Uzun süren bir savaş bile küresel GSYİH üzerinde sınırlı sonuçlar doğurabilir. Ancak bazı gelişmekte olan ekonomiler kalıcı yüksek enerji fiyatlarına karşı kırılgan.
İran savaşı ikinci haftasına girerken en acil ve en trajik bedel kaybedilen canlarla ölçülüyor. Ancak ekonomistler başka bir boyutu da hesaba katmak zorunda: Ekonomik sonuçlar. Bunlar da önemli olabilir — fakat dünya ekonomisine dağılımları eşitsiz olacak. Bazı ülkeler ciddi maliyetler üstlenecek. Diğerleri için etki şaşırtıcı ölçüde sınırlı kalabilir.
En ağır yük kaçınılmaz olarak bölgenin kendisine düşecek. Tarih bu konuda yol gösteriyor. Geçen yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında İsrail ekonomisi ikinci çeyrekte yaklaşık yüzde 1 daraldı. Çatışma kısa sürerse, hem İsrail hem de Körfez ekonomilerinde benzer ölçekte bir üretim düşüşü görülmesi muhtemel.
Çatışmanın uzaması ise neredeyse kesin olarak daha derin bir ekonomik yara açar. Üretim aksar, yatırımlar ertelenir, turizm geriler. İran ekonomisi ise çok daha ağır bir darbe alır. Başka savaşların ekonomik etkilerine bakıldığında GSYİH’nin yüzde 10’dan fazla düşmesi olası görünüyor — üstelik İran en son resmi GSYİH verilerini 2024’te yayımladı.
Peki küresel ekonomi? Doğrudan bakıldığında Orta Doğu’nun önemi çoğu zaman sanılandan daha sınırlı. Körfez ekonomileri küresel GSYİH’nin yalnızca yaklaşık yüzde 2–3’ünü oluşturuyor. Bu nedenle bölgede yaşanacak ağır bir durgunluk bile dünya üretimi üzerinde doğrudan sınırlı bir etki yaratır.
Darboğazlar
Asıl risk ise bölge ekonomilerinin dünyanın geri kalanına gönderdiği malların tedarikinde yaşanabilecek aksamalardan kaynaklanıyor. Bu tür krizlerin, daha önce görünmeyen darboğazları ortaya çıkarma gibi bir özelliği var. Örneğin Katar, yarı iletken üretiminde kullanılan helyumun yaklaşık yüzde 40’ını üretiyor. Bölge aynı zamanda birçok sentetik gübrenin temel bileşenleri olan amonyak ve azotun da önemli üreticilerinden biri. Ancak asıl aktarım kanalı enerji.
Küresel deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık dörtte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor; sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) sevkiyatlarının da yaklaşık beşte biri aynı güzergâhı kullanıyor. Bu dar geçitte yaşanacak herhangi bir aksama, küresel enerji piyasaları üzerinde anında sonuç doğurur. Nitekim çatışmanın başlamasından bu yana, Boğaz’dan geçen sevkiyatların çökmesiyle birlikte petrol ve gaz fiyatları hızla yükseldi.
Ekonomik açıdan bakıldığında bu tür şokların işleyişi oldukça basit. Yükselen enerji fiyatları, ekonomistlerin “ticaret hadleri” dediği şeyi değiştirir — yani bir ülkenin ihracat fiyatlarının ithalat fiyatlarına göre durumunu. Enerji fiyatları yükseldiğinde gelir, enerji ithalatçısı ülkelerden enerji ihracatçılarına doğru aktarılır.
Bu gelir transferinin ekonomik sonuçları üç faktöre bağlı: Bir ülkenin net enerji ithalatçısı mı yoksa ihracatçısı mı olduğu; fiyat artışının ne kadar büyük ve kalıcı olduğu; ve hükümetlerin, hanehalklarının ve şirketlerin bu gelir kaymasına nasıl tepki verdiği.
Açık kazananlar, Körfez dışındaki ve dış satış kapasiteleri etkilenmeyen büyük net enerji ihracatçıları. Norveç, Rusya ve Kanada gibi ülkeler yüksek enerji fiyatlarından en fazla fayda sağlayacak ülkeler arasında. (Aşağıdaki grafiğe bakınız.)
Spektrumun diğer ucunda ise enerji ithalatının GSYİH içinde büyük pay tuttuğu ekonomiler yer alıyor. Güney Kore, Tayvan, Japonya, Hindistan ve Çin bu gruba giriyor. Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık dâhil Avrupa ekonomilerinin çoğu da aynı durumda.
Amerika Birleşik Devletleri ise bu iki uç arasında bir yerde duruyor. Kaya petrolü devrimi sayesinde ülke, dünyanın en büyük enerji ithalatçılarından biri olmaktan çıkıp mütevazı bir net ihracatçıya dönüştü. Bu, küresel enerji fiyatlarındaki artıştan ABD ekonomisinin artık sınırlı da olsa fayda sağladığı anlamına geliyor — ancak bu kazançlar eşit şekilde dağılmayacak.
