Çocukluğumdan beri müzik kaseti biriktiriyorum. Sadece dinlemekle de kalmayıp kasetlerin kartonetlerinde adı geçen herkesi merak edip öğrenmeye çalışan bir ilgiydi bu. Yani albümü kim yönetmiş, aranjeleri kim yapmış, enstrümanları kimler çalmış, hangi stüdyoda kaydedilmiş, tonmaister olarak sesleri kim mix etmiş vs. Hatta sanatçının fotoğraflarını çekenden, yapımcı firma ve hangi kaset çoğaltım fabrikasının logosunu taşıdığına kadar, aşağı yukarı bir sektörü belirleyen hemen bütün isimleri öğrendiğim söylenebilir. Bununla beraber sanatçıların yeni çıkan albümlerinin reklamlarını, İMÇ’den haberleri, söyleşiler dahil müzik camiasındaki gelişmeleri sayfalarına aktaran MüzikMagazin isimli dergiyle beraber, yaşadığım şehrin gazete bayiine gelen müzikle ilgili ne varsa takip ediyorum. Böylece 2000’lerin başına varmadan hatırı sayılır bir külliyata sahip olmuştum artık.

Daha evvel edebiyat dergilerinde şiirler yayınlamaya başladığım için yazı dünyası ile bir şekilde ilişki kurmama rağmen elimdeki bu kaset arşivi ve müzik dergilerinin bana açtığı dünya ile de ilgili neler yapabileceğime dair sorular sürekli kafamdaydı. Takip ettiğim bu müzik dergilerinde kimi yazılar mevcuttu ama ben güncel ile akademik yorum arasında konumlanan başka bir dilin peşindeydim. Gerçi tam aradığım yazı formuna yaslanan Stüdyo İmge, Çalıntı gibi müzik dergilerinin çıktığını sonradan öğrendiğimi belirtmeliyim. Lakin yaşadığım şehre gelmiyordu ne yazık ki bu yayınlar. İşte tam o günlerde benim de yakından takip etmeye başladığım Radikal gazetesi “İki” isminde bir ek vermeye başladı Pazar günleri. Türkiye’nin entelektüel gündemini buradan gözlemlediğim, şahsen düşünce ufkumun gelişimine de katkılar sunan bu ekte rastladığım müzik yazıları ise adeta benim için kaleme alınmış gibiydiler.
Arşivime giren ilk Dilmener yazısı 1999 tarihli
Evet, ağırlıklı pop müzik üzerinde idi bu metinler ama ara sıra Gülden Karaböcek’in eski çalışmalarını toplayan “Altın Klasikler” albümünü merkez alan, Karaböcek’in müzik dünyasındaki yerini tespit eden, müzik kariyerini tarihe not düşen yazılar da çıkıyordu. Bahsettiğim ve benim her pazar gününü heyecanla beklediğim bu yazıları kaleme alan Naim Dilmener ismi ile ilk karşılaşmam böyle oldu. Aşağı yukarı neyi nasıl yazabileceğime ilişkin önümde bir deneyim vardı artık diyebilirim. Dilmener’in birçok müzik yazısını altını çizerek okuyor, yeni isimler, müzikal ilişkiler öğrenmenin merakı içerisinde kesip arşivime aldığım yazılardan sonra bana kazı yapabileceğim inanılmaz bir alan aralanıyordu. Yıldız Usmanova ismini oradan öğrendim mesela. 31 Ekim 1999 tarihli bu yazısından sonra ilk Ankara seyahatimde müzik marketleri saatlerce dolaştıktan sonra ancak bir yerde rastladığım Usmanova kasetini almanın huzurlu yorgunluğunu anlatamam.

Naim Dilmener’in Radikal İki ekinde her pazar günü yayınladığı müzik yazılarının bana açtığı geniş koridordan hareketle öncü müzik yazılarım 2000’lerin başlarında biçimlenmeye başladı. İlk yazım, Aryaevi isimli edebiyat, felsefe, sanat dergisindeki “Gecikmiş Albüm Tanıtımları” başlığını taşıyordu (Bengi Bağlama Üçlüsü’nün Kalan Müzik etiketi ile çıkan “Güneş Bahçesinden Ezgiler” isimli ilk çalışması üzerine). Eskiden yayınlanmış ama üzerinde yeterince durulmadığını düşündüğüm, kimisi hakkında hiç yazı yazılmamış ama benim önemli bulduğum albümleri tarihe not düşmeyi istediğim yazı dizim derginin ömrünün kısa olmasıyla devam etmedi ama kendime artık bir kanal bulmuştum ben çoktan.
