Yapay zekâ, hukuk ve yargı alanında yalnızca geleceğe ilişkin soyut bir tartışma konusu olmaktan çıkmış artık dosya inceleme, mevzuat ve içtihat araştırması, belge sınıflandırma, süre takibi, duruşma planlaması ve karar taslağı hazırlığı gibi alanlarda çalışma biçimlerini dönüştüren somut bir araç hâline gelmiştir. Gelinen aşama itibariyle tartışılması gereken bu teknolojinin yargıda kullanılıp kullanılamayacağı değil hangi alanlarda, hangi sınırlar içinde, hangi güvencelerle ve kimin sorumluluğunda kullanılacağıdır.
Daha İyi Yargı Derneği adına Avukat Burhan Uyan tarafından hazırlanan “Yargı Hizmetlerinde Yapay Zekâ: Fırsatlar, Riskler ve Türkiye İçin Yol Haritası” başlıklı rapor ( https://www.dahaiyiyargi.org/raporlar-ve-politika-notlari/yargi-hizmetlerinde-yapay-zeka-firsatlar-riskler-ve-turkiye-icin-yol-haritasi-raporu/ ), bu soruya dengeli ve hukuk devleti ilkeleriyle uyumlu bir çerçeve sunmaktadır. Raporun temel yaklaşımı, yapay zekânın hâkimin, savcının veya avukatın yerine geçen bağımsız bir karar mekanizması olmaması gerektiğidir. Yapay zekâ, hukukçunun bilgiye erişimini hızlandıran, iş yükünü azaltan ve nitelikli muhakemeye daha fazla zaman ayırmasına imkân sağlayan bir destek sistemi olarak konumlandırılmalıdır.
Bu yaklaşım, teknolojik gelişme ile yargısal faaliyetin niteliği arasında kurulabilecek sağlıklı dengeyi ifade eder. Çünkü yargılama, büyük miktarda verinin işlenmesinden veya benzer dosyalara ilişkin istatistiksel sonuçların üretilmesinden ibaret değildir. Bir uyuşmazlığın çözümü şüphesiz vakıaların doğru tespitini, delillerin güvenilirliğinin değerlendirilmesini, tarafların iddia ve savunmalarının dinlenmesini, hukukun somut olaya uygulanmasını ve kararın yeterli gerekçeyle kurulmasını gerektirir. Bu aşamaların her birinin insan muhakemesini, vicdanını ve hukuki sorumluluğunu zorunlu kıldığı tartışmasızdır.
Yapay Zekânın Yargıya / Yargılamaya Katkı Sunabileceği Alanlar
Yapay zekâ, yargılamanın idari ve hazırlık aşamalarında önemli yararlar sağlayabilir. Özellikle çok sayıda belge içeren dosyalarda belirli evrakın bulunması, eksik belgelerin tespiti, yaklaşan sürelerin hatırlatılması, benzer kararların sınıflandırılması ve uzun kararların özetlenmesi gibi işlemler teknolojik destekten yararlanılabilecek alanlardır.
Mahkemelerin iş yükü ve yargılama süreleri dikkate alındığında, bu tür araçların yargı hizmetlerinin hızına ve düzenine katkı sağlaması mümkündür. Ancak teknolojinin sağladığı hız, kendiliğinden adalet anlamına gelmez. Yargıda yapay zekânın değeri, ne kadar hızlı metin ürettiğiyle değil yargılamayı daha adil, şeffaf, erişilebilir ve güvenilir hâle getirip getirmediğiyle ölçülmelidir.
Yapay zekâ, hukukçunun düşünme yükünü ortadan kaldıran bir kısa yol değil, hukukçunun daha iyi düşünmesine yardımcı olan bir araç olmalıdır. Teknoloji, karar vericinin yerini almaya başladığında risk doğuracak ancak dosyanın daha iyi yönetilmesini, hukuki bilgiye daha hızlı erişilmesini ve gerekçenin daha sağlam kurulmasını sağladığında ise gerçek değer üreterek adaletin tesisine olumlu katkı sağlayan bir araç olacaktır.
Kaynak Doğrulama ve Etkili İnsan Denetimi
Yargıda yapay zekâ kullanımının en ciddi risklerinden biri, ikna edici ve düzgün görünen yanlış bilgilerin hukuki değerlendirmeye fark edilmeden dâhil olmasıdır. Üretken yapay zekâ sistemleri, gerçekte bulunmayan kanun maddeleri, mahkeme kararları, olaylar veya akademik görüşler üretebilir, üretebilmektedir. Hukuk diliyle ve güven veren bir üslupla sunulan bu tür yanlışlıkların ilk bakışta tespit edilmesi her zaman kolay olmayabilir.
