45 Günde 45 Enerji Altyapısı Yangını

Şimdi istihbarat teşkilatlarının, devlet dışı aktörlerin ve vekil grupların sadece binlerle ifade edilecek kadar dolara mal olan araçlarla stratejik düzeyde ekonomik zarar verebildiği bir döneme girmiş bulunuyoruz. Ve günümüzde iş dünyası ile finansal piyasaların gerçek zamanlı gelişmeler ve savaşlarla tam anlamıyla bütünleşmiş doğası göz önüne alındığında, yalnızca hükümetlerle değil, uluslararası finans kuruluşlarıyla bağlantılı grupların enerji altyapısı gibi unsurları manipüle etmeleri ve hatta sabote etmeleri yönünde gerçek tahrik ediciler bulunmaktadır. Bu gerçeklik bile tek başına sizi rahatsız etmeye yetmelidir.
Haziran 15, 2026
image_print

Bu yılın başlarında bir süre boyunca, uluslararası haberleri takip eden insanlar neredeyse her sabah ürkütücü derecede benzer bir başlıkla uyanıyordu. Rusya’da bir rafineri patlıyor. Hindistan’da bir enerji santrali alev alıyor. Romanya’da başka bir rafineri havaya uçuyor. Orta Doğu’da birden fazla petrol terminali vuruluyor. Ardından Avustralya’da başka bir ani rafineri yangını çıkıyor. Bir yangın mı? Tamam. Normal. İki yangın mı? Bu az biraz tuhaf. Ama 45 günde 45 yangın mı? Üstelik bu olayların her biri enerji altyapısını etkiliyor ve bunların hepsi de ABD-İran savaşı ile Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla aynı dönemde meydana geliyor; zaten enerji fiyatlarını dünya genelinde fırlatmış olan gelişmelerle eşzamanlı olarak.

Eğer tüm bunların bir tesadüf olamayacak kadar tuhaf göründüğünü düşünüyorsanız, ben de size katılıyorum. En azından viral olan sosyal medya paylaşımlarına ve alternatif medya haberlerine göre olan şey tam olarak buydu. ABD-İran savaşının ilk bir buçuk ayında dünya, rafineri ve enerji altyapısı yangınlarında büyük ve benzeri görülmemiş bir dalga yaşadı. Sadece Orta Doğu’da değil; Rusya’dan Avustralya’ya, oradan Teksas’a kadar her yerde. Bazı hesaplar, rafineri yangınlarında normal yıllara kıyasla %1.800’lük bir artış yaşandığını iddia etti. İnsanlar doğal olarak sorular sormaya başladı. Bu, başka yerlerdeki petrol arzındaki kesintiler nedeniyle aşırı yüklenilen yaşlı altyapının bir sonucu muydu? Savaş zamanlarında, sabotajın oluşturduğu öngörülebilir kaos muydu? Sadece kötü şans mıydı? Yoksa tamamen başka bir şey mi oluyordu?

Ben de bu iddiayı kendim araştırmaya karar verdim. Organize bir küresel komployu destekleyen ve ona karşı çıkan kanıtlara bakacak, ardından nihai sonuca sizin karar vermenizi sağlayacaktım. Ama size şunu söyleyeyim: bu yangınları incelemeye başladığınızda bir örüntünün varlığını görmezden gelmek imkânsız hale geliyor. İlk iddia 2026 yılının Nisan ayı sonlarında ortaya çıktı ve X, Telegram, Instagram ve jeopolitik forumlar üzerinden hızla yayıldı. Bana şüpheli gelen şey, kullanılan ifadelerin neredeyse her yerde birebir aynı olmasıydı.

“Savaşın başlamasından bu yana dünya genelinde petrol rafinerileri veya enerji santrallerinde 45’in üzerinde yangın vakası bildirildi. Bu, normalde yılda bildirilen dağınık 9 ila 10 yangına kıyasla yaklaşık %1.800’lük bir artış anlamına geliyor.”

