Küçük veya büyük bir gruba dışarıdan ya da içeriden bir tehdit gelirse, grubun “biz”lik duygusu artar, toplumsal kimlik daha belirgin hale gelir. Bu gerçek bir tehlike olabileceği gibi, aslında gerçek olmayan, ancak öyle algılanan bir tehdit de olabilir. Savaş dönemleri, açlık, büyük doğal afetler, büyük ve acılarla dolu toplu göçler, soykırım, sürgün gibi insan eliyle yaşatılan travmalar, toplumsal kimliğin uyanmasına ve bireysel kimliğin önüne geçmesine yol açar ve bireylerin büyük fedakârlıklar göstermesine neden olur. Fakat yine böyle zamanlarda yaşanan acılarla baş edebilmek için toplumsal psikolojide fanatizmin temelleri atılır.
Böyle zamanlarda ortaya çıkan psikolojik durum, ünlü grup psikanalisti Wilfred Bion’un teorisindeki[1] “temel varsayım grupları”nın işleyişine benzer. Bion’un küçük tedavi grupları için tanımladığı özellikler, adeta ulus ve millet gibi büyük bir grup için de geçerli hale gelir. Toplum, çalışma grubu olma özelliğini yitirmiş, akılcılıktan uzaklaşmış, dağılmaya yüz tutmuş bir grubun temel varsayımlarına göre hareket ediyor gibidir. Ancak literatürde, bu durumu daha iyi karşılayan, Vamık Volkan tarafından üretilmiş bir kavram daha vardır: “Büyük-grup gerilemesi”.
Vamık Volkan’ın katkıları
Büyük-gruplar, toplumlar da zor durumlarda tıpkı bireyler gibi bir gerileme yaşarlar; ancak insan ve topluluk yaşamının erken dönemlerinde görülebilecek, bu nedenle “ilkel” denen, “fanatizme bireysel psikolojik yaklaşım” yazısında ele aldığımız savunma mekanizmalarına benzer tepkiler verirler. Grup, gerileme içine girdiğinde, yapıcı (olumlu) dinamikler değil yıkıcı (olumsuz) olanlar ön plana geçmeye başlar. “Büyük-grup gerilemesi” kavramı, işte bu durumları anlatmaya çalışır. Demek ki büyük-grupların, toplumların fanatizme düşme zamanları, toplumsal kimliğin bireysel kimlikten daha öne çıktığı büyük-grup gerilemesi yaşanılan dönemlerdir. Gerileme içindeki gruplar, belli bir süre için, daha önceden çok iyi bildikleri güvenli bir limana sığınma ihtiyacındadırlar. Ancak gerileme katıysa ve bir süre sonra yok olmuyorsa, ortaya çıkan fanatizm benzeri tepkiler, gruba ve çevreye zarar verici, sağlıksız hale gelir.
Toparlayacak olursak; bir toplumun tarihsel psikolojisinde yapısal olarak fanatizme yatkınlık gösteren durumlar olabildiği gibi, her toplum, yaşadığı zorluklar karşısında ruhsal bakımdan gerileme gösterdiği dönemlerde de fanatizme düşebilir. Fanatizm, toplumun yaşadığı bu gerilemenin bir görünümü, dışavurumu olarak ele alınabilir. Yapısal bakımdan tarihsel psikolojileri belli türlerde fanatizme yatkın toplumlar, zorluklar karşısında yaşadıkları gerilemelerde daha kolay fanatizme düşer ve potansiyellerine uygun fanatizmler gösterebilirler.
