2026 bir dönüm noktası yılı.
Bunun nedeni, dünyanın iki büyük gücü olan ABD ile Çin arasında yakın zamanda bir çatışma beklememiz gerektiği için değil. Bu yıl ABD ile Rusya arasındaki gerilimin kontrolden çıkması da muhtemel görünmüyor. Asıl mesele şu ki: 2026, büyük bir jeopolitik belirsizlik dönemi olacak gibi görünüyor; çünkü ABD, kendi inşa ettiği küresel düzeni çözmeye başladı.
- ABD’de Siyasi Devrim
Taktik düzeyde normları yıkmakla başlayan süreç, sistem düzeyinde bir dönüşüme evrildi: Başkan Donald Trump, gücüne yönelik denetim mekanizmalarını sistematik biçimde ortadan kaldırma, devlet aygıtını ele geçirme ve onu iç düşmanlarına karşı bir silaha dönüştürme girişiminde bulunuyor. Trump’ın ilk döneminde işleyen pek çok emniyet supabı artık devre dışı kalmış durumda. Bu devrim sona erdiğinde, ABD’nin nasıl bir siyasi sisteme sahip olacağını artık güvenle söylemek mümkün değil. Sonuçta, bu devrimin başarısız olma ihtimali başarıya ulaşma ihtimalinden daha yüksek; ancak statükoya dönüş artık söz konusu değil. 2026 yılında ABD, küresel risklerin başlıca kaynağı olacak.
- Aşırı Güç
21.yüzyılın belirleyici teknolojileri elektronlarla çalışıyor: elektrikli araçlar, insansız hava araçları, robotlar, piller, yapay zeka. Bunların tümü bir “elektrik yığını” gerektiriyor. Çin bu altyapıyı ustalıkla kurdu ve tarihteki ilk “elektro devlet” oldu. ABD ise bu alanı terk ederek, dünyanın en büyük petro-devleti konumunu daha da pekiştiriyor. 2026 itibarıyla bu ayrım göz ardı edilemez hâle gelecek. Washington, ülkelere 20. yüzyılın enerjisini satın almalarını önerirken, Pekin 21. yüzyıl altyapısını son derece düşük maliyetlerle sunuyor. Gelişmekte olan pazarlar giderek Çin’in teklifini tercih edecektir. Bu tercihin birikimli etkisi, jeopolitik açıdan bir dönüm noktası yaratacak: Dünya enerji, ulaşım ve sanayi sistemlerinin giderek büyüyen bir kısmı Çin temelleri üzerine kurulacak ve bu da Pekin’e, yumuşak gücün tek başına asla sağlayamayacağı ölçüde ticari avantajlar ve küresel nüfuz kazandıracaktır. Yapay zekâ yarışı ise bu tabloyu daha da çetinleştirecek: ABD en iyi modelleri geliştirebilir, ancak Çin yapay zekâyı ölçekli şekilde devreye alıp yaygınlaştırabilirse pazarı ele geçirebilir.
- Donroe Doktrini
Başkan Trump, Batı Yarımküre’de ABD’nin üstünlüğünü yeniden tesis etmek amacıyla Monroe Doktrini’nin mantığını hem canlandırıyor hem de yeniden yorumluyor. Bu yılın en dikkat çekici gelişmesi Venezuela oldu: Washington’un giderek tırmanan rejim değişikliği kampanyası, Nicolás Maduro’nun görevden uzaklaştırılması ve ABD’de yargılanmasıyla Trump’a manşetlik bir zafer kazandırdı. Ancak Maduro’yu devirmek işin kolay kısmıydı; onun yerine istikrarlı ve ABD’ye yakın — her ne kadar demokratik olmasa da — bir yönetim kurmak çok daha zorlu olacak. Bölge genelinde, ABD’nin sert ve baskıcı müdahale yöntemleri, tepki doğurma ve istenmeyen sonuçlar üretme riski taşıyor.
