Venezuela’da Başlangıcın Sonu

ABD politikası için asıl zorluklar ve riskler henüz başlamadı. Trump ve Rubio başarılı olurlarsa, yarımküre siyasetini yeniden şekillendirecekler ve ABD liderliğine dair sert bir vizyonu doğrulamış olacaklar. Başarısız olurlarsa, bunun bedeli yıllarca hissedilecek; göçü körükleyecek, rakipleri güçlendirecek ve Amerikan müdahalesine yönelik şüpheciliği pekiştirecektir. Venezuela’nın geleceği, Maduro’nun devrilmesiyle değil, sonrasında uygulanacak disiplin, itidal ve ekonomik tahayyülün gücüyle belirlenecektir.
Ocak 8, 2026
image_print

Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu görevden almak için askeri güç kullanması, Venezuela ve Batı Yarımküre’deki ABD politikası açısından bir dönüm noktasıdır. Ancak sahnelenen oyunu çözümle karıştırmak bir hata olurdu. Maduro’nun ABD gözetiminde olduğu görüntüler, bir sonuca ulaşıldığı izlenimini yaratıyor.  Ancak bu görüntüler, Washington’un Venezuela ile uzun süredir devam eden mücadelesinin sonunun başlangıcı değildir. Bu durum, başlangıcın sonudur ve çok daha zor ve tehlikeli bir aşamanın başlangıcını işaret ediyor.

Trump yönetimi, bundan sonra olacakların sorumluluğunu bilerek üstlenirken Maduro’nun devrilmesini kendi kendini ispat eden taktiksel bir başarı olarak görüyor. Başkan Donald Trump bu tercihini açıkça dile getirdi. Amerika Birleşik Devletleri’nin bir süreliğine “Venezuela’yı yöneteceğini” ilan ederek yalnızca özgüven sergilemiyor; aynı zamanda ortaya çıkacak siyasi, ekonomik ve güvenlik sonuçlarının sorumluluğunu taammüden üstleniyor.

Ancak tarih uyarıyor. Mayıs 2003’te Başkan George W. Bush, “Görev Tamamlandı” pankartının altında durarak Irak’ta zafer ilan etmişti. Bunun ardından istikrar değil, parçalanma geldi; bir isyan, bir meşruiyet krizi ve yıllarca süren maliyetli bir karmaşa yaşandı. Venezuela bugün benzer bir dönüm noktasında duruyor. Maduro’nun devrilmesi kalıcı bir geçişin önünü açabilir. Aynı kolaylıkla Amerika Birleşik Devletleri’ni tehlikeli bir çıkmaza da sürükleyebilir.

Eğer Washington, zorlamayı teşviklerle, gücü siyasi meşruiyetle birleştirerek bir sonraki aşamayı disiplinle yönetirse Venezuela’nın gidişatını yeniden belirleyebilir, ülkeyi yarımküredeki demokrasiler topluluğuna geri çekebilir ve son on yıldır Amerika’nın gücüne karşı temkinli davranan bir bölgede ABD etkisini yeniden tesis edebilir. Böyle bir durumda bunun getirisi büyük olur.

Venezuela’nın son yirmi yıldaki çöküşü, düzensiz göçün, sınır aşan suçların, yolsuzluğun ve yasa dışı mali akışların yarımküredeki en büyük itici gücü olmuştur ve ABD çıkarlarını olumsuz etkilemiştir. İstikrarın sağlanmasıyla, bu sorunlar ABD sınırında değil, kaynağında ele alınacaktır. Bu aynı zamanda Maduro rejiminin kendi halkına karşı sistematik suçlar işlemesine olanak tanıyan, Venezuela toplumunu içten içe yıpratan ve istikrarsızlığı yurt dışına ihraç eden elverişli ortamı da ortadan kaldıracaktır. Ayrıca Çin, İran ve Rusya dâhil olmak üzere ABD’nin rakiplerini stratejik bir dayanak noktasından mahrum bırakacaktır.