Bu noktada toplumların psikolojik değerlendirmesi için, “büyük-grup gerilemesi”nin yanı sıra “seçilmiş travma” gibi çok önemli başka kavramları da tanımlayan ünlü Türk psikanalist Vamık Volkan’ın bir görüşü üzerinde durmak istiyoruz. Volkan, çalışmalarında toplumların bugün verdikleri tepkilerde geçmişte yaşanmış ama yası tutulmamış acıların önemini gündeme getirmektedir. Fanatizm açısından, geçmişte yaşanmış ama yası tutulmamış acıların önemi reddedilemez. Tam olarak yası tutulamamış acılar, toplumsal kimliğin öne çıkması, fanatik tepkilerin gösterilmesi için önemli bir ateşleyici olabilir. Tarihte yaşanmış acı olaylar, zaman zaman büyük-gruplarda sanki olay bugün yaşanmış gibi büyük ve derin duygulara yol açabilir. Geçmişle şimdi arasındaki uzun zaman dilimi bir anda ortadan kalkar; geçmiş, şimdi haline gelir. Toplumsal psikolojide geçerli olan bu duruma Vamık Volkan, “zaman çökmesi” adını vermiştir. Zaman çökmesinde, olay sanki dün yaşanmış, zaman geçmişten gelip “şimdi”nin üzerine çökmüş gibi, toplum içinde çok canlı duyguların yaşanmasına neden olur. Bundan sonra gruptaki bireylerin toplumsal kimlikleri daha da canlanır, grubu simgeleyen semboller ve lidere bağlılık önem kazanır. Grup, güncel olayları geçmişin gölgesinde algılar. Dolayısıyla gerçeği olduğu gibi görebilme yetisini kaybeder.
Vamık Volkan’a ilave
Bize göre Volkan’ın sözünü ettiği “zaman çökmesi”nin, geçmişte yaşanmış ama yası tutulmamış acıların “büyük-grup gerilemesi”ne yol açarak fanatizme ve fundamentalizme yol açtığı şeklindeki tezi, oldukça anlaşılabilir, ufuk açıcı ve açıklayıcı olsa da yetersizdir. Fanatizmi incelerken geçmişin acılarına bakmalıyız, yası tutulmamış acıların bugünkü önyargılarımıza etkilerini incelemeliyiz ama bir toplumun psikolojik incelemesinde asıl bakmamız gereken yer, zamanın çöktüğü değil süreklilik gösterdiği, dünün bugünün içinde yaşandığı durumlardır. Devamı olduğumuz toplumun uzak geçmişteki psikolojik yapısının grup davranışı haline gelerek bugün toplumsal psikolojimizde nasıl sürdüğünün titizlikle araştırılması, toplumsal psikolojimizde fanatizmin ortaya çıkış nedenlerinin oralarda gösterilmesi gerekir. Geçmişin aynısı olarak şimdi devam eden özelliklerimizin fanatizmin ortaya çıkışındaki rolü, yası tutulmamış acılarımızdan daha fazladır. Geçmişin yası tutulmamış acı olaylarının elbette toplumsal psikolojimizde yeri vardır ama bir toplumun verdiği tepkileri, gösterdiği gerilemeyi bununla açıklayamayız.
Bu türden bir olayın tedavisi, yasın tutulmasına izin veren bir tutum almaktır. Ama fanatizmi yas tutarak tedavi edemezsiniz, çünkü kökenleri çok daha derinde ve tedavisi çok daha zordur. Tarihsel psikolojimiz, bize doğrudan doğruya atalarımızdan miras kalır. Dedemin yaşadığı bir olayın hatırası bugün hâlâ biliniyorsa, yası tutulmadığından izi canlı biçimde kalmışsa bu benim psikolojimi de etkiler, ama benim psikolojim üzerinde, dedemle aynı genetik havuzu paylaşmamın, aynı dili ve grup davranışlarını göstermemin etkisi çok daha doğrudan ve büyük olacaktır.
Vamık Volkan’ın “büyük-grup gerilemesi” dediği şey de, yalnızca geçmişte yaşanmış ve yası tutulmamış acılarla ilgili değildir, yukarıda belirttiğimiz gibi, aslında insanların psikolojik olarak zorlandıklarında, durumla baş edebilmek için, çocuklukları boyunca geçtikleri gelişim basamaklarına geri dönmeleri olgusunun büyük-gruplar için kavramsallaştırılmasından ibarettir.
Geçmişin yası tutulmamış acılarını gereğinden fazla önemsediği için eleştirdiğimiz Volkan’ın tanımladığı, büyük-gruplar içinde ortaya çıkabilecek psikolojik gerilemenin işaretleri ise topluluk psikolojisinde fanatizmi anlamamızda vazgeçilmez niteliktedir. Volkan’ın tanımlamasına göre, gerileme yaşayan toplumlarda grup üyeleri bireyselliklerini yitirirler. Grup üyeliği ve grup kimliği, bireysel kimlik değerlerinden daha önemli hale gelir. Bireysel fikirler ve farklılıklar aşınırken, grup kimliğine ait genellemeler ve önyargılar daha önemli ve yaygın bir konuma ulaşır.