- Kuşatma Altındaki Avrupa
Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık, yeni yıla zayıf ve halk desteğini kaybetmiş hükümetlerle giriyor. Bu yönetimler, hem popülist sağın hem popülist solun hem de Trump yönetiminin siyasi baskısı altındalar. Bu üç ülke, en iyi ihtimalle felç, en kötü ihtimalle istikrarsızlık riskiyle karşı karşıya — ve içlerinden en az birinin lideri bu süreçte görevden düşebilir. Avrupa’nın ekonomik durgunluğu aşma, ABD’nin geri çekilmesiyle oluşan güvenlik boşluğunu doldurma ve 2026 sonrasında Ukrayna’ya olan desteğini sürdürme kapasitesi ciddi şekilde zayıflayacaktır. Eğer Washington, Avrupa’daki seçimlere açık biçimde müdahale eder ya da Grönland’ı ilhak etmek gibi dramatik bir adım atarsa, savaş sonrası kurulan ve zaten kırılgan hâle gelen ittifak yapısı tamamen dağılabilir.
- Rusya’nın İkinci Cephesi
Bu yıl Avrupa’daki en tehlikeli cephe, Donetsk’teki siperlerden çıkıp Rusya ile NATO arasındaki hibrit savaş alanına kayacak; çünkü Vladimir Putin, ekonomisinin sıcak savaşı sürdürmeye elverişsiz hâle gelmesinden önce Avrupa’nın Ukrayna’ya olan desteğini kırmaya çalışıyor. Yıllarca hasar gören NATO ise bu kez ilk kez Rusya’nın gri alan operasyonlarına karşı koymaya hazırlanıyor. İttifak, insansız hava araçlarını düşürecek, Rusya sınırına yakın tatbikatlar düzenleyecek ve daha sert siber saldırılara yönelecek. Bu bileşim, Avrupa’nın kalbinde daha sık ve daha tehlikeli karşılaşmalara yol açacak. Tüm taraflar risk almaya daha istekli hâle geldikçe, hata payı da daralacak.
- Amerikan Özelliklerine Sahip Devlet Kapitalizmi
New Deal döneminden bu yana ekonomiye en fazla müdahalede bulunan yönetim, 2026’da bu yaklaşımını daha da derinleştirecek. Trump’ın devlet kapitalizmi hem kişisel hem de işlemseldir: Kendisine yakın duran şirketler ayrıcalıklı muamele görürken, karşı cephede kalanlar dezavantajlı bir konuma düşme riski taşır. Kullanılan araç seti geniştir: gümrük tarifeleri, hisse payları, gelir paylaşımı anlaşmaları, düzenleyici baskı mekanizmaları, pazara erişim karşılığında yapılan yatırım anlaşmaları gibi kalemleri içerir. Bu işlemsel mantık, yalnızca şirketlerle sınırlı kalmaz; yabancı hükümetlere kadar uzanır. Ara seçimler yaklaşırken ve ekonomik hoşnutsuzluk büyürken, Trump geri çekilmek yerine bu müdahaleci yaklaşımını daha da artıracaktır. Bu yıl gümrük tarifeleri çeşitli sınırlamalarla karşılaşacağından, yönetim diğer araçlara yönelecek ve modern ABD tarihinde benzeri görülmemiş bir ölçekte “kazananlar” ve “kaybedenler” belirleyecektir. Bu uygulama, gelecek yönetimler için de kalıcı bir emsal oluşturacaktır.
- Çin’in Deflasyon Tuzağı
Çin’in deflasyon sarmalı derinleşecek ve Pekin bunu durdurmak için hiçbir somut adım atmayacak. 2027’de düzenlenecek 21. Parti Kongresi yaklaşırken, Xi Jinping döngüyü kırabilecek ve Japonya tarzı bir “kayıp on yıl”ı önleyebilecek tüketim teşvikleri yerine, siyasi denetimi ve teknolojik üstünlüğü öncelikli hedef haline getirecek. Bu tercih özellikle genç nesli vuracak; çünkü onlar, giderek “Çin Rüyası”ndan vazgeçiyor. Pekin, bu çıkmazdan ihracat yoluyla çıkmaya çalışacak ve küresel piyasaları mallarıyla doldurmaya devam edecek. Çoğu ticaret ortağı bu yaklaşımı bu yıl için tolere edebilir; ancak sonsuza kadar katlanılması mümkün değil.