Ancak böyle bir sonuca ulaşmak, herhangi bir yönetimde garanti edilemeyecek derecede yetenekli bir politika ve şanslı koşullar gerektirecektir. Olası bir başarısızlığın yolları arasında; suç şebekelerini olduğu gibi bırakan kısmi bir geçiş, göçü ve istikrarsızlığı sürdüren uzun süreli bir siyasi belirsizlik dönemi veya Amerika Birleşik Devletleri’nin asla amaçlamadığı ancak çözmekte zorlanacağı, giderek artan bir güvenlik taahhüdü yer almaktadır. Bundan sonra yaşanacaklar, bu olayın, yarımküre tarihinin bir dönüm noktası mı yoksa Amerikan’ın uzun aşırıya kaçma kataloğuna eklenecek bir başka örnek mi olacağını belirleyecek.

Kumar

Maduro’nun iktidarını sona erdiren operasyon, Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açık izlerini taşıyor. Bu, hem siyasi hem de ekonomik anlamda kararlılığı, görkemli gösteriyi ve hesaplaşmayı değerli gören bir dünya görüşünü yansıtıyor. Trump için Venezuela, yönetilmesi gereken bir dış politika sorunundan ziyade, değerlendirilmesi gereken bir mülk. Amerika Birleşik Devletleri’nin “ülkeyi yöneteceğini”, Venezuela petrolünü çıkarıp satacağını ve jeopolitik kaldıracı somut kazanca dönüştüreceğini savunuyor Bu, müdanasızca uygulanan merkantilizmdir: devlet yönetimi kârla iç içe geçmiş ve sadece ABD firmaları için değil, özellikle de siyasi müttefikler ve iktidara yakın aracı kişiler için fırsatlar yaratılmıştır.

Bu içgüdüler enerji sektöründeki beklentileri şimdiden şekillendiriyor. Chevron’un ötesinde, uzun süredir el konulan varlıklar nedeniyle davalarla boğuşan ConocoPhillips gibi ABD şirketlerinin de Venezuela pazarına yeniden girmesi bekleniyor. Ancak Trump’ın manevra alanı oldukça dar. Üretim yapılan alanların çoğu, Çinli firmalar da dâhil olmak üzere, sözleşmelerle zaten ihale edilmiş durumda ve bu firmalar söz konusu anlaşmalara uyulmasını şart koşacaklardır. Bu durum Washington’ın seçeneklerini kısıtlıyor ve Venezuela’nın gelecekteki hükümetini tamamen devre dışı bırakma eğilimini artırıyor. Eğer Amerika Birleşik Devletleri bunun yerine doğrudan Venezuela’nın devlet petrol gelirlerini ele geçirmeye çalışırsa,  yeniden iç yapılanma için çok az mali alan kalacak ve bu da Washington’ın, kimin resmen iktidarda olduğuna bakmaksızın Venezuela’yı “yönetmesini” fiilen garanti altına alacaktır.

Rubio için durum farklı ama aynı derecede önemli. Yıllardır, kademeli baskının rejimi daha da güçlendirdiğini, Çin, İran ve Rusya’nın etkisini ise genişlettiğini savunuyor. Bu olay, diplomasinin ve yaptırımların başaramadığını sert gücün başarabileceğini kanıtlama ve yarımkürede ABD liderliği tartışmasının koşullarını yeniden şekillendirme fırsatı sunuyor.

Bahis tutarsa, bunun etkileri Caracas’ın çok ötesine uzanacaktır. Bu, eleştirmenlerin “Don-roe Doktrini” olarak adlandırdığı, çok taraflı kısıtlama yerine tek taraflı yaptırımı destekleyen, Trump dönemi için Monroe Doktrini’nin yeniden yorumlanması anlamına gelecektir. Bu durum, Washington’ın kurumsal sürtüşme ve diplomatik rahatsızlık pahasına bile olsa, yakın çevresinde üstünlüğünü yeniden tesis etmeye hazır olduğunun bir işaretidir.

Bu durum, Latin Amerika ve Karayipler genelinde bir yeniden yapılanmayı zorunlu kılacak ve hükümetlere ABD’nin geri çekilmesinin bir kısıtlama değil, bir tercih olduğunu ve Amerikan gücünün, kullanıldığında, açık muhalefet için çok az seçenek bırakacak kadar belirleyici olabileceğini hatırlatacaktır. Ayrıca, bölgesel politikalarda diplomatik süreç ve iknadan ziyade stratejik ve ticari sonuçları tercih eden Washington savunucularını da cesaretlendirecektir.