İlk bakışta kulağa çılgınca geliyor. Bir aydan biraz daha uzun bir sürede 45 büyük yangın mı? Bu, eşi benzeri görülmemiş küresel bir sanayi krizine işaret ederdi. Ancak burada ilk sorun ortaya çıkıyor. Bu iddianın tam olarak aynı ifadelerle bu kadar sık tekrar edilmesi, insanların bunu başka yerlerde gördükten sonra doğrulamadan yeniden paylaştığını ya da botların aynı şeyi yaptığını düşündürüyordu. Görebildiğim kadarıyla hiç kimse bunu gerçekten doğrulamamıştı ancak yine de, sosyal medyadaki araştırmacılar ve bağımsız analistler o dönemde yaşanan gerçek olayları incelemeye başladıklarında rahatsız edici bir şey keşfettiler. Belki yüzdelik artış abartılmıştı ama gerçekten de çok kısa bir süre içinde alışılmadık derecede yüksek sayıda yangın meydana gelmişti. Bu inkâr edilemezdi.

O halde durumu anlayabilmek için Rusya ile başlayalım. 2026 yılının başlarında Ukrayna, Rus enerji altyapısına yönelik uzun menzilli drone saldırılarını dramatik biçimde artırmıştı: petrol depoları, rafineriler, boru hatları, depolama terminalleri. Tuapse Rafinerisi, drone saldırılarının ardından alev aldı ve bu saldırıların haberlere konu olduğu görüldü. Perm’deki tesisler de ciddi aksaklıklar yaşadı. Batı Rusya genelindeki depolama terminalleri ve ihracat altyapısı defalarca hedef alınıyordu. Bunlar söylenti değildi. Bu saldırılar doğrulanmıştı. Stratejik açıdan bakıldığında ise bu saldırılar tamamen mantıklıydılar.

Modern savaş artık yalnızca orduları hedef almıyor. Lojistiği, enerjiyi, tedarik zincirlerini ve ekonomik atardamarları hedef alıyor; sadece düşmanın ordusunu değil, savaşı mali olarak sürdürme kapasitesini de yok etmeyi amaçlıyor. Ancak sorunlar yaşayan tek yer Rusya değildi. Suudi Arabistan ve Körfez bölgesinde de kritik enerji altyapısına yönelik saldırı ve yangın haberleri ortaya çıktı. Ancak buraya kadar anlattıklarım, aktif birer savaş bölgesinde yaşanıyordu. Ve bunun gerçekleşiyor olması şaşırtıcı değildi. İster hoşumuza gitsin ister gitmesin, bu durum artık modern savaşın bir parçası. Ve gelecekte de öyle olacak. Ancak sonra Avustralya geldi. Nisan 2026’da Geelong’daki Viva Energy rafinerisinde büyük bir yangın çıktı; üretimi aksattı ve yerel yakıt piyasalarında şok etkisi yarattı. Ardından Hindistan’da, aynı zaman diliminde enerji santrali patlamaları ve rafineri yangınları da dâhil olmak üzere çeşitli sanayi kazaları bildirildi ve bunlar internette geniş yankı buldu. Sonrasında ABD bile manşetlerde yer almaya başladı. Louisiana’da bir rafineri patlaması, trafo ve trafo merkezi yangınları, Teksas’ta birden fazla olay ve hatta kimyasal yangınlara ilişkin haberler.

Birdenbire sosyal medyadaki bağımsız araştırmacılar, olayların konumlarını ve olağanüstü sıklıklarını haritalandırmaya başladılar. Bunun son derece şüpheli görünmeye başladığına ve koordine bir süreci düşündürdüğüne dair hiçbir kuşku yoktu. Üstelik bu emsalsiz de değildi; son yıllarda gıda tedarik altyapısında tam olarak aynı örüntünün yaşandığını görmüştük. Tabi, bir ölçüde burada muhtemelen psikolojik bir önyargı da devreye giriyor. Çünkü insanlar örüntüler aramaya başladıklarında, onları her yerde görmeye başlarlar. Her sanayi yangını aynı anlatının bir parçası hâline gelir. Her rafineri kesintisi şüpheli görünmeye başlar. İşte tam bu noktada hikâye biraz karmaşıklaşıyor. Dünya genelindeki rafineri yangınlarının yüksek sıklığı inkâr edilemezdi. Ancak %1.800’lük artış iddiasının arkasındaki gerçek istatistikler potansiyel olarak oldukça yanıltıcı olabilir. Yanıltmaya yönelik en büyük uyarı işareti son satırda yer alıyor. Normalde yılda sadece dokuz ila on rafineri veya enerji santrali yangını meydana gelir şeklindeki cümle. Bu neredeyse kesinlikle yanlış çünkü gerçekte endüstriyel yangınlar dünya çapında çok sık meydana gelir, ancak her zaman büyük çaplı olmazlar.