Süre Belirleyici
Enerji şokunun büyüklüğü ve ne kadar kalıcı olduğu, makroekonomik etkiyi nihayetinde belirleyecek. Enerji ithalatçısı ekonomiler için başlıca aktarım kanalı büyük ihtimalle enflasyon olacak. Petrol ve gaz fiyatlarının yükselmesi, hanehalkı ve şirketlerin karşı karşıya kaldığı ithalat faturasını artırarak reel gelirleri sıkıştırır ve satın alma gücünü aşındırır.
Son sinyaller çatışmanın uzun sürmeyebileceğine dair umut veriyor. Eğer öyle olur ve enerji üretim tesislerinde kalıcı bir hasar meydana gelmezse, petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıkmasına yol açan son sıçrama muhtemelen geçici kalır. Bu da gelişmiş ekonomilerin çoğunun ciddi bir aksama yaşamadan bu şoku absorbe edebilmesine imkân tanır.
Petrol fiyatları yeniden gerilediğinde, Avrupa ve Asya’da 2026 yılı enflasyonunun çatışma öncesi tahminlerin yalnızca yaklaşık 0,5 puan üzerinde gerçekleşmesi muhtemel. Bu senaryoda merkez bankalarının stratejileri büyük ölçüde değişmez ve reel GSYİH büyümesi üzerindeki etki sınırlı kalır.
Çatışmanın birkaç ay sürdüğü daha ağır bir senaryoda ise petrol fiyatları yılın ikinci yarısında düşmeye başlamadan önce varil başına yaklaşık 130 dolara kadar çıkabilir. Küresel ölçekte büyüme üzerindeki darbe sınırlı kalır, ancak etkiler bölgeler arasında eşitsiz hissedilir. Euro Bölgesi ekonomisi büyük ihtimalle ikinci çeyrekte daralır ve yılın geri kalanında yatay seyreder.
ABD ekonomisi görece daha iyi durumda olur, ancak yine de büyümede bir yavaşlama yaşar. Büyüme görünümündeki zayıflamaya rağmen enflasyondaki artış merkez bankalarını politika değişikliğine zorlayabilir. Federal Rezerv faiz indirimlerinden vazgeçebilirken Avrupa Merkez Bankası faiz artırmaya yönelebilir.
Yine de bu şokun ölçeği, Rusya’nın Ukrayna’yı tam kapsamlı işgalinin ardından yaşananlardan daha küçük olur. O dönemde Avrupa enerji arzında ani ve dramatik bir kesintiyle karşı karşıya kalmıştı. Mevcut çatışma dramatik biçimde tırmanmadığı sürece hükümetlerin büyük ölçekli mali kurtarma paketleri hazırlamasına yol açması pek olası görünmüyor.
Bazı gelişmekte olan piyasalarda yüksek enerji fiyatlarının etkisi devlet sübvansiyonları sayesinde yumuşatılıyor. Bu durumda maliyetlerdeki ilk artışı hanehalkları ve işletmeler değil devlet üstlenir. Bu durum kısa vadede büyüme üzerindeki darbeyi hafifletir, ancak kamu maliyesinin zayıflaması pahasına gerçekleşir.
Gelişmekte olan ekonomilerin çoğu için bu durum yönetilebilir. Mali pozisyonlar genel olarak birkaç on yıl öncesine kıyasla daha güçlü.
Ancak enerji sübvansiyonlarının yaygın olduğu ve kamu maliyesinin zaten kırılgan olduğu ülkelerde yüksek enerji fiyatları tahvil piyasalarını sarsabilir. Mısır ve Tunus gibi ekonomiler özellikle savunmasız görünüyor. Küresel enerji fiyatlarında yaşanacak bir sıçrama Pakistan’ın zaten kırılgan olan ekonomisini de istikrarsızlaştırabilir.
ABD Daha Korunaklı
Çatışmanın bir diğer sonucu da dünya ekonomisinde zaten var olan daha geniş bir eğilimi güçlendirmesi olabilir: Amerika Birleşik Devletleri’nin göreli gücü.
Büyük bir net enerji ithalatçısından mütevazı bir ihracatçıya dönüşen ABD, artık birçok benzer ekonomiye kıyasla küresel enerji şoklarına daha az maruz kalıyor. Amerikalı tüketiciler yine de daha yüksek yakıt fiyatlarıyla karşı karşıya kalacak. Ancak enerji üreticileri — ve yatırımcıları — bundan fayda sağlayacak.
Şimdiye kadar görülen enerji fiyatı hareketlerinin ABD’nin bu yılki ekonomik görünümünü kökten değiştirmesi beklenmiyor. Ancak Federal Rezerv’in işini zorlaştırabilir. Yakıt enflasyonunda yeniden bir yükseliş, politika yapıcılara faiz indirimlerini değerlendirirken daha temkinli davranmaları için bir gerekçe daha sunabilir.
Bunların hiçbiri çatışmanın insani maliyetini azaltmaz. Ancak ekonomik açıdan bakıldığında etkiler — gerçek olmakla birlikte — eşitsiz dağılacak ve çoğu senaryoda yönetilebilir olacak. Nitekim enerji fiyatlarındaki sıçrama kısa süreli kalırsa, dünya ekonomisi bu şoku pek çok kişinin korktuğundan daha sınırlı bir sarsıntıyla atlatabilir.
Kaynak: https://www.chathamhouse.org/2026/03/how-will-iran-war-affect-global-economy