Uydurma bir içtihadın dilekçeye, bilirkişi raporuna veya karar gerekçesine girmesi, yalnızca teknik bir hata olarak görülemeyeceği böyle bir durumun taraflar bakımından doğrudan hak kaybına yol açabilecek ve yargıya duyulan güveni zedeleyebilecek nitelikte sonuçlar doğuracağı izahtan varestedir. Bu nedenle yargıda kullanılacak yapay zekâ sistemlerinin, serbest biçimde cevap üreten araçlar olarak değil bilakis doğrulanmış mevzuata, içtihada ve resmî belgelere dayanan sistemler olarak tasarlanması gerekir.
Kullanıcının, sistemin hangi sonuca hangi kaynaklardan hareketle ulaştığını görebilmesi gerekir. Kaynağı belirsiz, doğrulanamayan veya güncelliği denetlenemeyen hukuki atıflar, geçerli bir hukuk kaynağı gibi sunulmamalıdır. Yargısal alanda yapay zekânın güvenilirliği, ürettiği metnin akıcılığından değil dayandığı kaynakların doğrulanabilirliğinden kaynaklanır.
İnsan denetimi de şekli bir kontrol düzeyine indirgenmemelidir. Bir hâkimin, savcının veya avukatın yapay zekâ tarafından üretilen metni ekranda görmesi, tek başına etkili denetim anlamına gelmez. Gerçek denetim, çıktının dayandığı kaynakların incelenmesini, bu kaynakların somut vakıayla bağlantısının kurulmasını, karşı görüşlerin değerlendirilmesini ve gerektiğinde sistemin önerdiği sonucun bütünüyle reddedilmesini gerektirir. Nihai hukuki değerlendirme ile bunun sorumluluğu insanın üzerinde kalmalıdır.
Yargı Bağımsızlığı ve Karar Verme Yetkisi
Yargısal yapay zekâ sistemlerinin tasarımında yargı bağımsızlığının korunması özel önem taşır. Bir sistemin, “benzer dosyaların çoğunda şu sonuca ulaşılmıştır” şeklinde öneriler sunması ilk bakışta yalnızca bilgi verme faaliyeti gibi görülebilir. Ancak bu tür öneriler zaman içinde karar verici üzerinde görünmez bir baskı yaratabilir.
Makinenin önerdiği sonuçtan ayrılan hâkimin kendisini ayrıca açıklama zorunluluğu altında hissetmesi, bağımsız muhakemeyi zedeleme riski taşır. Bu nedenle yapay zekâ sistemleri, sonuç dayatan veya kararın yönünü belirleyen araçlar olarak değil hukuki bilgiye, kaynaklara ve dosya içeriğine erişimi kolaylaştıran aracılar olarak tasarlanmalıdır.
Yapay zekâ, yargısal kararın sahibi olmamalı tam aksine karar vericinin daha sağlıklı ve denetlenebilir bir değerlendirme yapmasına yardımcı olmalıdır. Hâkimin takdir yetkisi, gerekçe kurma sorumluluğu ve nihai karar üzerindeki iradesi tartışmasız biçimde korunmalıdır.
Kişisel Verilerin Korunması ve Veri Güvenliği
Yapay zekânın yargıda kullanımı, kişisel verilerin korunması bakımından da hassas bir alan oluşturmaktadır. UYAP kayıtları ve yargı dosyaları, kişilerin özel hayatına, sağlık durumuna, aile ilişkilerine, mali bilgilerine, ceza soruşturmalarına ve diğer hassas alanlarına ilişkin veriler içerebilir. Bu veriler, teknolojik gelişme adına sınırsız biçimde kullanılabilecek sıradan bir veri havuzu değildir.
Yargı verilerinin yapay zekâ sistemlerinde işlenmesi, güçlü siber güvenlik önlemleri çerçevesinde ele alınmalıdır. Bu nedenle yargısal yapay zekâ sistemlerinin teknik kapasitesi kadar veri yönetişimi de önemlidir. Hangi verinin hangi amaçla işlendiği, kimlerin erişim yetkisine sahip olduğu, verilerin ne kadar süre saklandığı ve ihlal hâlinde sorumluluğun kimde olduğu açık kurallara bağlanmalıdır.
Avukatlık Faaliyeti ve Mesleki Sorumluluk
Rapordaki, avukatların yapay zekâ yardımıyla hazırladıkları metinleri mahkemeye sunmalarının kategorik olarak yasaklanması önerisi de dikkatle değerlendirilmelidir. Elbette doğrulanmamış bilgi, uydurma kaynak veya gerçeğe aykırı vakıa içeren dilekçelerin kabul edilebilir bir yönü yoktur. Ancak sorunun çözümü, kullanılan aracı bütünüyle yasaklamak olmayabilir.
Daha isabetli yaklaşım, mahkemeye sunulan her vakıa, delil, hukuki görüş ve atıftan avukatın bizzat sorumlu tutulması olmalıdır. Metnin hangi araçla hazırlandığından çok içeriğinin doğru, denetlenebilir ve mesleki özen yükümlülüğüne uygun olup olmadığı önem taşır. Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış olsa dahi bir dilekçenin içeriği, avukatın kendi hukuki denetiminden geçmiş olmalıdır.