Grup, bütün olarak gözü kapalı bir biçimde liderin çevresinde toplanır. Lidere olması gerekenden, bir insanın sahip olabileceğinden daha üstün nitelikler atfedilir ve onun kararlarına sorgulamadan boyun eğilir. Dolayısıyla büyük-gruplar gerileme yaşarken çok kolay yönlendirilip hareketlendirilebilir. Grup içinde keskin bölmeler, iyi-kötü, siyah-beyaz ayrımları, bölünmeler görülür. Bu keskinlik, grubun kutuplaşmasına ve uçlarda kalanların “kötü” diye damgalanmasına neden olur. Grup içindeki farklı görüşler hemen “hain”likle damgalanır ve bu damga kolay kolay değiştirilemez. Grup, kendi içindeki hainleri bulmakla fazlaca meşgul hale gelir. Aynı keskin bölme, grubun dışı için de geçerlidir. Dışarıdaki gruplar da kolayca düşman olarak damgalanır; bunu değiştirmek de hiç kolay değildir. Grup, kendi kimliğiyle düşman grup kimliği arasında keskin ayrımlar yapar. İki tarafın birbirine benzer olduğu tarafları göz ardı ederken, farklılıkları abartır. Küçük farklılıklara odaklanma, temel uğraşılardan biri haline gelebilir. Bilimde, sanatta, politikada ya da gündelik hayatta bunlarla daha sık ve fütursuzca karşılaşılmaya başlanır.
Liderle grup arasındaki bağımlılık artar ve liderin gücü kanıksanır, sorgulanmaz hale gelir. Topluluk, ahlaki değerler açısından daha mutlaklaştırıcı ve cezalandırıcı bir moda geçer. Kurallar katılaşır, uymayanlar sert biçimde cezalandırılır. İnanç dizgesinin dışında kalan değerlere sahip ötekiler tümgüçlü bir tarzda düzeltilmeye, doğru yola getirilmeye uğraşılır. Başarılamazsa sert şekilde cezalandırılır.
Büyük-grup gerilemesinin bu işaretlerini, Türk tarihinin bugününde ve geçmişinde aradığımızda, büyük imparatorluklarımızın belli bir durağanlık ve güvenlik sağladıkları yükselme dönemleri dışında, bu özellikleri taşıdığımızı görürüz. Elbette bu, yapısal olarak değil ama durumsal olarak fanatizme yatkın olduğumuza delalet eder. Ancak toplumumuzun tarihsel kader olarak fanatizme yatkın oluşu, şimdilerde sanıldığı gibi her fırsatta “milliyetçi fanatizm”e düştüğü anlamına gelmez. Her toplum, büyük-grup gerilemesi yaşadığı dönemde kendisine özgü fanatik tepkiler verir ama yine her toplumun fanatizme düşmemek için devreye soktuğu birtakım gayretleri de vardır.
[1] Bion’a göre insanlar, grup halinde bulunduklarında, bireysel davranışlarından oldukça farklı bir “grup davranışı” sergilerler ve iki tür zihinsel işleyişe sahiptirler. Bunlardan birincisi, “çalışma grupları”dır. Grup, kendisini yaptığı işe verdiğinde, zihni üretken bir amaca yöneldiğinde “çalışma grubu” karakteristikleri sergiler. Tüm gruplar, topluluklar, toplumlar, hep çalışma grubu olarak kalmak isterler. Çocuk yetiştirme pratikleri ve okul eğitimi sırasında, insanlar buna doğru yönlendirilmeye çalışılır. Toplumu bir arada tutmaya çalışan ahlak ve devlet gibi maddi ve manevi tüm yapıların amacı da budur. Ama nasıl insanın yaşamı boyunca, her zaman sadece akılcı davranması mümkün değilse, arada bir aklın ilkelerinin işlemediği bilinçdışı (unconscious)[1] süreçler gündeme geliyorsa, topluluklar da bazen, hatta çoğu kere çalışma grubu karakteristiklerini bırakır, diğer grup davranışına, öteki zihinsel işleyişe doğru savrulurlar. Bu diğer grup davranışına, bilinçdışı süreçlerin baskın olduğu zihinsel işleyişe Bion “temel varsayım (basic assumption) grupları” adını verir. Grubu oluşturan bireylerin bir sıkıntıyla karşılaştıkları zamanlarda grup, çalışma grubu niteliklerini terk ederek temel varsayım grubuna dönüşür; akılcı, bilinçli süreçler yerini akıldışı, bilinçdışı süreçlere bırakır. Grup, zihniyet ve davranış olarak çocukluk zamanlarına geriler, çocuk gibi düşünüp davranmaya başlar, çocuksu, ilkel savunma düzeneklerine başvurur.
