Afrika, Orta Doğu Savaşlarının Yeni Cephesi

Bu dünyayı yönetmek, hele de bütünüyle kontrol altına almak, Washington ve müttefiklerinin son birkaç on yılda karşılaştıkları her şeyden daha zor olacak. Krizler sık yaşanacak, çatışmaların çözümü güç olacak ve istikrar kaynakları kıt kalacak. Ancak böylesine karmaşık bir ortamda yol alabilmenin anahtarı, o ortamın temel özelliklerini anlamaktan geçiyor. Kızıldeniz koridorundaki çalkantıların coğrafyasını haritalandırmak, gelecekte yaşanacak daha geniş çaplı küresel sarsıntıya karşı bir uyarı niteliği taşıması bakımından hayati önem taşıyor.
Ekim 12, 2026
image_print

Hürmüz Boğazı için verilen mücadele dünyanın dikkatini üzerine çekiyor. Ancak Arap Yarımadası’nın batısındaki ihtilaflı su yolunu da gözden kaçırmamak gerekiyor. Kızıldeniz bölgesinin tamamı yoğun bir rekabetle çalkalanıyor. Çatışmanın tarafları arasında büyük güçler, devlet dışı aktörler ve bunların arasında yer alan hemen her türden aktör bulunuyor. Bu çatışma koridoru, küresel ticareti sekteye uğratırken iki kıtaya yayılan bölgeleri de sarsıyor. Aynı zamanda ileride yaşanabilecek daha geniş çaplı bir düzensizliğin habercisi de olabilir.

Kızıldeniz, kuzeyde Süveyş Kanalı, güneyde ise Babülmendep Boğazı ve Aden Körfezi aracılığıyla Hint Okyanusu’nu Akdeniz’e, dolayısıyla Asya’yı Avrupa’ya bağlıyor. Normal koşullarda küresel konteyner trafiğinin yüzde 30’u ve günde yaklaşık 5 milyon varil petrol bu güzergâhtan taşınıyor. Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan denizaltı fiber optik kablolarının büyük çoğunluğu da Kızıldeniz’in tabanından geçiyor.

Bu su yolu, dinamik ve çalkantılı iki bölge olan Basra Körfezi ile Kuzeydoğu Afrika’yı da birbirine bağlıyor. Yakında yayımlanacak The Landscape of Power: Geography and the Rise and Fall of Nations adlı kitabımda da belirttiğim gibi, en dar noktasında genişliği 20 milden az olan bu deniz, ayırmaktan çok birleştiriyor. Son yıllarda ise çevresindeki bölgelerde ağır çatışmalar yaşandı.

7 Ekim 2023’te İsrail’e yönelik terör saldırılarının ardından Yemen’deki Husiler, İsrail’e füzeler fırlatarak ve Kızıldeniz’deki gemileri yoğun ateş altına alarak Hamas’la dayanışma gösterdi. Bu yaz Suudi Arabistan’la yıllardır devam eden ateşkesin bozulmasının ardından Husiler, Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı boyunca stratejik öneme sahip bölgeleri ele geçirdi.

Husiler, Suudi Arabistan’ın deniz taşımacılığına abluka uyguladı. Ayrıca Kızıldeniz kıyısındaki kritik Yanbu Limanı’na insansız hava araçları gönderdi ve füzeler fırlattı. Bu liman, Hürmüz Boğazı’nın ihtilaf konusu olduğu veya kapandığı dönemlerde Suudi Arabistan’ın boru hattı üzerinden dünya pazarlarına ihracat yaptığı merkez konumunda. Suudi Arabistan da şu anda Husilerin kontrolündeki bölgeleri geri almayı amaçlayan Yemen hükümetinin askerî harekâtını destekliyor. Husiler, Suudi Arabistan’ın havalimanlarına, boru hatlarına ve diğer stratejik hedeflerine yönelik saldırılarla karşılık verdi. Suudi Arabistan; ABD, Çin, Pakistan, Türkiye, Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail’den yardım isterken Kızıldeniz’in Afrika kıyılarında da istikrarsızlık giderek artıyor.

Etiyopya’da yaklaşık dört yıldır durgun seyreden iç savaş yeniden alevlendi. Etiyopya hükümetinin Eritre, Sudan ve Mısır’ı Tigraylı isyancıları desteklemekle suçlaması, daha geniş çaplı bir çatışma yaşanacağına ilişkin endişeleri artırdı. Sudan’da da Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye ve İran’ın aralarında bulunduğu çok sayıda dış aktörün müdahalesiyle körüklenen, uzun süredir devam eden yıpratıcı bir iç savaş yaşanıyor.

Kızıldeniz’in Aden Körfezi’yle birleştiği noktada bulunan küçük Cibuti, birkaç yabancı askerî üsse ve süregelen jeopolitik nüfuz mücadelelerine ev sahipliği yapıyor. Somali ise Kızıldeniz’in dışında, Babülmendep Boğazı’nın hemen güneyinde yer alıyor. Bununla birlikte, El Kaide bağlantılı terör örgütü Eş-Şebab’ın yürüttüğü isyan ve Somali’den ayrılan Somaliland bölgesiyle yaşanan gerilimler nedeniyle bölgesel istikrarsızlığı besliyor.

