1980 sonrası müziğimizin en ilham verici gruplarından Çağdaş Türkü’nün, Ahmet Telli’nin şiirinden hareketle şarkılaştırdığı “Bekle Beni”nin nakaratında “Ama acılara alışılmaz / Bir şeyler var değişecek / Bir şeyler var değiştirmemiz gereken / Önce acılardan başlanacak” cümleleri adeta 12 Eylül’ün sadece bedenlere değil, ruhlara verdiği acının şiddetini azaltmayı uman bir ağıt gibidir. Bu ağıt tarihe Tolga Çandar’ın sesinden not düşülür..
1985 yılında Eftal Küçük’ün öncülüğünde Ankara’da kurulan Çağdaş Türkü’nün başlangıçta bir solisti yoktu. Hatta bu bir arayışa dönüşür. Çalışmalar sürerken grupta bağlamaları çalan Çandar da stüdyoya girip okumak ister. Neticede “tesadüfen” Çağdaş Türkü “burnunun dibindeki” solistini bulmuş olur. Grubun besteleri her ne kadar bütünüyle makamsal yapıya ya da geleneksel türkü formuna yaslanmasa da ortada “yerli” eserler görürüz. Ancak dinlediğimiz ne geleneksel bir türküdür, ne de türkü formundan tamamıyla kopuk bir çalışma. Çandar, grubun eserlerindeki bu türkü ezgilerine kapı aralama yönelimlerini etkileyen kişinin kendisi olduğunu belirtiyor bir söyleşide (ODTÜLÜLER BÜLTENİ, Nisan 2010, Sayı 195: 15). Bu yönelimin salt Çağdaş Türkü ile sınırlı kaymayarak bugün “Tolga Çandar” dediğimizde, çalışmalarına merak duyan dinleyicilerinin zihninde oluşmuş, Ege’den başlayarak “ülkenin bütün türkülerini okuyan sanatçı” algısının inşasına kadar genişlediğini iddia etmek de mümkün.
Çandar’ın müzikal kişiliğinin ve bu kişiliği belirleyen entelektüel bilincinin, 1970’li yılından itibaren başlamasının bir yanında, ülkenin içerisinde çırpınıp durduğu şiddet, tutulan yas, hemen her gün bir genç bedenin omuzlarda taşındığı acılı günler bulunduğunu hatırlatalım. Bu yas’ın, ölümler ve kayıplar karşısında yaşanan acı’nın, darbe sonrası yaşanan resmi şiddetin, idamların, işkencelerde bedenlerle beraber ruhların da darbedilmesinin derin izlerini taşıyan besteler Çandar’ın sesi üzerinden kayıt altına alındığını söyleyebiliriz.
Çağdaş Türkü’nün, -çoğunluğu Eftal Küçük’ün olan- bestelerine ruh veren Çandar’ın gruba katkısı sadece solist düzeyinde değildir. Grubun ilk albümü “Bekle Beni”de “Cemre” isimli enstrümantal çalışma ve daha sonraki “Delikanlıya” albümündeki “Oradayım Şimdi” (Söz : Ahmet Telli) ve “Ayrılık Saati” (Söz : Behçet Aysan) besteleri ile farklı bir renk, duyarlılık katan sanatçı bu verimi ile Çağdaş Türkü’nün arşivini zenginleştirmiştir. Her iki “Albümdeki eserleri yorumlayan Tolga Çandar, hem besteleriyle hem de ses rengi ve etkileyici yorumuyla sonraki dönemde tek başına yürüteceği çalışmalarının ipuçlarını veriyordu”(Tufan Kurdoğlu, 1980’li Yıllar Türkiye’sinde Grup Müziği, İTÜ, Yüksek Lisans Tezi, 2008: 52”) bir bakıma.