- Yapay Zeka Kullanıcılarını Yiyor
Yapay zeka devrim niteliğinde bir teknoloji olsa da, henüz yatırımcıların yüksek beklentilerini karşılayabilmiş değil. Göklere çıkarılmış değerlemeleri haklı göstermek için baskı artarken ve sistem üzerinde herhangi bir düzenleyici fren bulunmazken, önde gelen bazı yapay zeka şirketleri sömürücü ve yönlendirici iş modellerini benimsiyor. Örneğin, konuşmalara reklam yerleştirme gibi yöntemlerde — geleneksel aramada olduğu gibi — tarafsız bilgiyle ücretli yönlendirme arasındaki fark ayırt edilemiyor. Bu tür modeller, toplumsal ve siyasi istikrarı tehdit edecek: Sosyal medya yalnızca dikkati ele geçiriyordu; yapay zeka ise davranışları programlıyor, düşünceleri biçimlendiriyor ve gerçekliği aracılıkla kuruyor. Kısa vadeli tehdit, insanüstü makineler değil; düşünen, hisseden ve sosyal varlıklar olan insanların giderek gerilemesidir.
- Zombi USMCA
Kuzey Amerika ticareti bu yıl belirsizlik içinde sendeleyecek. USMCA (United States-Mexico-Canada Agreement – ABD-Meksika-Kanada Anlaşması), ne uzatılacak, ne güncellenecek, ne de tamamen iptal edilecek — zombileşmiş bir şekilde ayakta kalacak ve şirketler ile hükümetlerin sürekli belirsizlik içinde karar almaya çalışmasına neden olacak. Trump, yeni bir üçlü ticaret anlaşması istemiyor; bu zombi yapı sayesinde Meksika ve Kanada’yı ikili tavizler vermeye zorlamaya devam edebiliyor. Uyumlu mallar için gümrük muafiyetleri yürürlükte kalacak, ancak ABD’nin yeniden kendi sınırlarına taşımak istediği sektörlerde — otomotiv, çelik, alüminyum — serbest ve öngörülebilir Kuzey Amerika ticaretinin dönemi fiilen sona ermiş olacak.
- Su Silahı
Su, halihazırda dünyanın en fazla tartışmaya konu olan ortak kaynaklarından biri; fakat giderek daha da yüklü, potansiyel olarak tehlikeli bir silaha dönüşüyor. Bugün insanlığın yarısı su stresi altında yaşıyor ve bu krizi yönetebilecek uluslararası bir yapı yok. 2026’da bu yönetişim boşluğu daha da derinleşecek: İndus Suları Anlaşması askıya alınacak, Etiyopya’nın Nil Barajı bağlayıcı bir mutabakat olmadan faaliyete geçecek ve Çin, aşağı havza ülkeleriyle herhangi bir anlaşma olmaksızın dünyanın en büyük barajını inşa edecek. Afrika’da, aşırılık yanlısı gruplar, kontrolsüz su kıtlığını hem nüfusu etkilemek hem de onları kendi yapıları içinde tutmak için araç olarak kullanıyor. Güney Asya’da ise nükleer silaha sahip rakip ülkeler, nehirleri birer stratejik baskı aracına dönüştürüyor. Bu yıl belirgin bir kriz patlak vermeyebilir. Ancak silahlar yüklenmiş, güvenlik bariyerleri kaldırılmış durumda — ve bir sonraki sarsıntı geldiğinde, su bu krizi daha da ağırlaştıracak.