Dilmener, kült çalışması olan ve modern müzik tarihimiz açısından temel kaynak eserlerin başında gelen “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş-Hafif Türk Pop Tarihi” isimli kitabını 2003 yılında okuruna sunuyor ama onun yazı ile ilgisi çok daha eskilere uzanmakta. Ta 1979 yılına, Oluşum dergisinde yayınladığı “Münire Hanım” isimli öyküsüne kadar gidiyor. Yine aynı yıllarda Sesimiz dergisinde de öykülerini görüyoruz. Onun öykü ile yolunun kesişmesi, yani metin kurmaya estetik bir kanaldan girmesi, muhtemelen Radikal İki’deki müzik yazılarının akıcı dilini besleyen önemli bir etken. Bu arada kaybolan da bir öykü kitabı dosyası var. Yayınlanması için 80’lerin önemli dergisi Beyaz’a ulaştırılıyor bir kadın şairimiz tarafından ama ses seda çıkmayınca dosyanın orada kaybolduğunu öğreniyor maalesef.
Bu kayıptan sonra bir süre yazmayı bırakan Dilmener 90’lı yıllarda Suat Bilgi’nin çıkardığı müzik ağırlıklı dergi Çalıntı’da (ilk sayısı 1993) devam eder yarım kalan yolculuğuna. Çalıntı’da Halil Turhanlı, Murat Beşer, Münir Tireli, Metin Solmaz, Ogan Güner, Taner Ay, Evin İlyasoğlu, Gökalp Baykal, Melih Katıkol, Ferzan Uğurdağ, İ.Melih Baş, Besim Dellaloğlu, Fırat Kutluk gibi birçok önemli ismin müzik yazarları vardı. Yine o yılların önemli gazetesi Gazete Pazar’da da metinlerinin çıkmaya başladığını belirtelim. Gerçi ondan evvel, 90’larda özel radyo kanallarının adeta patladığı süreci de dahil etmek gerekli Dilmener’in yazı hayatı için. Basılı bir yayım söz konusu olmasa da biriktirdiği albümler üzerine konuşma imkânı bulduğu Mavi Radyo için hazırladığı programın yine de bir metin etrafında toplandığını söylemek mümkün.
Alanındaki En Önemli Eserlerin Başında Gelen
“Hafif Türk Pop Tarihi” Selim İleri’nin Önerisi ile Şekilleniyor
Pop müziğe ilgisinin kökleri ise Mardin’de geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarında radyodan duyduğu şarkılara uzanıyor. Hatta Hümeyra, Selda Bağcan’dan çok etkilendiğini, bununla beraber Cem Karaca, Barış Manço ve Moğolları da o dönem çok dinlediğini belirtir bir söyleşisinde (Express, Eylül/Ekim/Kasım 2018, Sayı 166). O yılların en etkili müzik dergisi olan Hey’in gençlik kulübüne üye mesela. Muhtemelen ilk müzik yazısı da yine bu efsane dergide çıkmış olsa gerek. Çünkü yukarda bahsi geçen söyleşide Hey’de haftanın üç şarkısını seçip değerlendirme metni yazdığını anlatıyor. Hey 1970’de çıktığına ve Dilmener 72’de üniversite okumak için İstanbul’a geldiğine göre bu tarih aralığında yayımlandı büyük ihtimal yazısı. İstanbul sürecinde ise ilginç biçimde Salata, Gırgır ve Fırt gibi mizah dergilerine ürün veriyor.

Her müzik yazarının kuşkusuz plak, kaset, dergi koleksiyonu olması gerekli. Onun asıl koleksiyona yöneldiği tarih de İstanbul’a geldiği yıllarda başlıyor. Kapalı Çarşı’da tezgahtarlık yaparken haftalığından artırdıkları ile satın aldığı plaklarla. -Kazandığının yarısını koleksiyon oluşturmaya harcayan tutkulu biri olarak- 2006 yılında yaptığı bir söyleşisinde 10 binin üzerinde albümünün bulunduğunu belirtiyor (Milliyet Pazar Eki, 28 Mayıs 2006). Ki, o rakam şimdi daha da fazladır. Dolayısı ile tek başına, Türkiye’nin belli dönemlerinin ses tarihini elinde bulunduruyor diyebiliriz.
Her ne kadar başlangıcından 2000’lere pop müziğimiz üzerine kronolojik olarak her yılın albümleri, isimleri, olaylarını merkez alarak ilerleyen “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş” isimli kaynak kitap müziğimizin seyrini konu edinse de Türkiye’nin modernleşme öyküsüne farklı çerçeveden bakılabilmesine kapı araladığı tartışma götürmez. Bir anlamda müzik üzerinden sosyolojik, kültürel ve politik bir yakın dönem okuması yapmak isteyenler için özel bir metin vasfı taşımakta. Aslında kitabın yazılış hikayesi de ilginç. Çünkü yakın zamanda kaybettiğimiz kıymetli roman yazarı Selim İleri’nin bir teklifi ile şekil alıyor “Hafif Türk Pop Tarihi”. 2000’lere doğru milenyum için yol alırken ortak bir kitap olarak düşünülen “21.Yüzyıla Kalanlar” dizisi için Dilmener’den 30-40 sayfa ile sınırlı şekilde işin “pop” kısmını yazması isteniyor.