Rafineriler son derece tehlikeli ortamlardır. Yüksek basınçlı sistemler, uçucu gazlar, aşırı sıcaklıklar, karmaşık elektrik sistemleri barındırırlar ve günün yirmi dört saati süren operasyonlarda yoğun şekilde çalıştırılırlar. Buna, bu tesislerin birçoğundaki yaşlanan altyapıyı ve dünyanın bazı bölgelerinde güvenliğin gelişmiş ülkelerde olduğundan çok daha az önemsenmesini de eklediğinizde, bu tür yangınların düşündüğünüzden çok daha sık meydana gelmesi şaşırtıcı olmaktan çıkar-ta ki dikkat etmeye başlayana kadar. Bunların birçoğu haber bile olmamaktadır.

Dolayısıyla, adil olmak gerekirse, %1.800’lük artış iddiası muhtemelen rafineri yangınlarının enerji altyapısının diğer alanlarındaki olaylarla birlikte seçici biçimde gruplanmasından, ardından aktif savaş bölgelerindeki drone ve füze saldırılarının da buna eklenmesinden ve tüm bunların gerçekçi olamayacak derecede düşük bir başlangıç seviyesiyle karşılaştırılmasından kaynaklanmıştır. Bu nedenle yüzdelik oranları muhtemelen abartılmıştır. Ancak burada çıkarılması gereken önemli sonuç şudur: bu, daha geniş çaplı endişenin yanlış olduğu anlamına gelmez. Ayrıca sistematik bir örüntünün gerçekten var olmadığı anlamına da gelmez. Çünkü bu olayların gerçekten artıyor olmasının çok gerçek nedenleri vardır. İlk olarak, açık savaş zamanı sabotajları gerçekleşmektedir. Rusya-Ukrayna çatışması, enerji altyapısına yönelik saldırıları nesiller boyunca görülmemiş bir biçimde normalleştirdi. İkincisi ise limitleri çok fazla zorlanan yaşlı altyapıdır. Küresel rafinerilerin birçoğu eskidir ve yıllarca süren yetersiz yatırımlar enerji altyapısını giderek daha kırılgan hâle getirmiştir. Ayrıca, özellikle ABD-İran Savaşı’nın başlamasından bu yana operasyonel stres de artmıştır. Orta Doğu’dan gelen arz kesintiye uğradığından, diğer bölgelerdeki rafineriler açığı kapatmak için daha yoğun ve daha uzun süre çalışmakta, bakım için daha az mola süresine sahip olunmaktadır. Bu da tam olarak kazaların çoğaldığı türden bir ortam yaratmaktadır.

