Trump’ın İran’a Karşı Büyük Blöfü

Trump yönetiminin bu savaşı mümkün olduğunca çabuk sona erdirmek için güçlü ekonomik teşvikleri var. Nitekim Trump ve danışmanları arasında kapalı kapılar ardında giderek büyüyen bir çaresizlik duygusu olması hiç şaşırtıcı olmaz. Bu da elbette Trump yönetiminin ve müttefiklerinin İran’ı günlerinin sayılı olduğuna ve çok geç olmadan Amerikan taleplerini kabul etmesi gerektiğine ikna etmeyi amaçlayan bir medya kampanyası yürütmesini açıklıyor.
Ekim 9, 2026
image_print

Trump yönetimi ve Wall Street Journal’ın yayın kurulu da dahil olmak üzere destekçileri, bugünlerde İran savaşına ilişkin haberleri ABD kazanıyormuş ve Tahran’ın paramparça edilmeden, hatta belki de “yok edilmeden” önce Washington’ın taleplerine boyun eğmesi gerekiyormuş gibi göstermek için haberleri kendi lehlerine çevirmekle meşgul. Nitekim Trump, Tahran o zamana kadar teslim olmazsa ara seçimlerden sonra İran’a askerî balyozu indirme seçeneğini hazırlıyor.

Aslında Trump ve destekçileri, ana akım medyada İran’a karşı bir “azami baskı kampanyası” yürütüyor.

Bu kampanyanın başarısız olacağı kesin. Hatta bu durum, Trump yönetiminin çaresizliğini yansıtıyor. Başkan, ABD’nin kaybetmeye mahkûm olduğu bir savaş başlattı ve artık bu temel gerçeği değiştirmek için yapabileceği pek bir şey yok.

Trump’ın propaganda kampanyasının iki boyutu var: biri ekonomik, diğeri askerî.

İlk olarak yönetim, İran’ın ABD’nin deniz ablukası ile Hazine Bakanı Scott Bessent’in 24 Ağustos 2026’da açıkladığı Ekonomik Dışlama Operasyonu (Operation Economic Outcast) nedeniyle ekonomik olarak boğulduğunu savunuyor. Aynı zamanda Körfez’den petrolün yeniden, 27 Şubat 2026’daki seviyelerin çok da altında olmayan oranlarda aktığını ileri sürüyor. Bunun ima ettiği şey açık: İran’a uygulanan ekonomik ceza yakında onu teslim olmaya zorlayacak; ABD ekonomisi ve daha genel olarak uluslararası toplum ise toparlanma yolunda ilerliyor.

İkinci olarak ABD, Trump’ın seçim kısıtlamalarından kurtulacağı ara seçimlerin ardından büyük çaplı bir askerî saldırı için güçlerini yığıyor. Giderek büyüyen yıkıcı bir ABD saldırısı tehdidi ile İran’a yaşatılan ekonomik sıkıntının birleşmesi, Tahran’ı durumu daha da kötüleşmeden şimdi pes etmeye zorlamayı amaçlıyor.

Bu stratejinin çok büyük sorunları var. Ana akım medya bunu itaatkâr biçimde aktardığında ikna edici görünüyor ancak gerçekte neler olduğuna yakından bakıldığında dağılıyor.

Askerî boyutu ele alalım. Manşetler ABD’nin Körfez bölgesine 10.000 ek asker ve üçüncü bir uçak gemisi olan USS Theodore Roosevelt’i gönderdiğini söylüyor; böylece İran’ın yakında üç Amerikan uçak gemisiyle karşı karşıya kalacağı izlenimi yaratılıyor. Üstelik bölgede zaten bulunan yaklaşık 50.000 ABD askerine eklenen bu birlikler, Trump’ın gerçekten kara harekâtını düşündüğünün kanıtı olarak sunuluyor.

Ancak uçak gemileriyle ilgili tablo, manşetlerin ima ettiğinden oldukça farklı. Roosevelt’in USS George Washington’ın yerine gönderileceği bildiriliyor; sözde üçüncü uçak gemisi USS George H.W. Bush ise Orta Doğu’dan çoktan ayrıldı ve şu anda Tayland’da. Dolayısıyla şu anda bölgede yalnızca bir uçak gemisi bulunuyor. Nitekim bu, savaş boyunca ABD’nin Orta Doğu’da yalnızca bir uçak gemisi bulundurduğu ilk dönem ve ara seçimlerden sonra ikiden fazla — hatta iki tane bile — olacağını düşünmek zor.

