Ukrayna’nın İmkânsız İkilemi

Zelenski yapabileceği tavizleri verdi, ancak bu yeterli olmayabilir. Trump, savaşı sona erdirmenin en hızlı yolunun Ukrayna’yı Rusya’nın şartlarına boyun eğmeye zorlamak olduğuna karar vermiş gibi görünüyor.
Aralık 23, 2025
image_print

Trump’ın göreve geldiği günden bu yana Amerika Birleşik Devletleri, Ukrayna ve Rusya arasında yapılan sayısız zirve, görüşme ve ikili müzakere düşünüldüğünde, Berlin’de Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski ile Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff arasında gerçekleşen son görüşmelerde bir deja vu hissine kapılmak anlaşılır bir durum. Masadaki konular hâlâ Şubat ayındakiyle temelde aynı: Ukrayna için güvenlik garantileri ve Rusya’ya verilecek toprak tavizleri.

Ancak bu kez durum farklı ve Ukrayna, Trump’ın yeniden göreve gelmesinden bu yana hiç olmadığı kadar zor durumda. Hâlihazırda Ukrayna, müzakere pozisyonunda önemli tavizler vermeye hazır olduğunu göstermiş durumda. Trump yönetimi içindeki az sayıdaki Ukrayna yanlısı saf dışı bırakıldı ve Avrupa, azalan ABD desteğinin yarattığı boşluğu doldurabilecek durumda değil. İronik bir şekilde, Ukrayna’nın şu anki en büyük dostu, bir anlamda uzlaşmaz tavrıyla, Rusya’nın lehine bir anlaşmanın önünde engel teşkil eden ve Trump’ı sürece yabancılaştırma riskini taşıyan Vladimir Putin’dir. Ancak Trump’ın sabrı tükenirken, Ukrayna çok yakında istemediği bir anlaşmayı kabul etmeye zorlanabilir.

Her zaman olduğu gibi, Zelenski’nin aleyhine birçok engel bulunuyor. Trump ve temsilcileri her şeyden önce savaşın hızlıca sona ermesini istiyor; toprak kontrolü ve savaş sonrası Doğu Avrupa’nın güvenlik mimarisi gibi kritik konulara, Trump’ın çok arzuladığı “dokuzuncu” barış anlaşmasının (çeşitli küresel çatışmalarda hâlihazırda denetlediğini iddia ettiği sekiz anlaşmaya ilaveten) önünde duran can sıkıcı ayrıntılar gibi yaklaşıyorlar. Zelenski, ABD başkanıyla orta yolu bulmak için elinden geleni yaptı, ancak bu kez Zelenski’nin yaptıklarının yeterli olmaması muhtemel. Trump, savaşı sona erdirmenin en hızlı yolunun Ukrayna’yı Rusya’nın şartlarına boyun eğmeye zorlamak olduğuna karar vermiş gibi görünüyor.

Trump bir süredir bu sonuca doğru ilerliyordu ancak Rusya’nın bu ayın başlarında Trump’ın barış teklifini reddetmesi, görünüşe göre ateşe benzin döktü. Rusya’nın önde gelen müzakerecilerinden Yuri Uşakov, Ukrayna veya Avrupa’dan gelecek herhangi bir barış önerisinin “şiddetli itirazlarla” karşılanacağını söylerken, Rusya’nın İngiltere Büyükelçisi ise Ukrayna’nın müzakere etmesi gereken tek şeyin “teslimiyet” olduğunu iddia etti. Trump yönetimi bu zihniyeti açıkça benimsemiş durumda ve Berlin görüşmeleri sırasında, barış anlaşmasının mümkün olabilmesi için Ukrayna’nın, Rusya’nın işgalin başından beri peşinde olduğu bir hedef olan Donetsk bölgesinin şu anda kontrol ettiği kısımlarından çekilmesi gerektiğinde ısrar ettiği bildiriliyor.

Trump’ın taleplerine karşılık olarak Zelenski, Ukrayna’da seçim yapılmasına razı oldu ve anlaşmayı daha cazip hale getirmek için, Ukrayna politikasında büyük bir değişim anlamına gelen, ülkesinin NATO hedeflerinden vazgeçmeyi de şaşırtıcı bir şekilde kabul etti. Ancak bu tür stratejiler geçmişte Zelenski’nin, Trump’ın gözünde Rusya’yı süreci sabote eden taraf gibi göstermesine yardımcı olmuş olsalar da, bu kez Trump’ın zihninde, Zelenski’nin ABD ve Rusya’nın istedikleri başka tavizleri dayatabilecek kadar esnek olduğu kanaatini pekiştirmekten başka bir işe yaramayabilir.

Zelenski’nin elinde birkaç seçenek var, ancak bunların hiçbiri iyi değil. Her zamanki gibi, Trump karşısında diplomatik destek almak, Ukrayna’nın savunmasını finanse etmek ve yakın vadede ve olası bir ateşkesten sonra Rusya’ya karşı güvenlik garantileri sağlamak için Avrupa’ya yaslanmayı deneyebilir.