Ancak bu mantık, başka bir çağda şekillenmiş varsayımlara dayanıyor. Monroe Doktrini, ABD gücünün yarımkürede rakipsiz olduğu ve dış rakiplerin uzak olduğu bir dönemde işledi. Ancak o dünya artık yok.

Çözümsüz Parçalanma

Maduro’nun devrilmesi, Hugo Chávez’in (1999’da iktidara gelen ve 2013’te görevdeyken ölen Maduro’nun selefi) Bolivarcı projesi etrafında inşa edilen ve maddi destek, baskı ve yasadışı finansman yoluyla sürdürülen karma ideolojik, siyasi ve suç sistemi olan Chavismo’nun çöküşü anlamına gelmez. Rejim hiçbir zaman tek bir yapı olmadı. Bu, rantlara erişim ve intikam korkusuyla bir arada tutulan bir koalisyondu. Maduro’nun gitmesiyle bu koalisyon parçalanacak. Ancak parçalanma, siyasi geçişle aynı şey değildir.

Belirleyici değişken silahlı kuvvetlerdir. Hızlı bir iktidar geçişini işaret eden, kurumsal düzeyde net bir kopuşa dair çok az kanıt var. Daha olası senaryo, uzun süren pazarlık, seçici taraf değiştirme ve riskten korunma çabaları şeklinde olacaktır. Bazı komutanlar ortaya çıkan her türlü otoriteyle uzlaşma arayacaktır. Diğerleri, belirsizliğin kendi lehlerine çalışacağına inanarak mevzilerini koruyacaktır. Sivil güç odakları—valiler, parti yetkilileri, ekonomik aracılar—da aynı hesapla hareket edecektir.

Venezuela anayasası, ileriye dönük dar ve tartışmalı bir yol sunuyor. Maduro’nun saygı duymayı reddettiği muhalefet lideri María Corina Machado’nun yerine aday gösterilen eski diplomat Edmundo González’in açık bir zafer elde ettiği ancak yurt dışında geniş çapta kabul görmesine karşın ülke içinde hiçbir zaman uygulanmayan Temmuz 2024 seçimlerinin sonuçlarını da tanırken cumhurbaşkanlığı makamının boşalmasının ardından 30 gün içinde yeni seçimler yapılmasını öngörüyor. Anayasal prosedür ile siyasi gerçeklik arasındaki bu gerilim, önümüzdeki temel zorluğu yansıtıyor: Zorlayıcı gücü hâlâ elinde tutanların yaptırımı ve rızası olmadan, sadece yasallık geçiş sorununu çözmez.

Barışçıl bir geçiş hâlâ mümkündür. Bunun için ölçülü baskı, güvenilir güvenceler ve toptan cezalandırma yerine yeniden entegrasyonu önceleme iradesi gerekecektir. Aksi halde, yalnızca ideolojik sertlik yanlıları değil, kendi varlığını korumaya çalışan rasyonel aktörler de süreci sabote edecektir. İşleri zorlaştıran, Maduro’nun geride bıraktığı ekosistemdir: kaçakçılar, yolsuz yetkililer, silahlı gruplar, güvenlik aktörleri. Bu kurumlar devlet ve ekonomiye derinden yerleşmiş durumda. Sembolik lideri ortadan kaldırmak sistemi dağıtmaz.

Bir Sonraki Aşama Ebedi Savaş Mı?

Başarısızlık hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Venezuela için pahalı olur. ABD’nin hızla çekilmesi, Venezuela’yı yönetilemeyen, istikrarsız, insan ve sermaye kaybetmeye devam eden bir belirsizlik içinde bırakılan ülke haline getirme riskini taşır. Çok uzun kalmak ise farklı bir tehlike yaratır: ABD’nin dikkatini, meşruiyetini ve siyasi iradesini tüketen düşük yoğunluklu bir çatışmaya sürüklenme. Bu, müdahalenin paradoksudur: Çok azı kaosu davet eder, fazlası bataklığı. Hata payı nerdeyse yoktur ve yanlış hesapların bedeli Venezuela sınırlarının çok ötesinde hissedilir.

