Milyarderlerin Serveti

Batı demokrasisinin temelinde yatan sosyal demokrat uzlaşma ölümcül biçimde parçalanmıştır.  Milyarderlerin kontrolündeki politikacıların, Helotları (Sparta toplumunun büyük bir yekununu oluşturan köleleri tanımlamak için kullanılan kavram) susturmak için kesinlikle kaçınılmaz gördüğü yerlerde bile kamu hizmetleri hor görülüyor ve isteksizce, kısıtlı bir şekilde sağlanıyor.
Ekim 26, 2026
image_print

Eşitsizlik ve Neoliberalizme Karşı İsyan

 

Son 20 yıl boyunca bütün Batı demokrasilerinde neoliberal siyasetçilerin “Umut”, “Değişim” ya da bunların çeşitli eş anlamlıları ve çevirileri olan sloganlarla kampanya yürütmelerinin bir nedeni var. Çünkü çok yüksek ücretler alan halkla ilişkiler danışmanları onlara, halkın eksikliğini hissettiği, ihtiyaç duyduğu ve çok arzuladığı şeyin umut ve değişim olduğunu söylediler. Ayaklanma ve isyan, başka hiçbir çaresi kalmamış insanların başvurduğu, son derece yüksek risk taşıyan eylemlerdir.

Tarih eğitimi aldığım dönemde müfredatın temelini; XII. Charles’ın devrilmesi, Macar İsyanı ve Paris Komünü gibi Avrupa çapındaki pek çok olayın yanı sıra, bunların Birleşik Krallık’taki sönük yansımaları olan Büyük Reform Yasası (Great Reform Act) ve Çartist hareket (1838 yılında yayımlanan altı maddelik People’s Charter (Halk Bildirgesi/Halkın Şartı) adlı belgeden adını alan ve 1838-1850 yılları arasında İngiltere’de işçi sınıfının daha demokratik siyasi haklar elde etmek amacıyla başlattığı, tarihteki ilk büyük ve ülke çapındaki örgütlü işçi eylemleri) gibi gelişmeleri tam olarak konumlandırabileceğimiz birer referans noktası işlevi gören 1830/1, 1847/8 ve 1870/1 yıllarında tüm Avrupa’yı etkisi altına alan devrim dalgaları oluşturuyordu.

Sanırım bize bu isyan dalgalarının kötü hasatlarla aynı döneme denk geldiği söylenmişti ki bu doğru. Bunların, Avrupa’dan Orta Asya’ya kadar yayılan kolera salgını dalgalarıyla da tam olarak örtüştüğünü ancak on yıl kadar önce öğrendim. Burada anlatmak istediğim şey sadece, insanları sokaklarda hükümetlerine fiziksel güçle karşı koymaya zorlamak için çok büyük bir acı ve umutsuzluğun gerektiğini göstermektir.

Fransa’da isyanı tetikleyen eğitim protestoları üzerine yazdığı kısa ama mükemmel makalesinde Thomas Piketty, şu çarpıcı bölüme yer veriyor:

Eğitim finansmanının yetersizliğini ve özellikle öğrenci başına yapılan harcamaların azaltılmasını haklı göstermek için hükümet ve destekçileri, Fransa’nın daha fazla yatırım yapmaya gücünün yetmediğini ileri sürüyor. Burada iki muhakeme hatası yapıyorlar. Kamu borcu gerçekten de 1970’te GSYH’nin yüzde 20’sinden bugün yüzde 120’sine yükseldi. Ancak aynı zamanda özel servet çok daha dramatik biçimde arttı: GSYH’nin yüzde 300’ünden yüzde 600’üne çıktı ve en büyük finansal servet sahipleri arasında aşırı derecede yoğunlaştı. Başka bir deyişle, Fransa’nın ulusal serveti yani özel ve kamu varlıklarının toplamından özel ve kamu borçlarının çıkarılmasıyla elde edilen değer, yalnızca mutlak rakamlar bazında değil, aynı zamanda (kendisi de şimdiye kadarki en yüksek seviyesinde olan) GSYH’ye oranla da hiç olmadığı kadar yüksek bir düzeye ulaşmıştır.

Başka bir deyişle, Fransa hiçbir zaman bugünkü kadar zengin olmadı. Çözülmesi gereken sorun yalnızca servetin nasıl dağıtıldığıdır.

