İran Neden Ba’al’ın Bir Heykelini Yaktı?

Sembolizm ve ezoterizm jeopolitiğine giriş. Bazen ezoterizm jeopolitiği hakkında yazdığımda, okuyucuların şöyle düşünüp düşünmediğini merak ediyorum: “Şey… Bu bültenin İsrail ve Amerika’nın herkesi öldürmesini durdurmakla ilgili olduğunu sanıyordum” ya da “Bunun jeopolitik ve imparatorluk çöküşü hakkında olması gerekmiyor muydu?”
Mart 10, 2026
image_print

Kaynak: What Are We Literally Doing? With Eleanor M Bülteni

 

Ama ben yukarıdaki ifadeler arasında bağlantı kurabiliyorum ve imparatorluk çöküşümüzün neden her ikisini de içerdiğini açıklayabilirim. Jeopolitik, özellikle Amerika, İsrail ve Ukrayna ile ilgili konular, en azından ezoterizm ve sembolizm hakkında temel bir anlayışla çok daha iyi anlaşılır. Bunun sıradan, paranoyak olmayan bir insana garip geldiğini biliyorum, ancak ne yazık ki şu anda dünyada dönen karanlık enerji türü bu.

Bizim seçkinlerimiz, biz sıradan insanların (goyim) inanmadığı dinlere bağlı kalma eğilimindedir. Scientology ve kökenleri hakkında bir şeyler biliyorsanız bu size tanıdık gelebilir. Jeopolitik ile ezoterizm arasındaki kesişimi anlamak, jeopolitik dinamikleri daha iyi kavramanızı sağlar.

Bana inanmıyor musunuz? Anlıyorum, çünkü kulağa tuhaf geliyor. Ama bir örneği ele alalım. Geçen hafta İran, Davud Yıldızı ve Amerikan bayrağıyla işaretlenmiş bir obelisk temsilinin yanında Ba’al’ın bir kuklasını yaktı. Heykeli özellikle saat 11:33’te yaktılar ve şöyle dediler: “Biz, dünyanın tek tanrılı inananları, Tanrı’nın yardımıyla Ba’al’a tapanları, Şeytan’a tapanları ve kibirli zalimleri devireceğiz.”

Bu bağlamı anlamaya başladığınızda bunun jeopolitiğe nasıl uygulandığını da anlayacaksınız.

Ba’al nedir?

Dini metinlerde Ba’al, çeşitli tanrılar için kullanılan yüceltici bir unvandır; en yaygın olarak İncil ve İslami gelenekteki eski bir hava/fırtına tanrısı olan Ba’al Hadad ile ilişkilendirilir. Boynuzlu, boğa başlı bir figür olarak tasvir edilir. Tarihsel olarak Kenani halklar tarafından tapılan Ba’al, Yahudi, Hıristiyan ve İslami metinlerde sahte bir tanrı ve gerçek İbrahimî tanrı olan Yahweh’in (Yahweh isimlendirmesi ve tanrı anlayışı; İbrahimi dinler geleneğinin devamcıları olan Hıristiyan ve İslami anlayışlar ve isimlendirmeler ile alakası olmayan ve Yahudileri seçkin ırk ve geri kalanları goyim/hizmetçi olarak yarattığı iddia edilen Yahudi tanrısıdır. Ç.n.) rakibi olarak gösterilir. İbranice İncil bu nedenle çeşitli pasajlarda Ba’al’i eleştirir ve farklı tanrılara atıfta bulunur. Bunlar arasında koçlar ve boynuzlarla ilişkilendirilen Ba’al Hammon ve “Sineklerin Efendisi” olarak da bilinen Beelzebub (Ba’al Zabub) da vardır. Yazar William Golding’in aynı adlı romanı (Lord of the Flies) bu terimi insanların kötülüğe düşme doğal kapasitesine atıfta bulunarak kullanmıştır.

Bu nedenle “Ba’allar”; onlara tapınma, tek bir Tanrı’yı reddedip çoktanrıcılık, putperestlik, kendini tanrılaştırma ve/veya insan kurbanı içerebilen pagan dinlerine yönelmeyi içerdiğinden Satanizm ve demonoloji ile ilişkilendirilir.