Görünüşe göre bu, Berlin görüşmelerinin ardından izlediği yol oldu – Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Trump’ı övgülerle andı, Ukrayna’nın savaş sonrası güvenlik ihtiyaçlarını vurgulayan bir açıklama yayınladı ve Polonya’dan Birleşik Krallık’a kadar bütün Avrupa liderlerini Ukrayna’ya destek vermek üzere bir araya getirdi.

Ancak Avrupa’nın etkisinin büyük ölçüde yanıltıcı olduğu bir sır değil; müzakerelerin mevcut aşamasının başlangıcından bu yana, AB liderleri Trump’ın Ruslara sunduğu teklifler üzerinde anlamlı bir etki yaratamadılar. Putin, Avrupalıları “savaşın tarafı” olarak göstermek için ciddi çaba sarf etti ve Trump yönetiminin bu söyleme kapıldığı anlaşılıyor; son Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinin de gösterdiği gibi ABD başkanı Avrupalıları giderek daha çok rakip olarak görüyor. Berlin görüşmeleri sonrasındaki müzakerelerde Avrupalıların, ABD ile işbirliği ve Ukrayna’da konuşlanacak Avrupa liderliğinde bir “çok uluslu güç” içeren Ukrayna güvenlik garantileri önerisini sunmaları Zelenski için umut verici olsa da, ABD’nin bu taahhüde ne ölçüde bağlı kalacağı belirsizliğini koruyor. Rusya, savaştan sonra Ukrayna’da konuşlanacak herhangi bir NATO üyesi ülkenin askeri gücüne karşı çıktı ve Trump’ın ekibinin Putin’e bu konuda baskı yapacağını düşünmek için pek bir neden yok.

Ne yazık ki Avrupa ve Ukrayna için tüm bu barış planları kaçınılmaz olarak Amerikan onayını gerektiriyor. Savunma sanayisindeki ilerlemelerine ve ABD’ye karşı diplomatik cephedeki birlikteliğine rağmen Avrupa, askerî ya da istihbarat alanında Ukrayna’ya sağlanan ABD desteğiyle hâlâ boy ölçüşemiyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Trump yönetiminin 2027’ye kadar desteğinin büyük bölümünü çekeceğini belirtmesine rağmen, Avrupa’nın Ukrayna’ya yardım konusunda Amerika’ya güvenmenin dışında bir B planı olmadığını kabul etti.

Belki de Ukrayna’nın bu aşamada güvenebileceği tek umut ışığı, Rusya’nın Ukrayna’nın doğusundaki yavaş ilerleyişinin durdurulamaz olmadığını göstermek için ellerine geçen her fırsatı değerlendiren kendi silahlı kuvvetleridir. Rusya’nın Harkiv eyaletindeki Kupyansk kasabasını ele geçirdiğini kamuoyuna açıklamasının ardından, Ukrayna kuvvetleri bölgedeki Rus askerlerini hızla etkisiz hale getirerek kasabayı temizledi ve Zelenski’nin kasabayı bizzat ziyaret edip cephe hattına yakın bir yerde zafer videosu çekmesine olanak sağladı. Zelenski’nin bölgeye bu ziyaretinin elbette geçerli bir sebebi vardı; Trump’ın Rusya yanlısı tutumunun büyük bir bölümü, Rusya’nın durdurulamaz bir şekilde ilerlediği algısına dayanıyor. Ukraynalıların Kupyansk’taki bu başarısını cephe hattının daha sağlam tahkim edilmiş diğer bölgelerinde tekrarlayıp tekrarlayamayacağı belirsiz olsa da, bu çatışma Trump’a, tabii eğer dikkat ediyorsa, Rusya’nın yenilmez olmaktan çok uzak olduğunu gösterebilir.

Zelenski için üzücü gerçek şu ki, tüm bunlar çok az ve çok geç kalmış olabilir. Er ya da geç, Zelenski Kasım ayı sonunda yayınladığı kasvetli bir videoda öngördüğü seçimi yapmak zorunda kalacak; “Ya onur kaybı, ya da önemli bir ortağını kaybetme riski.” Birincisini seçerse, ülkesinin bir düşman ve eski müttefik tarafından parçalanmasına tanık olacaktır. İkincisini seçerse, ABD’nin Rusya ile yeni bir ekonomik ve siyasi yumuşama uğruna onu terk ettiğini görecek; bu da Ukrayna’yı ve Avrupa’yı Rusya’nın insafına bırakacaktır.

 

*Michal Kranz, Varşova’da Doğu Avrupa ve Orta Doğu üzerine çalışan bir gazetecidir. Ukrayna’daki savaş sırasında sahadan haberler yapmış, Lübnan’da siyaset ve toplumu takip etmiş ve Polonya’dan bölgesel gelişmeleri düzenli olarak aktarmaktadır.

 

Kaynak: https://www.persuasion.community/p/ukraines-impossible-dilemma

Tercüme: Ali Karakuş

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.