Daha büyük sorun ise İran savaşının ABD Deniz Kuvvetleri üzerinde ciddi baskı oluşturması. Üst düzey komutanlar mevcut operasyon temposunun süresiz olarak sürdürülemeyeceği konusunda uyarıyor. Uçak gemileri ve diğer savaş gemileri son derece uzun görev süreleriyle dönüşümlü olarak konuşlandırılıyor; bu da bir noktada ele alınması gerekecek ciddi bakım ve hazırlık sorunları yaratıyor. Bu sorun, ABD gemilerinin yakındaki lojistik tesislere erişimini kaybetmesi ve giderek Körfez’den yaklaşık 2.500 mil uzaktaki Diego Garcia’ya kadar uzanan bir ikmal zincirine bağımlı hâle gelmesiyle daha da ağırlaşıyor.

Fakat İran’ı vurmak için üç uçak gemisi hazır olsa bile, ABD ve İsrail’in 28 Şubat ile 8 Nisan 2026 arasındaki başarısız 40 günlük bombardıman kampanyasında birlikte başaramadığı neyi yeni bir hava harekâtında başarabilirler? Bazıları ABD’nin sonunda İran’ın petrol altyapısını yok edebileceğini ileri sürebilir. Ancak sorun şu ki İran ikinci vuruş kapasitesini koruyor ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin petrol altyapısını tahrip ederek karşılık verebilir. Bunun uluslararası ekonomi açısından doğuracağı sonuçları düşünmek bile ürpertici.

Bütün bunlara ek olarak ABD ciddi bir gelişmiş silah sistemi sıkıntısıyla karşı karşıya. Bu, 40 günlük bombardıman kampanyasını sona erdirmesinin ve son haftalarda İran’la karşılıklı bombardımana girmekten kaçınmasının başlıca nedenlerinden biri. Hem İran’ı vurmak hem de İran’ın misillemesine karşı savunma yapmak için gereken kritik mühimmattaki kıtlığın, yenilenecek herhangi bir stratejik bombardıman kampanyasının kapsamını ve yoğunluğunu sınırlayacağı ve dolayısıyla başarı şansını azaltacağı düşünülebilir.

Kara kuvvetlerine gelince, kara harekâtı ihtimalini değerlendirirken Orta Doğu’daki toplam ABD askerî personelini saymak yanıltıcıdır. Bir kara savaşında en önemli olan şey, fiilî kara muharebe birliklerindeki asker sayısıdır. Tahminime göre bölgede hâlihazırda konuşlanmış yaklaşık 50.000 ABD askerî personelinden yaklaşık 5.000’i bu tür birliklerde bulunuyor: 11. Deniz Seferi Birimi’nde yaklaşık 2.200 Deniz Piyadesi ve denizci, 82. Hava İndirme Tümeni’nden 2.000 asker ve Kuveyt’te Görev Gücü Spartan’la bağlantılı olabilecek yaklaşık 800 Kara Kuvvetleri personeli.

Bölgeye gönderilmekte olan yaklaşık 10.000 ek personelin 2.200’ü de 13. Deniz Seferi Birimi’ne bağlı. Geri kalanların çoğu Theodore Roosevelt uçak gemisine ve ona destek veren savaş gemilerine atanmış denizcilerden oluşuyor. Dolayısıyla mevcut konuşlandırma planlarına bakıldığında, tahminime göre Kasım ayının sonuna doğru ABD’nin Körfez bölgesindeki kara muharebe birliklerinde 7.500’den biraz daha az personeli olacak: yaklaşık 4.400’ü iki Deniz Seferi Birimi’nde, 2.800’ü ise Kara Kuvvetleri personeli.

Bu kadar küçük bir kara kuvvetinin İran’ın nüfusuna ve coğrafyasına sahip bir ülkeye karşı umut vadeden bir seçenek sunması mümkün değil. Bu sayının yaklaşık 23.000’e çıkacak şekilde üç katına çıkarılması bile — ki bu son derece düşük bir ihtimal — temel sorunu değiştirmez. Emekli Orgeneral Barry McCaffrey, Hürmüz Boğazı’nın güvence altına alınmasının yaklaşık 150.000 asker ve üç ila altı aylık çatışma gerektireceğini tahmin ediyor.

Karşılaştırma yapmak gerekirse Rusya, Şubat 2022’de Ukrayna’yı yaklaşık 190.000 askerî personelle işgal etti ve bu kuvvet Rusya’nın başlangıçta ele geçirdiği toprakların büyük bölümünü elinde tutmasına yetmedi. İran’ın nüfusu, Rus işgalinin başlangıcında Ukrayna’nın sahip olduğunun iki katından fazla ve coğrafyası da işgalci bir ordu açısından çok daha zorlayıcı.

