Başlangıçta Avrupa bunu, en düşük maliyetli enerji kaynağı olan Rusya’yı, iki katından daha pahalı olan Amerika ile değiştirerek yapıyordu. (Rusya’dan boru hattıyla gelen doğal gaza ağırlıklı olarak güvenmek yerine, artık esas olarak sıkıştırılan, tenekelere doldurulan, Atlantik üzerinden gemilerle taşınan ve ardından Amerika’nın 3.000 milden fazla uzaktaki Körfez Kıyısı limanlarından demiryolu veya kamyonla sevk edilen sıvılaştırılmış doğal gaza (LNG) güveniyorlar.) Ancak şimdi Avrupa’nın liderleri, en ucuz imalat ürünleri kaynakları olan Çin’i de, onun yerine Çin ile ekonomik olarak rekabet edemeyen Amerika ile değiştirmekte kararlı. İmparatorluk gücü olan Amerika’nın (onu kontrol eden milyarderlerinin), imparatorluğun çöküş aşamasında kolonilerini (“müttefiklerini”) nasıl yiyip bitirdiği işte budur. Latin Amerika ülkelerinden (örneğin Venezuela’dan) ve Afrika ülkelerinden doğrudan hırsızlık yapmak artık yeterli değil. Bunun yerine, Amerika’nın Avrupalı yardakçıları şimdi kendi ülkelerinin işçilerini ve tüketicilerini Amerika’nın milyarderlerine sunuyorlar.
29 Mayıs’ta New York Times, “Avrupa Çin ile Bir Ticaret Savaşına Giderek Yaklaşıyor. İşte Nedeni. Ucuz mallar kıtaya akın ederken ve kıtanın imalat sektörünü tehdit ederken, çözüm arayışı giderek daha acil hâle geliyor.” başlığını attı. Haberin girişinde şöyle deniyordu:
Kıtanın Çin’e olan bağımlılığını sona erdirmenin bir hastalığı tedavi etmeye çalışmaya benzediğini yakın zamanda öne süren Avrupa Birliği’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas, bunun için “kemoterapi” gerekebileceğini ve bunun muhtemelen acı verici olacağını söyledi.
Bu açıklamalar, Avrupa’nın, Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra 27 üyeli Avrupa Birliği’nin en büyük ikinci mal ticaret ortağı olan Çin’e karşı giderek benimsediği yaklaşımın bir örneğiydi.
Pekin daha saldırgan ticaret politikaları benimsedikçe ve Çin’den Avrupa’ya yapılan ithalat hızla arttıkça, Avrupalı liderler ve şirketler Çin ürünlerine olan bağımlılıkları konusunda endişeleniyor ve bu bağımlılığı nasıl azaltabileceklerini tartışıyorlar. Çin imalatta giderek daha baskın hâle gelirken, Avrupa bunu kendi endüstrileri için varoluşsal bir tehdit olarak görüyor.
“Hâkim ton temelde panik,” dedi Brüksel merkezli ekonomi düşünce kuruluşu Bruegel’in direktörü Jeromin Zettelmeyer. “Endüstrinin yakın çöküşü ve yakın bir tehlike hissi var.”
Brüksel’deki kaygı, Pekin’de düşmanlıkla karşılanıyor; burada yetkililer, Çin’in herhangi bir koruyucu önleme misillemede bulunacağı uyarısında bulunuyor. Bu çekişmenin önümüzdeki haftalarda daha da kızışması muhtemel görünüyor.
Dünya liderleri gelecek ay Fransa’nın Evian kentinde düzenlenecek G7 toplantısında küresel ekonomik dengesizlikleri ele alacak. Kısa bir süre sonra yapılacak Avrupa Birliği’nin 27 liderinin toplantısında da Çin’in gündemde olması bekleniyor.
Cuma günü Avrupa Birliği’nin yürütme organı, yaklaşan tartışmaların tonunu belirlemeye yardımcı olabilecek Çin’e yönelik politikalar hakkında erken bir tartışma gerçekleştirdi. Toplantının ardından yayımlanan açıklamada yetkililer, bu ilişkinin bundan sonra “daha güçlü ve tutarlı bir yanıt” gerektireceğini belirttiler.
2014 yılında, Nobel Barış Ödülü sahibi neokonservatif ABD Başkanı Barack Obama fetih için öncelikli olarak Rusya’yı, ikincil olarak ise Çin’i hedef alıyordu. Ancak artık giderek daha fazla, bu hedeflerin her ikisi de Amerika’nın mevcut “müttefiklerinin” artan fedakârlıklarını gerektiriyor; bu müttefikler zaten feda ediliyorlar ve giderek daha fazla feda edilmeye devam etmek zorunda kalacaklar.
Kaynak: https://ericzuesse.substack.com/p/europe-is-destroying-itself-for-the