Uzayan bir kriz, ilave dış müdahalelere alan açar. İran ve Rusya güvenlik bağlarına dayanırken, Çin daha uzun vadeli bir strateji izleyerek altyapı, finans ve pazar erişimine odaklandı. ABD’nin sert askeri varlığı, Washington’ın baskı uyguladığı, Çin’in ise kalkınma sunduğu algısını güçlendirerek, istemeden de olsa Pekin’in konumunu güçlendirebilir.

İşte bu noktada “Donroe Doktrini” yetersiz kalır. Askeri güç, Latin Amerika ve Karayipler’de sonuçları şekillendirmenin artık en etkili aracı değildir. On dokuzuncu ve yirminci yüzyılın başlarında, ABD’nin işgaller ve savaş gemisi diplomasisiyle düzen dayattığı dönemlerde öyleydi. Ancak günümüzde, yarımküredeki nüfuz mücadelesi artık öncelikle askeri bir mücadele değil. Ekonomik ve teknolojiktir. Çin bunu yıllar önce fark etti ve çoğu zaman Washington’ın yaptırımlara veya öğütlere başvurduğu yerlerde devreye girerek tedarik zincirlerine, limanlara, enerji şebekelerine ve dijital altyapıya yerleşti. Ekonomik destek olmadan, askeri üstünlük Çin’i Venezuela’dan veya bölgeden uzaklaştırmayacaktır. Aksine, riskten korunma yöntemlerini teşvik edecektir.

ABD saldırısına yönelik bölgesel ve küresel tepkiler, bundan sonra olacakların önemini açıkça ortaya koyuyor. Brezilya, Kolombiya ve Meksika, birçok Venezuelalı Maduro’nun devrilmesini açıkça kutlarken ABD’nin bu hamlesini kınıyor. Brüksel, Londra ve Paris’ten gelen Avrupa tepkileri eleştirel olmaktan ziyade temkinliydi: Sonucu genel olarak destekliyorlar, ancak yöntemler ve sonrasına dair düşüncelerini saklı tutuyorlar. Maduro’nun devrilmesine destek gerçek. ABD’nin sonrasını nasıl yöneteceğine dair onay ise koşullu.

Savaş alanından ziyade bilanço, değerlendirme için daha belirleyici bir alan olacaktır ve burada Trump’ın siyasi müttefiklerini ödüllendirme içgüdüsü, sermayeyi ve kontrolü Venezuela ekonomisini yeniden inşa etmek için gereken uzun vadeli yatırımdan uzaklaştırma riski taşıyor. Ülke on yılda GSYH’sinin dörtte üçünden fazlasını kaybetti. Ülke, dünyanın en geniş petrol rezervlerine (bazı ölçümlere göre en büyük rezervlere) sahip olmasına rağmen, petrol üretimi çöktü. Yarımküredeki hiçbir çatışma sonrası toparlanma çabası bu ölçekte değildir Bu bağlamda, petrol gelirleri üzerindeki kontrol teknik bir mesele değil; gelecekteki herhangi bir hükümetin yönetip yönetemeyeceğinin en önemli belirleyicisidir. Bu gelirler dışarıya yönlendirilirse, seçimler ne olursa olsun siyasi egemenliğin içi boş kalır.

Venezuela petrolünün kontrolü küresel sonuçlar doğurur. En iyimser varsayımlar altında bile, altyapı bozulması, sermaye kısıtlamaları, alacaklı talepleri ve siyasi riskler kısa vadede üretim büyümesini yavaşlatacaktır. Ancak zamanla Venezuela arzı küresel dengeleri anlamlı biçimde değiştirebilir. Böyle bir senaryoda, Washington fiilen küresel petrol piyasalarının şekillenmesinde yer alacak ve resmi üyelik olmaksızın OPEC+’ın mantığına işlevsel olarak dâhil olacaktır.

Bu, Amerika Birleşik Devletleri için gerçek avantajlara sahip olduğu alanda rekabet etme fırsatıdır. Venezuela’nın yeniden entegrasyonunun ABD etkisini güçlendirip güçlendirmeyeceğini veya zayıflatıp zayıflatmayacağını belirleyecek olan şey askeri üstünlük değil, ekonomik devlet yönetimidir. İstikrar, yaptırımların kaldırılmasından çok daha fazlasını gerektirir. Özel yatırım, borçların yeniden yapılandırılması, enerji üretiminin yeniden canlandırılması ve küresel ekonomiyi yeniden şekillendiren teknolojik dönüşümlere entegrasyon gerektirir. Latin Amerika ve Karayipler, yapay zekâ, sağlık hizmetleri, temiz enerji ve ileri üretim alanlarında yapısal değişimin eşiğinde bulunuyor. Venezuela bu geleceğe katılmalı, aksi takdirde sömürü ve bağımlılık tuzağına düşmeye devam edecektir.