Bion, grubun geliştirdiği bu savunma tutumuna “temel varsayım” adını verdiği için, grupların bu ruh halini gösterdiği duruma da “temel varsayım grubu” diyor. İnsanın grup davranışında, temel varsayımlar, çalışma kadar ve hatta ondan da daha önemlidir, çünkü kaynağı bilinçdışıdır ve aklın denetimi dışındadır. “Çalışma grubu” zekice planlar yapan ciddi bir ebeveyne, “temel varsayım grubu” ise, arzularını doyurma peşinde koşan, eğlence arayan veya ürkmüş bir çocuğa benzer. “Temel varsayım grubu” için hiçbir çabaya gerek yoktur ama “çalışma grubu” olabilmek için yoğunlaşma, yaratıcı güçlerin organizasyonu ve beceri gereklidir. “Temel varsayım grubu”nun üyeleri, dürtüseldir ve eyleme yatkındır; öğrenme ve uyum yetenekleri kısıtlanmıştır; grubun yer ve zaman yönelimi bozuk, belleği karmaşıktır. “Temel varsayım grubu”nun dili, klişe sözlerle, anlamsız yineleme ve genellemelerle doludur; gruba müphemlik ve tanımsızlık egemendir; üyeler kendilerini tam olarak bir yere ait hissedemezler.
Bion’a göre üç temel varsayım veya üç temel varsayım grubu vardır. Bir başka deyişle, her grup, yaşantısının herhangi bir aşamasında bu üç varsayımsal zihniyet yapısına göre işler. Bunlardan birincisi “bağımlılık”tır; bu varsayım, grubun sorunların yalnızca idealleştirilmiş bir lider tarafından çözülebileceğini düşündüğünü ifade eder. Bu varsayım grubunun içinde hareket eden üyeler, sanki hiçbir şey bilmiyorlarmış ve yetersiz- immatür yaratıklarmış gibi davranır, liderlerine çok fazla yapışırlar. İkinci temel varsayım, “vur-kaç”tır. Grup, sorunlarla ya kaçarak ya da savaşarak başa çıkabileceği inancındadır. Zaten Bion için, panik, kaçma ve denetimsiz saldırı aynı şeydir. “Vur-kaç grupları”nın zihniyeti, gruplar bir açmaz durumla karşılaştığında gündeme gelir; grup, ya kaçar ya savaşır; asla makul bir orta yol arayışına girmez. “Vur-kaç varsayımı”na göre işleyen bir grupta, bireyin hiçbir önemi yoktur; grubun korunması için gerekirse bireyden vazgeçilir. Son varsayım olan “eşleşme” (pairing), grubun henüz bir lidere sahip olmadığı zamanlardaki umut duygularını temsil eder. Eşleşme zihniyetine göre işleyen bir grupta, yani “eşleşme grubu”nda mesiyanik (kurtarıcı bir Mesih gelmesini bekleyen) umutlar belirgindir. Topluluk, tüm çabasını ister insan ister düşünce ya da ütopya biçiminde olsun bir mesih yaratmaya yönlendirme eğilimine girer. “Eşleşme temel varsayım grubu”nda var olan lider sorgulanmakta, topluluk tarafından reddedilmektedir; yeni bir lider arayışı söz konusudur.