90’larda Popüler olan türkü albümlerine kapı araladı
1986 yılında, grubun ikinci albümü olan “Delikanlıya” yayınlanmadan evvel “Türküleri Egenin” isimli solo çalışması bu yürüyüşün kapısını aralayan ve 1980 sonrası müziğimiz adına yüz akı albümlerden birisi olarak yerini çoktan aldı. Kuşkusuz müzikal haritamızda her dönem öncü çalışmalardan söz edebiliriz. Yeni Türkü ve Çağdaş Türkü gibi 80 sonrasının önemli grupları müziğimize bir açılım kazandırma adına yol açıcı misyonu yerine getirirken, Çandar’ın “Türküleri Egenin” albümü 90’lardan itibaren türkülere dair gelişen büyük ilginin kaynağını inşa eden nadir çalışmaların başında gelir. Ki, bu yüzden mesela Hürriyet Gösteri dergisinin 1998 tarihli 204. sayısı “Müziğin Yükselen Değeri: Türküler” kapağı ile çıkar bu popülariteden dolayı. Modern altyapılar ile hazırlanan, aynı zamanda grubun daha evvelki albümünün elde ettiği sound ve tecrübe üzerine oturan “Türküleri Egenin” çalışmasının o yıllar için türkü merkezli bakış açılarına yeni kapılar aralayan bir üretim olduğu tartışma götürmez. Çandar’ın yanı sıra Erkan Oban, Eftal Küçük ve Ertan Türe’nin de katkı sunduğu “Türküleri Egenin”deki müzikal mantığı ilerici bulan birçok isim ve grup buradan hareket ederek ilerleyen yıllarda benzer çalışmalar ortayı koydular.
Özellikle dünya müziğinin geldiği teknik imkanları görerek, modern bir sound ve altyapı üzerine yerli enstrümanlar kullanarak yeni kuşaklarla geleneksel türküleri buluşturan, dolayısı ile etik ve sorumluluk sahibi bir sanatçının ülkesine ödeyebileceği en önemli borcunu yerine getiren bir isim olarak 90’larda adeta “patlama” yaşayan bu ilgide -dönem itibarıyla- katkısı bulunan Tolga Çandar’ın, ardından gelen çoğu ismi, grubu bir şekilde etkilediği tartışma götürmez. Ege türküleri ardından “Harman”, “Türküden Şarkıya”, “Sen Türkülerdesin”le devam eden bu yolculuğun Çağdaş Türkü deneyimi üzerine şekillendiğini unutmamak gerekli. Halim Şafak’ın Çandar için hazırladığı kitaptaki söyleşide, kendisini de için katarak “Biz hepimiz Talip Özkan’ın ceketinden çıktık.” demesi de dikkate değerdir.

Şu bir gerçek ki, Tolga Çandar’ın, izlerini Çağdaş Türkü’nün iki albümündeki performansında bulabileceğimiz kendine ait bir “okuma” biçimi mevcut. Bu özgün yorumu -gerek bağlama icrası, gerek türküleri seslendirme anlamında- besleyen mutlak bir kaynak olmalı. O, bu kaynağın Talip Özkan olduğunu söylüyor. Özkan’ın Türk halk müziğine tarihsel katkıları söz konusu. Ancak en önemlisi, Tolga Çandar’ın da memleketi olan Ege Bölgesi’ne has zeybeklerin icrasına getirdiği açılım ve yeniliktir. “Bölgede çalınan zeybek eserlerin günümüze kadar bağlamada özel bir tavırla (tezene vuruşu) çalındığı bilinmektedir. Oysa zeybek tavrı Talip Özkan’ın yaptığı çalışmalarla kendisine has bir üslup ve tavır oluşturmasına kadar yörede sadece davul zurna ile çalınmaktaydı. Bir başka deyişle bu geleneksel zeybek tavrı ilk olarak Talip Özkan’la bağlamaya taşınmıştır da denilebilir.”(Özcan Özdemir, Talip Özkan’ın Sanatçı Kişiliği ve Ege Bölgesine Kazandırdığı Zeybek Eserlerin Müzikal Analizleri, Haliç Ün., Yüksek Lisans Tezi, 2008: 2).