Bu koridorun tamamında rekabet ve çatışmalar yaşanıyor. Kızıldeniz’deki mücadeleler ise giderek bölgesel sınırları aşıyor.

İsrail, geçen yılın sonlarında Somaliland’ın Somali’den bağımsızlığını tanıdı. Bu karar, kısmen Somaliland topraklarını Husilere yönelik olası saldırılar için bir harekât üssü olarak kullanma amacından kaynaklanmış olabilir. Bu durum, Somali’yle aynı safta yer alan ve Afrika ile Orta Doğu’da birçok cephede İsrail’le nüfuz mücadelesi yürüten Türkiye’yle ihtilaflara zemin hazırlayabilir.

Radikal ittifaklar gelişip yaygınlaşıyor. Husiler, Eş-Şebab’la eğitim faaliyetlerinde bulundu ve silah ticareti yaptı. İran ise Suudi Arabistan’ı hedef alan bir kıskaç stratejisinin parçası olarak Afrika’nın Kızıldeniz kıyılarında varlığını geliştirdi. Ancak Basra Körfezi ile Kuzeydoğu Afrika’yı birbirine bağlayan tek rekabet bu değil.

Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki nüfuz mücadelesi Afrika’ya da yayıldı. Her iki ülke de bu kıtada kaynaklara erişim ve stratejik derinlik elde etmeye çalışıyor. Sudan’daki iç savaşta karşıt grupları desteklemeleri de bu arayışın önemli unsurlarından biri.

Türkiye’nin Yeni Osmanlıcı hedefleri, Sudan ve Somali’den Suriye ve Katar’a kadar uzanan coğrafyada müdahalelere, ittifaklara ve askerî konuşlanmalara yol açtı. Rusya, Sudan’da donanması için denizden erişim imkânı elde etmeye çalışıyor. Bu imkânı elde etmesi, Rusya’nın birden fazla bölgeye ulaşmasını kolaylaştıracaktır. Çin, ülke dışındaki ilk askerî üssünü Cibuti’de kurdu ve o zamandan beri Husilerin yakın bir ortağı hâline geldi. Avrupa Birliği’nin deniz görev gücü, 2024’ten bu yana Kızıldeniz’deki gemi trafiğini koruyor. ABD ise çeşitli aktörlere karşı uzun bir müdahale geçmişine sahip. Husilerle 2025’te giriştiği şiddetli çatışma, taraflardan hiçbirinin kesin üstünlük sağlayamamasıyla sonuçlandı.

Çatışmalar bu denli karmaşık ve yaygın olduğunda, ülkeler arasındaki saflaşmaları anlamak güçleşebiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran kaynaklı varoluşsal bir tehditle karşı karşıya olmalarına rağmen Etiyopya ve Sudan’da birbirlerine karşı vekâlet savaşları yürütüyor. Kızıldeniz koridoru giderek iç içe geçmiş rekabetlerin oluşturduğu bir yumak hâline gelirken daha geniş çaplı iki eğilimi de görünür kılıyor.

Bunlardan ilki, stratejik dar geçitler üzerindeki mücadelenin giderek yoğunlaşması. ABD ile İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki mücadelesi, Husilerin Kızıldeniz’deki saldırıları, Çin’in Güney Çin Denizi’nde hâkimiyet kurma çabaları ve Rusya’nın Arktik’teki Kuzey Deniz Rotası üzerindeki hak iddiaları, denizlerin kontrolüne yönelik küresel mücadelenin parçalarını oluşturuyor. Bölünmelerin derinleştiği ve savaşlara açık bir dünyada ülkeler, hatta Husiler gibi devlet dışı aktörler bile küresel ticareti mümkün kılan geçiş yollarına hâkim olarak güç ve stratejik avantaj elde etmeye çalışıyor.

İkinci eğilim ise dünyamızın her yanına yayılan jeopolitik karmaşa. ABD’nin tek kutuplu hâkimiyeti geriledi. Rakip büyük güçler nüfuzlarını ortaya koyarken orta güçler kendi iddialı projelerinin peşinden gidiyor. Artık füzeler ve diğer gelişmiş silahlarla donanmış olan devlet dışı aktörler ise radikalizmi ve çalkantıları körüklüyor.

Bu dünyayı yönetmek, hele de bütünüyle kontrol altına almak, Washington ve müttefiklerinin son birkaç on yılda karşılaştıkları her şeyden daha zor olacak. Krizler sık yaşanacak, çatışmaların çözümü güç olacak ve istikrar kaynakları kıt kalacak. Ancak böylesine karmaşık bir ortamda yol alabilmenin anahtarı, o ortamın temel özelliklerini anlamaktan geçiyor. Kızıldeniz koridorundaki çalkantıların coğrafyasını haritalandırmak, gelecekte yaşanacak daha geniş çaplı küresel sarsıntıya karşı bir uyarı niteliği taşıması bakımından hayati önem taşıyor.

Kaynak: https://www.aei.org/commentary/africa-is-the-new-front-in-the-middle-easts-wars/