İnsan ve çocuk kurbanlarıyla en çok ilişkilendirilen tanrı Moloch’tur (İbranice melech/kral), ancak Ba’al Hadad ve diğer Ba’allar da bunları kabul etmiştir. İbranice İncil’in Eski Ahit bölümü çocuk kurbanlarını açıkça Ba’al ibadetiyle ilişkilendirir ve gerçek inancı terk ederek onlara yönelen İsraillileri kınar. Örneğin Hâkimler Kitabı’nda İsrailliler, liderleri Gideon öldükten sonra Yahweh’e olan bağlılıklarını bırakıp Ba’al Berith’e tapmaya geri dönerler. Metin (Hâkimler 8:33), onların bunu yapmalarını eleştirerek, Ba’al’e “kendilerini fahişe gibi sunduklarını” (yani gerçek Tanrı’ya manevi olarak sadakatsiz olduklarını) öne sürüyor.

Boğa sembolizmi zaman zaman Batı’daki festivallerde ve mimaride de görülüyor. New York’taki Zafer Kemeri, Suriye’nin Palmira kentindeki Ba’al Tapınağı’nın bir kopyasıdır ve 2016’da Londra’da da yeniden inşa edilmiştir. New York’taki Finans Bölgesi’nde bulunan Saldıran/Kükreyen Boğa heykeli, kapitalizmdeki para putperestliği ile İsrailoğullarının altın buzağıya tapınması arasında bir paralellik kurduğu şeklinde yorumlanırken, şeytani görünümlü bir boğa da 2022 Londra Commonwealth Oyunları’nın açılış töreninde yer aldı.

Peki orada neden bir Obelisk vardı?

Muhtemelen obeliski güneşe adanmış bir Mısır anıtı olarak tanıyorsunuzdur. Peki, neden Ba’al’in yakılmasıyla birlikte gösterildi?

Obelisk, Batı’da sık sık görülen bir semboldür. Paris’teki Place de la Concorde’da, Vatikan’daki Aziz Petrus Meydanı’nda ve elbette Washington DC’deki Washington Anıtı’nda bulunur. Hikâyeye göre Batı obeliskleri imparatorluk gücüyle ilişkilendirmiştir ve Aydınlanma ile Neoklasik dönemlerde Avrupa ve Amerikan elitleri Mısırbilime büyük ilgi duymaya başlamıştır.

Ancak obelisk aynı zamanda ezoterik bir semboldür. Batılı elitlerin Mısırbilime olan ilgisi sonunda “ezoterik uyanış” olarak bilinen bir döneme yol açmıştır. Bu dönemde Aleister Crowley gibi ezoterikler, Mısır mistisizmi unsurlarını içeren Thelema adlı ezoterik bir dini uygulamışlardır. Crowley kendisini Horus Çağı boyunca insanlığa rehberlik etmekle görevli bir peygamber olarak görüyordu. Horus, doğan başlı bir Mısır çocuk tanrısıdır ve obeliskin ona adanmış fallik bir sembol olduğu söylenir. Bu nedenle İbrahimî Tanrı’nın bunlardan nefret ettiği ve onları küfür olarak gördüğü iddia edilir.

İran böylece Thelema ile ilişkilendirilen bir sembolü tek tanrıcılıkla karşı karşıya getirir ve Batı ezoterikliğine bir örnek olarak kullanır.

Teozofi, Sabbatean Frankizm ve diğer okült dinler

İnternette bazı insanların;  elitlerimizin katıldığı dinin (Aleister Crowley takipçileri tarafından uygulanan) Thelema’dan mı, (Helena Blavatsky gibi ezoterikler tarafından geliştirilen) teozofiden mi, (cinayet ve ensest içeren Yahudilikten ayrılmış bir külten beslenen) Sabbatean Frankizm’den mi yoksa Luciferianizm gibi diğer ezoterik inançlardan mı geldiğini tartıştıklarını gördüm.

Ancak bunun yalnızca bunlardan biri ya da diğeri olduğunu düşünmek dünyanın karmaşıklığını göz ardı eder. Ortadoğu’da daha fazla Müslüman ve İrlanda’da daha fazla Hıristiyan olmasının nedenine benzer şekilde, coğrafi konum, göç örüntüleri ve diğer sosyokültürel faktörler, dini demografiyi ve dolayısıyla pedofilik elit sınıfımızın inançlarını etkiliyor olabilir. Bu dinlerin bazıları kendi içlerinde felsefelerin bir karışımıdır; örneğin, teozofi Batı ezoterizmini Hinduizm, Gnostisizm ve Budizm ile harmanlıyor.