Ancak tüm bunları kabul ettikten sonra bile, bazıları daha karanlık bir şeylerin yaşanıyor olabileceğine inanmaya devam ediyor. Bana gelince, küresel ölçekte organize suç ve komplolar üzerine yıllarca araştırma yapmış ve hükümet ile medya anlatılarının koordineli ve çoğunlukla kasıtlı olarak yanıltıcı olduğunu fark etmiş biri olarak, bunun nedenini anlamak zor değil. Modern dünyanın stratejik gerçekliğini düşünün. Medeniyet, şaşırtıcı derecede çok az sayıda kritik altyapı düğümüne bağımlıdır. Petrol kuyularından deniz taşımacılığı rotalarına, boru hatlarından rafinerilere, bölgesel enerji santrallerine kadar bunların çoğu aslında oldukça zayıf bir şekilde korunmaktadır. Birçoğu onlarca yıllıktır. Bazılarının yok edilmesi durumunda yeniden inşa edilmeleri yıllar alır. Ve artık ucuz drone teknolojisi, bu tesislere yönelik saldırıları tarihin herhangi bir döneminde olduğundan daha kolay hâle getirmiştir. Bu da her şeyi değiştirmektedir. Çünkü onlarca yıl boyunca büyük güçler, gerilimi tırmandırma riskleri çok yüksek olduğu için kritik enerji sistemlerini doğrudan hedef almaktan kaçınmışlardı. Ancak şimdi istihbarat teşkilatlarının, devlet dışı aktörlerin ve vekil grupların sadece binlerle ifade edilecek kadar dolara mal olan araçlarla stratejik düzeyde ekonomik zarar verebildiği bir döneme girmiş bulunuyoruz.

Ve günümüzde iş dünyası ile finansal piyasaların gerçek zamanlı gelişmeler ve savaşlarla tam anlamıyla bütünleşmiş doğası göz önüne alındığında, yalnızca hükümetlerle değil, uluslararası finans kuruluşlarıyla bağlantılı grupların enerji altyapısı gibi unsurları manipüle etmeleri ve hatta sabote etmeleri yönünde gerçek tahrik ediciler bulunmaktadır. Bu gerçeklik bile tek başına sizi rahatsız etmeye yetmelidir. Çünkü eğer altyapı savaşları sadece normalleşmekle kalmayıp, istihbarat teşkilatları, uluslararası finans kuruluşları ve kurumsal büyük bankalar arasında yapılan gizli anlaşmalarla kâr elde etme amacı güden bir plan haline gelirse ve aslında biz bunun daha önce birçok kez yaşandığını biliyorsak, o zaman karanlık bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalacağız. Küresel çatışmaların geleceği muhtemelen sınırları aşan tanklar veya hava bombardımanları şeklinde görünmeyecektir. Bu çatışmalar büyük olasılıkla yaygın elektrik kesintileri, yakıt kıtlığı, enerji şebekesi istikrarsızlığı ve geniş çaplı siber savaş kampanyalarıyla başlayacaktır.

Ve tüm bu altyapı saldırılarının diğer ucunda, ister bu olayları planlamış olsunlar ister olmasınlar, büyük kârlar elde eden insanlar ve kurumlar her zaman bulunacaktır. Bunun nasıl işlediğine dair mükemmel bir örnek, 11 Eylül saldırılarından birkaç gün önce United Airlines ve American Airlines hisseleri üzerinde gerçekleştirilen ani satış opsiyonu artışıdır. Esasen bunlar, bu şirketlerin hisse fiyatlarının düşeceğine yönelik bahislerdi. Ve bu şirketlerin hisselerinin fiyatları elbette düştüler; bu da şanslı yatırımcılara en az on milyonlarca dolarlık kâr sağladı. Bu olağanüstü işlemleri gerçekleştiren şirketlerden biri, Deutsche Bank’ın ABD’deki özel müşteri kolu olan Deutsche Bank Alex Brown’dı.

İlginç bir şekilde, bu şirket, Princeton mezunu Alvin Bernard Krongard tarafından yönetiliyordu ve ne tesadüftür ki, kendisi 11 Eylül saldırıları gerçekleştiğinde aynı zamanda CIA’in icra direktörüydü. Elbette adı, Kongre tarihindeki en büyük soruşturma şakalarından biri olan 11 Eylül Komisyonu Raporu’nda sansürlenmişti. Krongard daha sonra, ABD’nin en büyük özel sermaye şirketlerinden biri olan Apollo’da yönetici oldu. Apollo’nun başında ise Jeffrey Epstein ile hem seks ticareti ağı hem de danışmanlık hizmetleri aracılığıyla yakın ilişkiler kurmuş olan Leon Black bulunuyordu; Black,  Epstein’a emlak planlama hizmetleri için 150 milyon doların üzerinde ödeme yapmıştı. Tüm bu insanlar ve olaylar her zaman birbirine bağlanıyor ve arka planda her zaman servetler kazanılıyor.