Basitçe söylemek gerekirse ABD, İran’ın geniş çaplı işgali için gereken kara kuvvetine uzaktan yakından benzeyen bir güç toplamış değil. Nitekim Tahran açısından, ABD’nin mevcut kuvvetlere benzer bir güçle böyle bir saldırı başlatma kararı İran’a ABD’yle son derece elverişli koşullarda savaşma fırsatı sunacaktır.

Ölü bir atı kırbaçlama pahasına da olsa iki noktayı daha belirtmek gerekiyor. Birincisi, İran savaşının Amerikan kamuoyunda ne kadar rağbet görmediği düşünüldüğünde, çok sayıda ABD askerinin ceset torbaları içinde ülkeye dönmeye başlaması neredeyse kesinlikle büyük bir tepki doğuracaktır.

İkincisi, İran’dan gelen füze ve insansız hava aracı tehdidi ABD Deniz Kuvvetleri’ni bu büyük ve savunmasız gemileri İran kıyılarından uzakta tutmaya zorluyorsa, amfibi hücum gemilerindeki Deniz Piyadeleri İran topraklarına nasıl çıkacak?

Şimdi ekonomik boyuta dönelim. ABD’nin İran ekonomisine büyük zarar verdiğine ve İran halkına muazzam sıkıntılar yaşattığına kuşku yok. Ancak bu uzun zamandır böyle. Temel soru, bu cezanın İran’ı Amerikan taleplerine boyun eğmeye zorlayıp zorlayamayacağıdır.

İran’ın Amerikan baskısına boyun eğdiğine dair hiçbir kanıt yok ve bunun olacağından şüphe etmek için üç neden var.

Birincisi, tarihsel kayıtlarda yalnızca ekonomik bir ablukanın hedef devleti teslim olmaya zorladığı bir örnek bulmak son derece zordur.

İkincisi, İran ABD ve İsrail’i kendisi için varoluşsal tehditler olarak görüyor. Trump’ın İran’dan söz ederken kullandığı soykırımcı dil düşünüldüğünde bu pek şaşırtıcı değil. Hayatta kalmalarının tehlikede olduğuna inanan devletleri zorlamak son derece güçtür.

Üçüncüsü, ekonomik sıkıntı aşırı hâle gelirse İran’ın güçlü bir tırmandırma seçeneği bulunuyor: Körfez ülkelerinin ve İsrail’in petrol ve doğal gaz altyapısını, ayrıca son derece savunmasız durumdaki tuzdan arındırma tesislerini hedef alabilir.

Kısacası yalnızca ekonomik baskının İran’ı Trump’ın şartlarını kabul etmeye zorlayacağını görmek güç. ABD’nin yeniden askerî güç kullanmaktan söz etmesinin nedenlerinden biri muhtemelen budur. Ancak yukarıda savunduğum gibi bu seçeneğin de olumlu bir sonuç üretme ihtimali pek yüksek değildir.

Son olarak, bugün Körfez’den Eylül başına kıyasla daha fazla petrol aktığına kuşku yok. Ancak hem İran hem de Husiler bu eğilimi tersine çevirmek için yoğun çaba harcıyor. İran her gün ABD refakatindeki tankerlere saldırıyor, Husiler ise Suudi Arabistan’daki hayati petrol altyapısını hedef alıyor.

Üstelik Körfez’den petrol akışının artmasına rağmen benzin fiyatları hâlâ çok yüksek ve yüksek dizel fiyatları, kalıcı enflasyon, yüksek ipotek faizleri ve Batı’nın büyük bölümündeki tehlikeli derecede yüksek tahvil getirileri de dahil olmak üzere bir dizi başka ekonomik sorunun yakın zamanda hafifleyeceğine dair hiçbir işaret yok.

Bütün bunların anlamı şu: Trump yönetiminin bu savaşı mümkün olduğunca çabuk sona erdirmek için güçlü ekonomik teşvikleri var. Nitekim Trump ve danışmanları arasında kapalı kapılar ardında giderek büyüyen bir çaresizlik duygusu olması hiç şaşırtıcı olmaz.

Bu da elbette Trump yönetiminin ve müttefiklerinin İran’ı günlerinin sayılı olduğuna ve çok geç olmadan Amerikan taleplerini kabul etmesi gerektiğine ikna etmeyi amaçlayan bir medya kampanyası yürütmesini açıklıyor.

Ancak gerçekler farklı bir hikâye anlatıyor. Dolayısıyla bu stratejinin başarısı, Trump’ın İranlıları Godzilla’nın üzerlerine doğru geldiğine inandırarak kandırabilmesine bağlı.

Tahran’ın bu oyuna geleceğini düşünmek için çok az neden var.

Kaynak: https://mearsheimer.substack.com/p/trumps-big-bluff-on-iran