Bu anlayış, teknolojik gelişmenin mesleki sorumluluğu ortadan kaldırmadığını açıkça ortaya koyacaktır. Yapay zekâ tabii ki avukatın yardımcısı olabilir/olmalıdır ancak avukatın yerine geçmemelidir ve avukatın mesleki özen yükümlülüğünü devralmamalıdır.
Türkiye İçin Kademeli ve Güvenli Geçiş
Türkiye’de yargıda yapay zekâya ilişkin ihtiyaç duyulan yaklaşım, teknolojiyi bütünüyle reddetmek veya onu bütün sorunları çözecek kusursuz bir araç olarak görmek değildir. Yapılması gereken düşük riskli idari ve organizasyonel alanlardan başlayan, sonuçları düzenli biçimde değerlendirilen ve insan sorumluluğunu merkeze alan kademeli bir geçiştir.
Bu geçişte, kaynakları doğrulanabilir, işleyişi şeffaf, bağımsız denetime açık ve kişisel verileri koruyan sistemlerin tercih edilmesi gerekir. Yargı alanında kullanılacak her teknoloji, yargının hızını artırma hedefi kadar adil yargılanma hakkını, yargı bağımsızlığını, silahların eşitliği ilkesini ve gerekçeli karar hakkını koruma bakımından da hassasiyetle değerlendirilmelidir.
Daha İyi Yargı Derneği tarafından hazırlanan rapor, bu yönüyle yalnızca mevcut teknolojik gelişmeleri değerlendiren bir çalışma değildir. Aynı zamanda Türkiye’de yargı ile yapay zekâ arasındaki ilişkinin hangi hukuki ve kurumsal ilkeler üzerinde kurulması gerektiğine ilişkin önemli bir tartışma zemini sunmaktadır. Raporun, hukuk devleti, şeffaflık, hesap verebilirlik, insan denetimi ve yargı bağımsızlığı ekseninde geliştirdiği yaklaşımın, gelecekte yapılacak akademik, mesleki ve mevzuata ilişkin çalışmalara öncülük edip yol gösterdiği tartışmasızdır.
Yargıda yapay zekânın geleceği, teknolojinin ne kadar güçlü olduğundan çok, bu teknolojinin hangi sınırlar içinde ve hangi güvenceler altında kullanılacağına bağlıdır. Hukukun, teknolojik dönüşümün gerisinden sürüklenmek yerine bu dönüşümü önceden görerek insan hakları, hukuk devleti ve adalet ilkeleri temelinde yönlendirmesi gerekir.
Yapay zekâ, insan muhakemesinin yerine geçtiğinde yargı bakımından ciddi bir risk oluşturur. Buna karşılık yapay zekâ, hukukçuların daha iyi bilgiye ulaşmasını, dosyaları daha sağlıklı yönetmesini ve gerekçeleri daha güçlü kurmasını sağladığında adalete katkı sunabilir. Bu nedenle yargıda yapay zekânın doğru konumu, karar veren bir mekanizma değil bilakis adaleti güçlendiren, denetlenebilir ve sorumluluğu insanda bırakan bir araç olmalıdır.
Bir Hakkı Teslim Etmek
Bugün yargıda yapay zekânın kullanılıp kullanılmayacağını değil, nasıl ve hangi güvencelerle kullanılacağını tartışıyorsak, yıllar önce bu dönüşümü görenlerin hakkını da teslim etmek gerekir. Bu yazının konusunu oluşturan raporu hazırlayan Avukat Burhan Uyan, neredeyse on beş yılı aşkın süredir yargı ile teknolojinin ve özellikle yapay zekânın kaçınılmaz biçimde kesişeceğine dikkat çekerken, ne yazık ki kendi meslek çevrelerinde bile çoğu zaman yeterince ciddiye alınmadı. Bugün gelinen nokta, O’nun o günlerde dile getirdiklerinin bir teknoloji merakından değil, mesleğin geleceğini okuyabilen bir öngörüden kaynaklandığını açıkça ortaya koyuyor.
Belki de burada hukuk camiası başta olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlarla bu yapıların yönetici / yönlendiricilerinin kendileri için çıkaracağı ayrıca bir ders vardır. Yeni olanı küçümsemek kolay, henüz görünmeyeni görebilmek ise zordur. Dün “fazla ileri” bulunan düşüncelerin bugün yargının en önemli gündemlerinden birine dönüşmesi, bir yandan Burhan Uyan’ın ve sayıları çok az olan onun gibi düşünen hukukçuların ileri görüşlülüğünü gösterirken diğer yandan onları ciddiye almayan mesleki tutuculuğun ve sığlığın da sorgulanmasını gerektiriyor. Bu nedenle, yıllardır ısrarla bu tartışmanın kapısını aralayan ve gündemde tutmak için çabalayan Avukat Burhan Uyan’a ve bugün meselenin kapsamlı bir raporla hukuk kamuoyunun önüne taşınmasına vesile olan Daha İyi Yargı Derneği’nin yöneticilerine özel bir teşekkürü borç biliyorum.