Talip Özkan’dan devraldığı estetiği sonraki kuşaklara taşıdı
Çandar, Talip Özkan’ın tarihsel dokunuşu ile bağlamada kendisini bulan Ege türkülerinin, zeybeklerin sonraki kuşaklara aktarılabilir hâle gelmesinde aracı bir isim olarak 1980 sonrasında önemi tartışılmaz işlev görmüştür. Özkan’ın, bağlama üzerinden hayatiyet verdiği, daha geniş alana yaydığı türküleri alıp, modern altyapılar üzerinde yeniden çalarak, okuyan Çandar’ın bu bilinç ile hem Çağdaş Türkü grubunun beste ve düzenlemelerine, “türkü”ye yönelinmesine katkı sunmuş hem de bir anlamda kendi müzikal yolunun ışığını yakmıştır. Çağdaş Türkü ile ilgili kendisine yıllar önce sorulan bir soruya verdiği cevapta “Biz grubun adını koyarken bir akımdan yola çıkarak koyduk bunu. Bu akımın adı New Song Moment. Güney Amerika ülkelerinde başlayan ve bütün üçüncü dünya ülkelerine yayılan bir akım bu. New Song Moment’in karakteristik özelliği, yabancı ve yoz kültürlere karşı olmasıdır. Bu akım, kendi kaynaklarından ve miraslarından, kendi müziklerini yapıyorlardı.” diyor.
1980’lerin ortalarında, kültür kodlarından kendilerine miras kalan müzikal birikime ayırt etmeksizin bütüncül biçimde zenginleşen bir bellek ile bakan yaklaşımı sayesinde Çağdaş Türkü’nün geleneğe yeniden ruh verdiğini, geleneği modern zamanlara gerektiği teknik ve tematik oylumda dönüştürdüğünü görürüz. 1960’ların sonu ve 70’lerde bir moda gibi yayılan Anadolu Rock, Pop akımının fark etme konusunda yeterli donanımla yaklaşamadığı, dolayısı ile kendilerinden beklenilen şekli ile geleneği dönüştüremedikleri düşünülürse 80’lerin başlarında yaşanmış bütün kültürel, politik, sanatsal deneyimle hayata daha aklı selim bir belleğin aurasından bakan yaklaşım sergileyen “Yeni Türkü/Yeni Şarkı” arayışlarının “ne yaptıklarına, yapacaklarına” dair daha tutarlı pratik ve teorileri olduğu söylenebilir.
1980 sonrasının en önemli müzikal kazanımlarından ve ilham verici nadir gruplarından birisi olan Çağdaş Türkü deneyimi ve ardından Tolga Çandar’ın Ege türküleri “okuyarak” kendisine çizdiği hattın, sadece müzikal anlamda değil, edebiyattan, sinemaya kadar hayatın her alanında, üzerine bastığımız bu topraklar için eğer anlamlı bir katkı söz konusu olacaksa bunun ancak kendi kültür, medeniyet kaynaklarımıza, birikimimize, mirasımıza dönerek yapılabileceğine dair, ardından gelecek kuşaklara büyük bir iz bıraktığına inananlardanım.

Kalemine sağlık Selçuk ağabey. Kadir İnanır’ın “Sen Türkülerini Söyle” filminin giriş introsunda tanımıştık Çağdaş Türkü grubuna. Sayende Rami Kışlası’nı tekrar hatırladık, dinledik.
2000 başlarında sesini ilk duyduğumda çok heyecanlanmıştım. Gelenek ve modernliğin karışık tınıları o yılların çöllerini aşmamda büyük bir moral olmuştu. Kasetleri hâlâ durur evimde, çalacak bir teybim olmasa da. O günlerin köklü derinliğini yeniden sağlayan yazınız için çok teşekkür ediyorum. Var olun!