösteriyi delip geçti. İmparatorluklar zaferlerini yüksek sesle ilan eder. Çöküşteki sistemler ise beklentileri sessizce düşürür — ya da Meloni’nin durumunda olduğu gibi, yüksek sesle.

Avrupa’nın liderleri şu anda beklentileri düşürüyor çünkü depoların ne içerdiğini, fabrikaların henüz neyi teslim edemediğini, borç eğrilerinin neye benzediğini — ve halkın zaten anlamaya başladığı şeyleri — biliyorlar.

Çoğu Avrupalı için bu hesaplaşma, strateji ya da tedarik zincirleri üzerine soyut bir tartışma olarak gelmeyecek. Bu hesaplaşma, çok daha yalın bir farkındalıkla gelecek:
Bu, onların rızasıyla girilen bir savaş değildi. Bu savaş, evlerini, refahlarını ya da geleceklerini savunmak için verilmedi. Bu savaş, imparatorluğun açgözlülüğü için yürütüldü — ve bedeli onların yaşam standartlarıyla, sanayileriyle ve çocuklarının geleceğiyle ödendi.

Onlara bu savaşın varoluşsal olduğu söylendi. Başka alternatif olmadığı söylendi. Fedakârlığın erdem olduğu söylendi.

Oysa Avrupalıların istediği şey sonsuz seferberlik ya da kalıcı kemer sıkma değil. Barış istiyorlar. İstikrar istiyorlar. Refahın sessiz haysiyetini istiyorlar — uygun fiyatlı enerji, işleyen bir sanayi ve rıza göstermedikleri savaşlara ipotekli olmayan bir gelecek.

Ve bu gerçek yerleştiğinde, korku dağıldığında, büyü bozulduğunda — Avrupalıların soracağı soru teknik, ideolojik ya da retorik olmayacak.

İnsani bir soru olacak:
“Hiçbir zaman onaylamadığımız bir savaş için neden her şeyimizi feda etmeye zorlandık — ve neden peşinden gitmeye değer bir barış yok denildi?”
Ve işte bu, Meloni’yi geceleri uykusuz bırakan şey.

Kaynak: https://ronpaulinstitute.org/europes-panic-economy-frozen-assets-empty-arsenals-and-the-quiet-admission-of-defeat/

SOSYAL MEDYA