Hikâyenin devamı şöyle: “Kaynakları taramaya ve ilk satırları yazmaya başlamışken dizinin iptal edildiği haberi geldi. Üzülmedim, aksine çok zor olan bu işin artık sona ermiş olmasından dolayı bir tür huzur buldum; haftalık yazılarımla, sevgili dostum Fatih Özgüven bir gün ofisime uğrayana kadar baş başa kaldım. Fatih hep sorardı, yine sondu ‘Ne oldu o kitap?’ Projenin iptal edildiğini duyunca bu kitabı İletişim’e önermek istediğini söyledi ve bu konudaki fikrimi sordu. Korkuyor olmama rağmen yine ‘Evet’ dedim. Ama bu sefer her şey daha hızlı gelişti. Hemen İletişim’de bir toplantı yapıldı ve Ahmet İnsel, kitabın yazılması için istediğim uzun süre (1,5 yıl kadar) dahil her konuda beni serbest bırakıp ‘Başlayın’ dedi” (2003: sayfa 12-13).
Edindiğim vakit baştan sona altını çize çize okuduğum “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş-Hafif Türk Pop Tarihi” benim için temel eserlerden birisi. Birçok müzik yazımı tasarlarken yararlanmak amacıyla en çok masama indirdiğim kitap desem abartmış olmam. Gramofonun Osmanlı topraklarına ilk girişinden başlayıp 2000’lere uzanan 430 sayfalık hacmiyle modern müziğimizin tarihsel öyküsünü oldukça coşkulu anlatımla okuyucuya aktaran kitap bence kült bir eser.
Türkiye’de müzik yazımı akademyanın dışında gelişti
Bir diğer eseri “Hür Doğdum Hür Yaşarım-Ajda Pekkan Kitabı” (2007) da aynı şekilde 1960’lardan itibaren bir sanatçı üzerinden sadece müzikal hayatımızı değil, kültürel ve sosyal yaşantımızın değişimi konusunda temsil gücü yüksek örnekle bizlere veri aktaran bir çalışma. Kahramanı kendisi gibi tutkulu(!) bir plak koleksiyoncusu olan romanı “Sezenak Su” (2018) da aynı şekilde 2000 sonrası Türkiye’sini anlamamıza imkân aralayan bir kitap.
Sevgili üstadımız Naim Dilmener’i ofisinde ziyaretim. Ocak 2020. İstanbul.
Yazıları ile bana ilham veren ve üzerimde manevi emeğinin varlığını hissettiğim isimlerden birisi olarak Naim Dilmener ile ilk kez yüz yüze tanışmamız kalkıp onu görmek için İstanbul’a gittiğim 2020 yılının başıdır. Gazetelere verdiği söyleşilerdeki fotoğraflarından bildiğim plaklarla dolu ofisinde beni ağırladığı, imzalatmak için hususen yanıma aldığım kitaplarına benim için anlamlı cümleler yazdığı o günü kuşkusuz unutmam mümkün değil. Ama asıl unutmadığım cümle, kendisine ufuk veren bir yazıdan açtığı bahis idi. Murat Belge’nin Milliyet Sanat’ın 1982 yılındaki bir sayısında Zeki Müren’in o günlerde çıkardığı, teyp kasetinin bir yüzünü baştan sona kaplayan “Kahır Mektubu” şarkısı üzerine kaleme aldığı ve Dilmener’in “bu konu ile ilgili böyle de düşünülebilirmiş” dediği metin hakkındaki cümlesinin beni de çok etkilediğini söylemeliyim. Daha sonra gidip sahaflardan buldum o dergiyi ve yazıyı. Arabesk müzik üzerine Türkiye’deki verili bakış açısını sarsan metinlerin başında gelen Belge’nin makalesinin aynı zamanda ileride bu konuda meseleyi anlamaya çabalayan birçok entelektüel için de yol açıcı olduğunu belirtmek gerekli.
Türkiye’de müzik yazımının akademyanın dışında geliştiği açık. Bu yüzden Dilmener başta olmak üzere Orhan Kahyaoğlu, Murat Meriç, Murat Beşer, Münir Tireli, Gökalp Baykal gibi isimler ve Stüdyo İmge, Çalıntı, Boom Müzik, Müzük, Müzikalite, Roll gibi dergilerde kalem oynatanların büyük emekleri söz konusu. Dilmener’den, “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş-Hafif Türk Pop Tarihi” kitabının devamı niteliğinde olacak yeni müzik kitaplarını heyecanla beklediğimi bilmesini isterim.