Peki, bu bizi nereye götürüyor? 2026 yangınlarının arkasında gerçekten koordineli bir küresel kampanya mı vardı? Bunu kanıtlayan somut deliller göstermek zor. Ancak bu dönemde enerji altyapısıyla ilgili olaylarda gerçek bir artış yaşandı mı? Kesinlikle yaşandı. Daha da önemlisi, bunlar dünyaya modern medeniyetin enerji altyapımıza yönelik saldırılar karşısında ne kadar savunmasız olduğuna dair bir ön izleme sunuyor; bu saldırılar tipik olarak hem sahadaki uygulayıcılar arasındaki koordinasyonu hem de bunları finanse eden ve kâr elde eden finans şirketlerini içeriyor. Ve geçmiş sicile bakıldığında, bu finans şirketlerinin sözde düşmanlarımızdan ziyade ABD’de veya onun sözde müttefiklerinden birinde faaliyet gösteriyor olma ihtimali aslında çok daha yüksektir. Dolayısıyla bu yangınlar; savaş, yaşlanan altyapı, operasyonel stres veya kasıtlı ve organize sabotaj nedeniyle meydana gelmiş olsun, bizim açımızdan sonuç aynıdır.

Bağımlı olduğumuz sistemler, çoğu insanın fark ettiğinden çok daha kırılgandır. Ve her şeyin ne kadar bağlantılı olduğunu bir kez gördüğünüzde, soru sormayı bırakmak imkânsız hâle geliyor. Bu altyapı saldırılarından gerçekten kimler sorumludur? Bunları önlemekle kim yükümlüdür? Ve görevlerini gerçekten yerine getiriyorlar mı? Ve işte asıl soru: sözde liderlerimiz, Kongre üyeleri ve Trump yönetimiyle bağlantılı kişiler bu tür saldırılardan hisseler aracılığıyla sözde düşmanlarımızdan bile daha fazla doğrudan mali çıkar elde etme konumundayken, gerçekten kimin bizim çıkarlarımızı gözettiğine inanabiliriz? Ne yazık ki bu soruya verebileceğim tek cevap yalnızca biz ve bir birimiz.

İşte tam da bu nedenle özel grubumu kurdum: jeopolitik ve komplo perspektiflerini bir araya getirerek siyaset, ekonomi ve iş dünyasında gerçekte neler olup bittiğini ortaya çıkarmak ve insanların kendilerini bunlardan korumalarının veya bunlardan finansal olarak faydalanmalarının yollarını bulmalarına yardımcı olmak amacıyla. Bu grubun adı Forbidden Finance Group ve katılmakla ilgileniyorsanız bağlantısı bu metnin videosunun açıklama kısmında bulunmaktadır. Forbidden Finance Group, benim Info Warfare Armory adını verdiğim yapının yalnızca bir bölümüdür; bu yapı dört gruptan ve tüm bunları günlük olarak anlamlandırmanıza yardımcı olacak çeşitli kaynaklardan oluşmaktadır. Çünkü şunu anlamalısınız ki, dünyamızda hiçbir şey düşündüğünüz gibi işlememektedir. Ve işlerin gerçekte nasıl yürüdüğünü keşfetmek zordur. Bu, genellikle içine doğulan ya da istihbarat teşkilatları, gizli cemiyetler veya belirli dini gruplar aracılığıyla davet edilen seçilmiş azınlıklara ayrılmış gizli bir bilgidir.

Ancak bir kez bunu anladığınızda, dünyaya bir daha asla aynı gözle bakmayacaksınız. Ve kesinlikle hem finansal kararlarınızı hem de yaşamla ilgili kararlarınızı çok farklı şekilde alacaksınız.

 

*Cato Dezorra, bağımsız yorumculuğa yönelen eski bir askeri/güvenlik uzmanıdır.

 

Kaynak: https://catodezorra.substack.com/p/45-energy-infrastructure-fires-in

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.