Ben bunu şöyle düşünüyorum: 20. yüzyıldaki küresel öjenik (ıslahçı/arıtımcı) hareket ve bizim 2020’lerdeki mevcut Uyanış hareketi gibi benzer felsefelere sahip fikirlerin aynı anda farklı yerlerde nasıl ortaya çıkabileceğini ve fikirlerin birbirimizle olan bağlantılarımız aracılığıyla dünya bilincinde nasıl yayılabileceğini gösteriyor. Örneğin Crowley sadece bir dünya gezgini değildi, aynı zamanda MI6 ajanı veya muhbiri olduğuna dair söylentiler de vardı ve Jimmy Page, David Bowie, Ozzy Osbourne ve John Lennon gibi müzisyenler de dâhil olmak üzere önemli kültür figürleri onun çalışmalarından ilham aldı ve ona ithafen şarkılar yazdı. Blavatsky de dünyayı dolaşmış ve eserleri Mısır mistisizminden etkilenmiştir.

Bu gizli ve ezoterik dinlerin çoğunun ortak noktası; tersine çevirme, bireycilik, kendini tanrılaştırma, kanunsuz ahlaki sınırsızlık (antinomianism) ve tek tanrılı veya İbrahimî Tanrı’ya karşı isyan gibi benzer felsefelerdir. Birçok insan “Siyonizm Yahudilik değildir” der, ancak daha doğru olanı muhtemelen “Siyonizm, tersine çevrilmiş Yahudiliktir” demektir, çünkü Siyonizm Yahudiliğin iyiliksever öğretilerini reddeder veya onun tam tersini teşvik eder. Kanunsuz ahlaki sınırsızlığın (antinomianism) aslında dini kurallara karşıdır; bu nedenle Yahudi, Hıristiyan ve İslamî öğretilere de karşıdır. Bu, dünyada birçok dini binanın neden yandığını açıklayabilir.

Örneğin İsrail’in kuruluşuyla ilgili İncil hikâyesini düşünürsek; Tanrı İsraillileri kutsal topraklara yerleşmeye ve ona hizmet etmeye çağırıyor. Ancak Frankist veya Thelema takipçisi biri İbrahimî Tanrı’nın otoritesini reddeder. Tıpkı Frankizm’in, ruhsal yükseliş için kişinin günahı kucaklaması gerektiğini savunduğu gibi bir Frankist antinomianist (kanunsuz ahlaki sınırsızlıkçı) bu toprağı Tanrı için değil kendisi için ele geçirmek isteyebilir ve İncil kurallarını bilinçli olarak çiğneyebilir. Benzer şekilde, Thelema “İstediğini yap, bu bütün yasanın özüdür” sloganını ortaya atarak, kişisel özgürlüğü ve kişinin kendi yolunu izlemesini Tanrı’nın iradesinin önüne koyar. Bir kişinin iradesi onu zararlı veya ahlaksız bir yere götürse bile bu yine de kabul edilebilir sayılır; çünkü kişi kendi ahlaki kurallarını kendisi belirler. Antinomianizme (kanunsuz ahlaki sınırlılık) benzer şekilde, bireysel iradeyi tamamen yüceltmek, yalnızca tek tanrılı bir tanrının otoritesini değil, aynı zamanda bireyin kendisi dışında herhangi bir mercinin ahlaki kurallar koyma yetkisini de reddetmek anlamına gelir.

Yani, bu dinlerden herhangi birine mensup biri Gazze’de çocukları katletmek veya çocukları cinsel istismara maruz bırakmak istese, kendisine göre bunu yapması doğru olurdu çünkü bunun ahlaki olarak yanlış olduğunu söyleyecek herhangi birinin otoritesini kabul etmezdi.

 

*Eleanor M Owens Siyonizm ve küreselcilik karşıtı Kanadalı bir bülten yazarıdır.

 

Kaynak: https://eleanormowens.substack.com/p/why-did-iran-burn-an-effigy-of-baal

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SOSYAL MEDYA