Önümüzdeki Muhtemel Yollar

Maduro’nun zorla görevden alınmasının hemen ardından üç geniş senaryo olası görünüyor.

İlk yol, kontrollü bir geçiş sürecidir. Seçimler yapılabilir, ancak muhalefetten tek bir ismin iktidara gelebilecek bir lider olarak ortaya çıkıp çıkmayacağı belirsizliğini koruyor. Machado’nun siyasi ivmesi gerçek olsa da, kurumsal çürümenin, veto gücüne sahip güvenlik aktörlerinin ve çözülmemiş güç dengelerinin şekillendirdiği Maduro sonrası bir ortamda bu ivme kendiliğinden yönetme yetkisine dönüşmez. Sürgün, parçalanma ve yorgunluk muhalefetin kadrolarını zayıflatmıştır. Güç bunun yerine, eski rejimin unsurları ve silahlı kuvvetler dâhil kilit yerel aktörler için kabul edilebilir bir geçici otorite ya da teknokratik bir düzen etrafında toplanabilir. Hızlı ekonomik destek ve itimat edilebilir güvenlik garantileriyle birlikte uygulandığı takdirde bu senaryo, istikrara kavuşma konusunda en iyi şansı sunuyor.

İkinci yol ise suç haline getirilmiş sürekliliktir. Bu durumda rejimin baskıcı ve suç teşkil eden yapısının büyük bir kısmı olduğu gibi korunur. Silahlı gruplar ve kaçakçılar faaliyetlerini sürdürmeye devam eder. İstikrarsızlık devam ederken siyasi değişim makyajdan ibaret kalır. İktidar, uluslararası muhataplara usule ilişkin süreklilik sağlarken rejimi ayakta tutan temel ağları da koruyan, Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez gibi sivil bir temsilciye resmen devredilebilir. Erken işaretler arasında seçici kovuşturmalar, güvenlik elitlerine verilen sessiz güvenceler ve önemli gelir akışlarının reformu yerine kontrolünün korunması yer alır.

Üçüncü yol ise gerilimin tırmanmasıdır. Güç mücadeleleri şiddete dönüşür, silahlı aktörler çoğalır ve mülkiyet iddiasında bulunan Amerika Birleşik Devletleri yeniden müdahale baskısıyla karşı karşıya kalır. İstikrar olarak başlayan şey, başka bir ucu açık taahhüde dönüşme riski taşır.

Hangi yolun baskın çıkacağı, Maduro’yu görevden alan operasyondan çok, sonrasında izlenecek ABD stratejisine bağlı olacaktır. Venezuela artık yalnızca Amerikan gücünün değil, Amerikan muhakemesinin de bir sınavıdır. Zafer ilan edip yoluna devam etme cazibesi güçlü olacaktır. Sonuçları doğrudan kontrol etme dürtüsü de öyle. Her ikisine de direnilmelidir.

Trump ve Rubio başarılı olurlarsa, yarımküre siyasetini yeniden şekillendirecekler ve ABD liderliğine dair sert bir vizyonu doğrulamış olacaklar. Başarısız olurlarsa, bunun bedeli yıllarca hissedilecek; göçü körükleyecek, rakipleri güçlendirecek ve Amerikan müdahalesine yönelik şüpheciliği pekiştirecektir. Venezuela’nın geleceği, Maduro’nun devrilmesiyle değil, sonrasında uygulanacak disiplin, itidal ve ekonomik tahayyülün gücüyle belirlenecektir.

 

*Juan S. Gonzalez, 2004–2016 yılları arasında ABD Dışişleri Bakanlığı’nda, 2021–2024 döneminde ise Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Batı Yarımküre İşlerinden Sorumlu Kıdemli Direktör olarak görev yaptı.

 

Source: https://www.foreignaffairs.com/venezuela/end-beginning-venezuela-maduro-trump

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.