Birleşik Krallık için de tamamen aynı şey geçerlidir. Ülke hiçbir zaman bugünkü kadar zengin olmadı. Sorun, servetin dağılımıdır. Aynı durum Batı dünyasının tamamında geçerlidir. Sıradan insanların yaşam standartları ve daha iyi koşullara ulaşma umutları, yavaş ama görünüşe bakılırsa geri döndürülemez biçimde geriliyor. Bunun nedeni gerçekten de Batı dünyasını kasıp kavuran bir salgındır. Bu salgın, milyarderler salgınıdır.

Birleşik Krallık’ta sadece 50 aile, nüfusun en yoksul yüzde 50’sinin yani 36 milyondan fazla insanın toplamından daha fazla serveti elinde bulunduruyor. Servet dağılımındaki bu akıl almaz eşitsizliğin faydalı olduğunu ve yoksulluğun yaygınlığıyla hiçbir ilgisi bulunmadığını öne sürmek, aşırı derecede bir entelektüel sahtekârlık gerektiriyor. Ancak bu sahtekârlık, çağımızın neoliberal ortodoksluğudur ve Birleşik Krallık’taki bütün büyük siyasi partiler tarafından benimsenmektedir.

Herkesin bildiği gibi, Birleşik Krallık’ta evlerde kullanılan yakıtın maliyeti son dört yılda yüzde 90 arttı. Gıda ve kira fiyatlarındaki artış ise yüzde 25’i aştı. Bu kaçınılmaz zorunluluklar, yoksulların harcamalarında zenginlerinkine kıyasla çok daha yüksek bir oran oluşturuyor; zenginler ise, resmi enflasyon ölçümünün çoğu insanın yaşadığı deneyimden çok daha düşük çıkmasının nedeni olan, daha az gerekli bazı kalemlerdeki düşük maliyetlerden faydalanıyorlar. Bu, resmi olarak kabul edilmiş ancak yaygın olarak nerdeyse hiç anlatılmayan bir gerçektir.

Ukrayna ve İran’daki savaşlar enflasyonun büyük bir bölümünün doğrudan nedenleridir. Ancak bunlar, ayrı bir faktör değil, servet yoğunlaşmasının bir sonucudur. Milyarderler savaştan para kazanırlar. Silahlardan ve hükümetlere borç vermekten para kazanırlar. Askerî ve güvenlik sözleşmelerinden para kazanırlar. Hidrokarbon fiyatlarının yüksek olmasından para kazanırlar. Sıcak savaş ile müzakere dönemleri arasında varlık değerlerinin dalgalanmasından para kazanırlar. Milyarderler savaşları körükler.

Batı demokrasisinin temelinde yatan sosyal demokrat uzlaşma ölümcül biçimde parçalanmıştır.  Milyarderlerin kontrolündeki politikacıların, Helotları (Sparta toplumunun büyük bir yekununu oluşturan köleleri tanımlamak için kullanılan kavram) susturmak için kesinlikle kaçınılmaz gördüğü yerlerde bile kamu hizmetleri hor görülüyor ve isteksizce, kısıtlı bir şekilde sağlanıyor.

Hoşnutsuzluk her yerdedir. Her zaman aynı yüzü göstermiyor ve bu yüzlerden bazıları da çirkin. Ancak mevcut statüko ayakta kalamaz ve kalmayacaktır; cesaretin ve umudun yüzleri ve sesleri de var, bu seslerin birçoğu son birkaç gündür Avrupa’da duyuldu.

 

İlgilenenler için:

 

https://kritikbakis.com/her-bir-kazanana-bir-kaybeden/

https://kritikbakis.com/marxin-basyapitinin-suregelen-etkisi/

https://kritikbakis.com/avrupaya-ve-dunyaya-musallat-olan-bir-hayalet/

 

*Craig Murray, yazar, yayıncı ve insan hakları aktivistidir. Ağustos 2002 ile Ekim 2004 arasında Özbekistan’da Birleşik Krallık Büyükelçisi ve 2007 ile 2010 yılları arasında ise Dundee Üniversitesi Rektörü olarak görev yapmıştır.

 

Kaynak: https://www.savageminds.co/p/billionaire-wealth

 

Tercüme: Ali Karakluş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.